Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Geçen hafta, Münir Nureddin Selçuk’un vefatının 40. yıldönümü idi...

Çocukluk ve gençlik senelerinde alaturka musikinin birinci sınıf icralarını dinlemiş ve kulakları o nağmelerle dolu olanların gönlünde Münir Nureddin, Safiye Ayla, yahut Necmi Rıza gibi büyük sanatçıların yerleri bambaşkadır.

Hiç unutmam, 1981’in 29 Nisan’ında Münir Bey’in cenazesine iştirak edip büyük sanatkârın Âşiyan’a defninden sonra 1965’de vefat etmiş olan bestekâr Refik Fersan’ın hanımı kemençe icracısı Fahire Fersan’ın Mecidiyeköy’deki evine uğramıştım. Fahire Hanım “İki fatiha okudum” demişti. “Biri 70 senelik arkadaşım Münir’e, öteki de musikiye... Bu iş artık bitti!”.

Fahire Hanım’ın söyledikleri maalesef doğru çıktı! Bir zamanların haşmetli, gümbür gümbür ve dinamik musikisi artık yoktur! İmparatorluk mirası olan tantanalı musikinin yerini şimdi ağlamalarla ve inlemelerle dolu vıcık vıcık nağmeler almıştır. “Millî musikimiz”, “ilâhî nağmeler”, “ruh pınarlarının bilmemnesi” veya “gönül damlaları” gibisinden tuhaf ve ucuz sıfatlar verilen ama geleneksel müziğimiz ile hiç alâkası olmayan zamane müziğini icra eden hanım solistler kalın perdelerden haykırmakta, erkek okuyucular kendi seslerinden mest olmuş vaziyette fakat ıztırap çeken bir çehre ile güya icrâ-yı sanat etmektedirler.

Velhasıl alaturka musiki artık yerlerdedir, bugün icra edilen müziğin hakiki Türk Musikisi ile hiçbir alâkası kalmamıştır. Çöküş sebeplerinin başında sanatkârların çalışmamaları, eski kayıtları dinlememeleri, neticede zevksizleşme, bir anda “Ben oldum!” havalarına girme ve dinleyiciyi salgın gibi etkisi altına alan zevk ve kulak kirlenmesi gelir.

BİZ YAZAMADIK, BİR İRLANDALI YAZDI!

Münir Nureddin’in musikimizdeki önemini ve yerini burada anlatmam gereksizdir, musikiye getirdikleri ve vefatı ile beraber götürdükleri bilenlerin zaten malûmudur...

Geçen hafta, Münir Bey’in vefatının 40. yıldönümü münasebeti ile tek-tük yazılar yazıldı, hakkında birkaç konuşma yapıldı ama bunların hepsi senelerdir yazılıp söylenenlerin tekrarı idi, yeni hiçbirşey yoktu...

Münir Bey hakkında bilinmeyenleri de maalesef biz yazamadık, bu işi İngiltere’deki Cardiff Üniversitesi’nin profesörlerinden İrlandalı müzikolog John Morgan O’Connell yaptı. O’Connell’in Münir Nureddin’i anlattığı “Alaturka: Style in Turkish Music”, yani “Alaturka: Türk Müziği’nde Üslûp” isimli kitabı 2013’te Londra Üniversitesi’ne bağlı çok önemli bir okul olan SOAS tarafından yayınlandı ama Türkçe’ye çevrilmedi.

O’Connell kitabını aslında 2000’lerin başında yazmış, öncelikli kaynak olarak Münir Bey’in geçenlerde vefat eden kızı Meral Selçuk’ta bulunan evrakını kullanmıştı...

Kitabı okuduğunuzda, Münir Nureddin’i tanımamış olanların bugün Münir Bey hakkında bildikleri birçok şeyin yanlış olduğunu, meselâ “gençliğinde Paris’e giderek konservatuvara devam ettiği” söylentisinin gerçekle alâkasının bulunmadığını, Münir Bey’in Paris’teki musiki eğitiminin birkaç özel ders ile bazı konserleri dinlemekten ibaret kaldığını görür ve Türk Müziği’ne getirdiği yeni icra tavrının yüksek zevkinin neticesi olduğunu görürsünüz...

ÇÖPÇÜ MAAŞINI BİLİR MİSİNİZ?

Sırası gelmişken, üstad hakkında sadece yakın çevresine malûm olan birkaç acı hâdiseyi de nakledeyim:

Münir Bey’in emekliliği yoktu! Musikiyi 60 küsur sene boyunca ve en üst seviyede icra etmiş, Cumhuriyet’in ilk senelerinde Ankara’da Riyaset-i Cumhur Fasıl Heyeti’nde, yani Mustafa Kemal’in alaturka musiki grubunda çalışmış ama emeklilik hakkına sahip olamamıştı.

Yaşlılığında bazı sıkıntılar başgösterince, yanlış hatırlamıyorsam, zamanın İstanbul Belediye Başkanı Ahmet İsvan üstad için belediyede bir kadro ayarlayıp cüz’î de olsa aylık almasını sağladı.

