Entellektüelinden sıradan vatandaşına kadar memleketine kalben bağlı olan hemen herkesin gelecek hakkında hoş şeyler düşünmesi, istikbalin mükemmel, mâmur ve her bakımdan düzgün olmasını arzulaması hem iyidir; hem de bir yerde vatandaşlık görevidir…

Ama uçmamak, hayallere dalmamak, kendini olduğundan kat kat büyük görüp de yapılamayacak işleri hedef kabul ederek geçmişin azametini intikam ile karışık yayılmacı politika hayalleri haline getirmemek şartıyla…

Türkiye’de bir kesim, şimdi maalesef böyle hayallere dalıp uçmaya başladı!

Bazı köşe yazılarında ve sosyal medyada herhalde okumuşsunuzdur: Bize karşı olan her memleketten ve herkesten aleyhimizde yaptıkları bütün fenalıkların hesabını mutlaka soracakmışız! Tepemiz attığı takdirde Suriye’deki Rus birliklerini ezip geçermişiz, Amerika ismimiz her zikredildiğinde korkudan zaten tir tir titriyormuş, Amerikan ekonomisi yerle bir etmemize de çok az kalmışmış! Yunan ve Bulgar sınırlarına yığılan mülteciler Avrupa’daki çöküşün başlangıcına ve yeni bir “Türk asrı”nın doğuşuna işaretmiş. Asırlardır çöküşümüz için ellerinden geleni yapan emperyalist, oryantalist, siyonist vesaire güruhu bugün-yarın tepeleyecekmişiz ve şu andaki bütün çabamız önümüzdeki günlerdeki yeni “Türk asrı”nın, hattâ Osmanlı’nın tekrar doğuşunun başlangıcı imiş!

Bu zihniyet bizde asırlardır mevcuttu. Devlet adamları da arada bir aynı havalara girip neticenin ne olacağını ölçüp biçmeden etrafla savaşa tutuşmuş ve memleketi perişan etmişlerdi.

“300 ÇADIR” TERÂNESİ PERİŞAN ETTİ!

Örnek mi?

Meselâ, 18. asrın ortalarında eski büyük zaferlerin ve şaşaalı günlerin hasreti içerisindeki zamanın hükümdarına “Devletimiz uzaktan arslana benzer ama yanına gelindiğinde dişlerinin ve tırnaklarının dökük olduğu görülür” diyerek savaş ilânından vazgeçiren Koca Ragıp Paşa’nın vefatının ardından böyle boş heveslere karşı çıkacak devlet adamı maalesef kalmamıştı. Dolayısı ile ordunun harp edecek güçte olup olmadığına bakılmadı, sadece birkaç ay süreceği tahmini ile açılan savaşlar senelerce devam etti ve ardarda mağlûbiyetler yaşayıp küçüldük!

Hayâl ve uçuş devlete Birinci Dünya Harbi senelerinde de hâkim oldu! 1915’te Basra’daki İngiliz hücumunu bir-iki birlik ile savuşturabileceğine inanan Enver Paşa ile arkadaşları “İran’ı fethetme” hevesine kapılıp Irak’taki birlikleri İran taraflarına sevkettiler, neticede İngiliz ordusu zamanla Halep’e kadar ilerledi, üstelik İran’da da bir iş edemedik!

Unutmayalım: 1878’de uğradığımız ve Rus ordusunun Yeşilköy’e kadar gelmesi ile neticelenen 93 Harbi’ndeki bozgunun ardında, Midhat Paşa’nın “300 çadırla geldik, gerekirse 300 çadırla döneriz” diyerek hem sarayı hem de orduyu kaybedileceği daha en baştan belli olan bir savaşa sürüklemesi vardır!

Memlekette şimdilerde de etrafta bütün böyle boş hayaller yüzünden uğradığımız felâketleri bilmeyenlerin ve bilip öğrenmeye çalışmadan yine aynı ruyâlara dalanların haykırışları işitiliyor; “Vururuz, kırarız, perişan ederiz, Amerika’yı da Moskova’yı da dize getirip yerlere sereriz, zaten tek bir söz ettiğimiz anda bile çatır çatır çatırdıyorlar” terâneleri yükseliyor.

“Kabrinde müsterîh uyu ey nâmdar (isim sahibi, meşhur) atam! / Evlâdının bugünkü adı sâde intikam!” zihniyeti şimdi sadece şiir kitaplarındadır!

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • yazi_yorum74 21 gün önce Siyasetçi halkının aynasıdır. Hayalperest bir halkın siyasetçisi de halkını hayal peşinden koşturur.
    CEVAPLA
  • leon-lof 22 gün önce Sizin gibi sağduyu sahipleri de olmasa , vay halimize....
    CEVAPLA