Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

PKK’nın Gara’da 13 masumu katletmesi Amerikan yönetiminin terör örgütüne sağladığı ve uzun zamandır zaten bilinen her türlü desteği daha da belirgin hâle getirdi ve Washington ile aramızdaki ipler gerildi...

Şimdi şaşkın ve kızgın vaziyette “Bu nasıl iş? Bir memleket terör örgütüne nasıl destek verir? Hele o teröristler müttefik bir ülkede faaliyet gösteriyorlarsa?” diyoruz...

Aslında hiç düşmememiz gereken şaşkınlığımızın sebebi, geçmişte başımıza gelen benzeri dertlerde, yani bize karşı silâha sarılan ayrılıkçı, terörist, vesaire güruha bazı memleketlerin verdikleri desteği artık maalesef tamamen unutmuş olmamızdır! Bu destekler tâââ 18. asırda başlamış, milliyetçi ayaklanmaların çağı olan 19. yüzyılda arttıkça artmış, 1800’lerin sonu ile 1900’lerin başlarında da zirveye ulaşmıştır.

Avrupa’nın 19. asrın ilk çeyreğinde alevlenip Yunanistan’ın bağımsızlığı ile neticelenen ayaklanmaya, 20. yüzyılın başlarındaki Ermeni patırtısına, aynı senelerdeki Lübnan olaylarına ve Arap isyanına verdiği desteğin yanısıra hem isyancılara hem de teröristlere nasıl yardım akıttığını sağladığı hatırladığınız takdirde, Amerika’nın bugünkü politikasına da hayret etmemeniz gerekir...

Ben, hiçbir zaman “Osmanlı Devleti’ni Batılı şer güçler, İngilizler, siyonistler masonlar, vesaireler elbirliği ile yıktılar” kafasında olmadım, böyle bir paranoyaya saplanmadım. Zira bu iddiaların doğruluğu, kurduğumuz devletin temellerinin çürük olması, yani beceriksizliğimiz mânâsına gelirdi ki, böyle bir düşünce en başta kendimize hakaret demekti!

İmparatorluğumuzun yıkılışında diğer devletlerin rolü tabii ki mevcuttu ama ortada “Haydi, Türkiye’yi yıkıp paylaşalım” zihniyeti değil, her devletin aleyhimizdeki hemen her hadiseyi kendi menfaatleri lehine kullanmaları vardı. Bu yüzden bütün ayaklanmalar, isyanlar ve başkaldırılar sırasında daima aleyhimizde faaliyetlerle karşılaştık.

ASKERÎ GÜÇ OLMADAN SAYGINLIK OLMAZ!

Açık konuşalım: Güçlü zamanlarımızda biz de böyle davranmıştık!

Midhat Cemal Kuntay, “Kimdim?” isimli şiirinde “Mâziye sor, ecdâdımı söyler sana kimdi; / Bir bitmez ufuktum, küre vaktiyle benimdi. // Tufanlar, alevler beni bir kal’a sanırdı; / Taçlar uçuşur, dalgalanır, parçalanırdı. // A’sâbına nabzımdaki ahengi verirdim, / Kasdeylediğim şekli verir, rengi verirdim” der ve söyledikleri doğrudur,

Şairin söylediği gibi dünyaya o asırlarda “istediğimiz şekli ve rengi” verirdik ama şimdi bize karşı olanların yaptıkları ile o zamanlardaki desteklerimizin arasında büyük fark vardı: Evet, başka memleketlerde bizim için hayırlı olan rejim ve iktidar karşıtı hareketlere, başkaldırmalara, lehimizdeki iktidar mücadelelerine açık yahut gizli şekilde yardım ettik; devletlerin zaaflarından istifadeye çalıştık, zaman geldi, tâcı bir baştan alıp öbür başa koyduk fakat katile, çapulcuya, hırsıza, uğursuza, vesaireye hiç arka çıkmadık!

Anlayacağınız, rakiplerimize karşı centilmenliği elden bırakmadık...

Derken devir değişti, güç sahnesinde yerimizi Avusturyalılar, bir ara da Fransızlar ile Ruslar aldı; zaman geçti ve İngiltere dünya gücü oldu. Vaktiyle rakip gördüğümüz devletlere karşı bizim tatbik ettiğimiz politikaları bu defa İngiltere uygulamaya başladı ama bizim aksimize teröriste, katile, vesaireye de destek vererek!

İkinci Dünya Harbi’nden sonra, İngiltere’nin yerini Amerika aldı ve köklerindeki Anglo-Saksonluk sebebiyle olacak, aynı politikaları Washington da devam ettirdi: Onlar da müttefiklerinin yüzüne gülerken arka taraftan teröre ve belânın her türlüsüne destek verdiler ve bunları yapıp ederken emsalsiz bir mürai tavır takındılar!

Bugün, Amerika’nın karşısındaki vaziyetimiz işte budur; yani asırlardan buyana karşı karşıya kaldığımız mürailiğin devamıdır! Bizde 1800’lerin ilk senelerinden buyana otoriteye baş kaldıranların tamamına arka çıkmalar; ayrılıkçı ne kadar parti, kuruluş veya grup varsa hepsini himaye altına almalar ve her vesile ile binbir bahane öne sürmeler bugün de aynen devam etmektedir. Üstelik, geçmişte böyle hemen her uğursuz hadise ile beraber kurulan ve meseleye barışçı çözüm bulmaya çalıştıklarını iddia etmelerine rağmen terör örgütlerinin siyasî kanadı ve destekçisi olan partiler ile gruplar bugün de mevcuttur.

Bütün bunların önü nasıl mı alınır?

Güçlenmekle ve ilk aşamada da en hafifinden en gelişmişine kadar bütün silâhlarını kendi imal edebilen bir ülke olmakla...

Tarihler gerçek, saygın ve çekinilen bir siyasî güç hâline gelebilmenin yolunun ciddî bir askerî güce sahip olmaktan geçtiğinin örnekleri ile doludur...

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!