Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Geçen hafta, 1921 ile 1948 arasında Kudüs’ün Büyük Müftüsü olan Emin el-Hüseynî’nin şehrin “Yahudileştirilip parçalanmasının önlenebilmesi için destek vermesi” maksadıyla 19 Temmuz 1937’de Atatürk’e gönderdiği 13 sayfalık kehaneti andıran mektubunun bazı bölümlerini yayınladım.

Emin el-Hüseynî mektubunda “Yahudi göçüne izin verildiği takdirde Müslümanlar’ın Kudüs’te azınlığa düşecekleri”, “Araplar’ın evlerinin ve mallarının ellerinden alınacağı” ve “Günün birinde kurulacak Yahudi Devleti’nin Kudüs’ü ilhak edeceği” şeklindeki endişelerini yazıyordu ve bütün endişeleri sonraki senelerde gerçek olmuştu!

Yayınladığım mektup hem basında hem sosyal medyada geniş alâka gördü, binlerce kişi tarafından paylaşıldı ve okuyucularımdan “Ankara’nın Büyük Müftü’ye ne cevap verdiğini” soran dünya kadar mail aldım...

Yazımı gerçi “Ankara’nın bu mektuba cevap verip vermediğini herhalde merak etmişsinizdir. Ben de ediyorum, zira arşivlerle cevap ile alâkalı bir belge bulamadım” cümleleri ile bitirmiştim, yani elimizde bu konuda herhangi bir kayıt bulunmadığını söylüyordum ama bazı okuyucularım yazımın bu son kısmını herhalde gözden kaçırmış olmalılar ki hâlâ mail gönderip “Sonra ne oldu?” diye soruyorlar...

RAPORLAR VE İHBARLAR...

Şimdi, o senelerin Ankara’sının Büyük Müftü’ye bakışını ve mektubun cevapsız bırakılmasının sebebini açık ve anlaşılabilir şekilde anlatacağım...

Kudüs Büyük Müftüsü Emin el-Hüseynî, 1930’lu senelerde Ankara’nın hoşlanmadığı ve antipati ile baktığı Müslüman din adamlarının belki de en başında yeralıyordu!

Sebep ise istihbarat raporları ve yurtdışından yollanan ihbar mektuplarıydı! Sultan Vahideddin’in 1922 Kasım’ında İstanbul’u terketmesinin ardından Mısır üzerinden Mekke’ye gitmesi üzerine Ankara’ya “Sabık padişahın bazı Müslüman liderlerin, özellikle de Kudüs’ün genç Başmüftüsü’nün desteğini alarak siyasî faaliyetlere giriştiği ve bu faaliyetlerin güçlü bir ordu kurulması ile neticelenebileceği” yolunda hem istihbarat raporları, hem de ihbar mektupları yağmaya başladı.

İhbarlar ve raporlar, sabık padişahın Arabistan’dan Avrupa’ya geçip İtalya’ya yerleşmesinin ardından da devam etti. Kahire’de 1926 Mayıs’ında toplanması kararlaştırılan “Hilâfet Kongresi”ni Emin el-Hüseynî’nin düzenlediği, Sultan Vahideddin ile Kongre arasındaki bağlantıyı da onun kurduğu söyleniyordu...

Türkiye, Vahideddin’in Kongre’yi tanımadığını açıklayıp bir de protesto bildirisi yayınlamasına, hattâ Kahire’deki Kongre’nin üçüncü günü İtalya’da vefat etmesine rağmen Büyük Müftü’yü “rejim düşmanı” olarak görmeye devam etti.

Ankara’nın Emin el-Hüseynî hakkındaki endişeleri sonraki senelerde daha da arttı. Hilâfet’in 1924 Mart’ında kaldırılıp Son Halife Abdülmecid Efendi ile Osmanlı Hanedanı’nın bütün mensuplarının Türkiye sınırları dışına çıkartılmaları üzerine Büyük Müftü hakkında çok daha fazla rapor ve ihbar gelir oldu! Bu defa Emin el-Hüseynî’nin Halife Abdülmecid ile işbirliği yaptığı, hem onunla hem de Türkiye’den sınırdışı edilen 150’likler ile beraber rejimi yıkmak için faaliyet gösterdiği ve Müslüman memleketlerden Hilâfet’in ihyası maksadıyla büyük servet topladıkları yolunda Ankara’ya rapor üstüne rapor yollandı...

Hattâ, İstanbul gazetelerinde bu raporlardan hareketle Emin El Hüseynî’nin Hilâfet’i yeniden kurabilmek maksadıyla Hindistan’a gittiğini ve hâlen orada bulunduğunun iddia edilmesi üzerine Büyük Müftü “Filistin’deyim, Kudüs’te Yahudi göçüne mâni olmaya çalışıyorum, Hindistan’a hayatım boyunca gitmedim” diye bir açıklama yapmak zorunda kaldı!

Ankara, filmlere taş çıkartacak maceralarla dolu bir hayat süren Emin el-Hüseynî’nin sonraki senelerde Almanya’ya gidip Adolf Hitler ile biraraya gelmesi ve Müslümanlar’dan oluşan Nazi birlikleri teşkiline yardımcı olması üzerine vaziyetten daha da işkillendi ve Büyük Müftü ile temasta bulunmamaya ciddî özen gösterdi...

Arşivlerimizde bugün Emin el-Hüseynî hakkında çok sayıda rapor ile ihbar mektubu bulunmaktadır ve bu yazışmalar Türkiye’de din konusunda o senelerde uygulanan sıkı politika ile birarada değerlendirildiğinde, Ankara’nın Büyük Müftü’nün Kudüs konusunda 1937’deki siyasî destek talebini cevapsız bırakmasının sebebi de hemen anlaşılır...

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • halit 2 ay önce Sizin yorumunuz nedir Murat Bey? Sizce Ankara'nın müftüye fiili bir yardımda bulunmaktan imtina etmesi hata mıydı?
    CEVAPLA