Ama öyle danışman, sanatçı vesaire değil, “çöpçü” kadrosu! Belediye Başkanı’nın elinden ancak bu kadarı gelebilmiş, Ankara’nın “devlet sanatçılığı” dağıttığı o günlerde Münir Nureddin’i kimseler hatırlamamış ve musikinin büyük üstadı İstanbul Belediyesi’nden “çöpçü” aylığı almaya devam etmişti.

Derken aradan birkaç sene geçti, İstanbul’da “Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı” kuruldu ve konservatuvarın kurucu başkanı Ercümend Berker, Münir Bey’i belediye çöpçülüğünden okulun hoca kadrosuna nakletti. Ama üstad artık yaşlı ve hasta idi, okula gidip ders vermesi mümkün değildi, bu yüzden sembolik mahiyette tek bir defa ders verdirildi ve aylığı vefatına kadar ödendi.

Ama memlekette karaktersiz herif mi ararsınız?

Münir Bey’in vakti zamanında musiki bakımından zayıf bulduğu için korosuna almadığı ve sonraları konservatuvarda hocalık kapabilmiş bir adam aklı sıra intikam peşine düştü Maliye’ye bir ihbar mektubu gönderip “Münir Nureddin Selçuk okulda ders falan vermeden boş yere aylık alıyor” dedi!

Maliye ne yapsın? Mecburen soruşturma açtı, prosedür işledi, ifadeler alındı, bu arada Münir Bey’in dostları Ankara’yı devreye soktular ve üstadın son günlerinde sefalet çekmesinin önüne bu sayede geçilebildi...

LİSANSÜSTÜ CEHALET!

Bilgi görgü ve sanat bahislerinde vaziyetin nasıl vahim hâle geldiğini şahsen yaşadığım bir hadiseyi naklederek anlatayım:

Konservatuvarı bitirip lisansüstü bilmemne yapan gençlerden biri, bir dostumun tavassutuyla, tezi hakkında birşeyler sormak için beş-altı sene önce evime gelmişti...

“Genç” diyorum ama öyle yeni mezun delikanlı falan değil, otuzunu geçmiş koskoca adam...

Geldi, kütüphaneme geçtik... O gün evrak, fotoğraf, vesaire tasnifi ile meşguldüm; ortalık biraz karışıktı ve yerde yerleştirilmeyi bekleyen fotoğrafların üzerinde Münir Bey’in büyük boy ve gayet bilinen bir resmi duruyordu...

Konservatuvar mezunu herif fotoğrafa baktı, sonra birşey söylemek ihtiyacını hissetti ve “Dedeniz mi?” diye sordu!

Sadece “Yallah, yürü git, beni günaha sokma!” deyip herifi kapıdışarı ettiğimi hatırlıyorum!

Burada, 40 sene önce kaybettiğimiz Münir Nureddin’in bilinmeyen bir ses kaydını, son bestelerinden olan ve “Sesin bir ışık bana her hicran gecesinde” mısraı ile başlayan Nihavend eserinin bir bölümünü yayınlıyorum...

Kayıt, 1970’lerin sonlarına doğru Münir Bey’in en yakın dostlarından rahmetli Orhan Telmen’in evindeki bir akşam yemeğinde, sofrada yapılmıştır. Münir Nureddin “Sesin bir ışık bana”yı bir hanım talebesi ile saz refakati olamadan okumakta ve şarkının bazı kısımlarını da iki sesli icra etmektedirler.

Kaydı dinlerken Münir Nureddin’in nerede ise seksen yaşında olduğunu gözönüne alırsanız, sanatının gücünü daha mükemmel şekilde farkedersiniz...

John Morgan O’Connell’in Münir Nureddin Selçuk hakkında 2013’te yayınladığı kitap. O’Connell’in eseri Türkçe’ye hâlâ çevrilmedi.
John Morgan O’Connell’in Münir Nureddin Selçuk hakkında 2013’te yayınladığı kitap. O’Connell’in eseri Türkçe’ye hâlâ çevrilmedi.

Cumhuriyet’in ilk senelerinde Ankara’da, Riyase-i Cumhur, yani Cumhurbaşkanlığı İncesaz Heyeti’nde görevli olan Burhaneddin (Ökte), Refik (Fersan), Hafız Yaşar (Okur) ve Münir (Münir Nureddin Selçuk) Beyler’in, 23 Eylül 1925’te Mustafa Kemal Paşa’nın emri ile ve onunla beraber Bursa’ya gitmeleri konusunda verilen talimat (Cumhurbaşkanlığı Arşivi, 1015048-37)
Cumhuriyet’in ilk senelerinde Ankara’da, Riyase-i Cumhur, yani Cumhurbaşkanlığı İncesaz Heyeti’nde görevli olan Burhaneddin (Ökte), Refik (Fersan), Hafız Yaşar (Okur) ve Münir (Münir Nureddin Selçuk) Beyler’in, 23 Eylül 1925’te Mustafa Kemal Paşa’nın emri ile ve onunla beraber Bursa’ya gitmeleri konusunda verilen talimat (Cumhurbaşkanlığı Arşivi, 1015048-37)

Münir Nureddin, “Sesin bir ışık bana her hicran gecesinde” mısraı ile başlayan eserini 1970’lerin sonlarında bir dostunun evindeki akşam yemeğinde bir öğrencisi ile beraber okuyor.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!