Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Önceki akşam kendi sahasında Galatasaray ile karşılaşan Fenerbahçe yine mağlûp oldu ve bu yenilgi Şükrü Saracoğlu Stadı’nı senelerden buyana himayesi altında tutan Yusuf Fahir Baba’nın takımını artık korumadığını da âyan beyan gösterdi!

Yusuf Fahir Baba’nın kim olduğunu şimdi tekrar anlatmam gereksizdir; ismini işitmeyen, hele Fenerbahçe camiasından Baba’yı bilmeyen herhalde kimse yoktur!

Fener’in öncesinde, tâââ “Siyah Çoraplar”da futbol oynayan; 20. asır İstanbulu’nun gayet önemli tasavvuf ve dinî musiki erbâbından olan ve 1967’de vefat eden Celvetî ve Bektaşî Şeyhi Yusuf Fahir Baba’yı Fenerbahçeliler’e bundan altı sene önce yazdığım bir yazı ile ben tanıtmıştım.

Vefatının ardından yıkılan evinin Şükrü Saracoğlu Stadı’nın ucunda olduğunu ve Galatasaray’ın Fener’i Şükrü Saracoğlu’nda o zamana kadar bir türlü yenememesinin sebebinin de stadın Yusuf Fahir Baba’nın “manevî himayesi altında” bulunması olduğunu yazmış, “Galatasaraylılar’ın söylediklerine bakmayın, uğradıkları yenilgiye gerekçe olarak gösterdikleri ‘Stadda cin var, büyü var, muska konmuş, okuyup üflüyorlar’ gibisinden bahanelerine inanmayın. Stad, Yusuf Fahir Baba’nın himayesi altındadır; Galatasaray orada imkânı yok, kazanamaz” demiş ve Fenerliler’i “Bu manevî büyüğünüze karşı saygısızlıkta bulunmadığınız müddetçe Galatasaray’ın koruma kalkanınızı delmesinin imkânı mevcut değildir!” diye uyarmıştım.

Herşeyi böyle açık açık söylemiştim ama Fenerbahçeliler bu ciddî uyarımı maalesef dikkate almadılar; Yusuf Fahir Baba’ya bazıları gereken hürmeti göstermedi, onu günlük hayatta ve sosyal medyada eğlence mevzuu hâline getirdi. Gayet celâlli bir zât olan Baba Efendi de anlaşıldığı kadarı ile bu densizliklere senelerce sabretti, neticede Fener’i uyarmak istedi ve himayesi altında tuttuğu klübüne bir ders vermek maksadıyla geçen senenin Şubat’ında Fener’in Galatasaray’ın karşısında üstelik de kendi sâhasında 3-1’lik mağlûbiyete uğrayarak darmadağın olmasına göz yumdu!

Ama, Fenerbahçe’nin fanatikleri Yusuf Fahir Baba’nın bu şiddetli uyarısından ders almamış olacaklar ki, onun manevî hatırasını rencide edecek yorumlara devam ettiler ve bu yüzden önceki gün yine Şükrü Saracoğlu’nda Galatasaray’dan bir başka darbe daha yediler!

12 KÖŞELİ ESRARLI TAŞLAR...

Futbolla hiç mi hiç ilgilenmememe, takım falan da tutmamama rağmen bazı Fenerli arkadaşlarımın dün akşamdan buyana ortalıkta perişan bir vaziyette dolanıp durduklarını görünce içim sızladı, şefkat hislerim kanatlandı ve Fenerbahçe’ye sevâbına tarihî bir hizmette bulunayım dedim...

Bu sevabı işlemeden önce, bundan seneler evvel yaşanmış bir hadiseden, 1995’te vefat eden Mevlevî Şeyhi Selman Tüzün’den bahsedeceğim...

Selman Bey, Mevlevîlik tarihinin en önemli tekkelerinden olan Bahariye Mevlevîhânesi’nin meşhur şeyhi, şair ve musiki tarihimizin büyük ismi Hüseyin Fahreddin Dede’nin torunuydu...

Nasıl zarif ve hoş bir zat olduğunu, dostları hasretle hatırlarlar...

Rahmetli Selman Bey ile seneler önce Teşvikiye’deki evinde bir sohbetimize söz Yusuf Fahir Baba’ya geldi... Yakın dost olduklarını, birbirlerini çok sevdiklerini anlattı ve bir hatırasından bahsetti:

“Biz ona ‘Fahir Ağabey’ derdik” diye anlatmaya başladı. “Birgün elinde büyücek bir kutu ile fakirhaneye geldi, ‘Sana bir Bektaşî tâcı getirdim. Şimdi bu tâcı başına koyup tekbirleyecek ve Bektaşî icazeti vereceğim’ dedi. ‘Ağabey, ben Mevlevîyim; Mevlevî sikkesi koyduğum başıma başka bir tarikatin tâcını koyamam. Hem benim pîrim Hazreti Mevlânâ kıskançtır, buna izin vermez. O tâcı ancak teberrüken (mubarek kabul ederek, bereket getirmesi için) kabul edebilirim’ dedim ve aldım. Fahir Ağabey âdet olan duayı yaptıktan sonra cebinden iki ayrı teslim taşı çıkardı, tekbir getirip onları da verdi...”.

Bilmeyenler için kısaca söyleyeyim: “Tâc” veya “tâc-ı şerîf”, en basit ifadesi ile tarikatlere mahsus özel başlıklardır; “teslim taşı” da “teslimiyet” mânâsına gelen, 12 köşeli olan, Bektaşîliğe giren dervişe şeyhin hususî bir merasimle taktığı ve dervişin boynundan artık hiç çıkartmadığı 12 köşeli bir objedir. 12 köşenin herbiri bir imamı temsil eder, bazı teslim taşlarının her iki yüzünde Bektaşîlik’e mahsus ibâreler ve çizimler vardır.

Selman Bey bunları anlattıktan sonra “Fahir Ağabey’in tâc-ı şerîfi ile teslim taşlarını sana vereyim, onun ve benim hatıram olarak saklarsın” dedi ve içeriden tâc ile taşları getirdi...

Ama, tâcın “terk” denen 12 dilimli keçesi ve tülbendleri artık lime lime olmuştu, alıp götürmemin imkânı yoktu, zira yolda dağılırdı! Selman Efendi’ye teşekkür edip sadece teslim taşlarını aldım...

Şimdi asıl meseleye, yani Fenerbahçe’ye sevâbına yapacağım iyiliğe geliyorum:

Yusuf Fâhir Baba’nın teslim taşları hâlâ bendenizdedir ve bana öyle geliyor ki, Fenerbahçe’nin Şükrü Saracoğlu’ndaki zaferlerle dolu eski şaşaalı günlerine dönmesinin sırrı, aşağıda fotoğraflarını yayınladığım bu taşlardadır...

Fenerliler, geçen seneye kadar himayesine mazhar oldukları ama bazı şuursuz fanatiklerin temiz ismini vıcık vıcık internet sitelerinde kirletip Galatasaray karşısında uğradıkları her mağlûbiyetin ardından edepsizce hakaret yağdırdıkları Yusuf Fahir Baba’nın ruhaniyetinden Baba’nın mensubu olduğu yolun kaidelerine göre ve samimiyetle özür diledikten sonra teşkil edecekleri bir heyetle taşları ziyaret edip af ritüelini tamamlayabilir.

Ama, rahmetli Selman Bey ile Yusuf Fahir Baba’nın hatırası olan bu güzelim taşları kimseye vermem, hattâ elletmem bile, sadece söylediğim gibi istifadelerine sunarım... Artık öpüp başlarına mı koyarlar, su dolu bardağa atıp o suyu içmeyi mi tercih ederler, taşların batırılıp çıkartılacağı tanker dolusu suyu şişeleyip müsabaka öncesinde taraftara mı dağıtırlar, sahaya mı serperler, yahut son zamanların modasına uyup enselerine taşların dövmelerini mi yaptırırlar, bilemem...

Gülmeyin ve sakın ola ki ciddiye almamazlık da etmeyin; Şükrü Saracoğlu’nu Galatasaray’ın zulmünden kurtarabilmenin tek yolu, işte budur...

Benden söylemesi...

Yusuf Fahir Baba’nın bende bulunan teslim taşları.
Yusuf Fahir Baba’nın bende bulunan teslim taşları.

Yusuf Fahir Baba, 20. asrın ilk çeyreğinde, şimdi Şükrü Saracoğlu Stadı’nın içinde kalan evinin bahçesinde eşi İzar Hanım ve kızı Selma ile beraber (Revak Kitabevi’nin bir yayınından).
Yusuf Fahir Baba, 20. asrın ilk çeyreğinde, şimdi Şükrü Saracoğlu Stadı’nın içinde kalan evinin bahçesinde eşi İzar Hanım ve kızı Selma ile beraber (Revak Kitabevi’nin bir yayınından).

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!