Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Dün, Nazım Hikmet’in vefatının 58. yıldönümü idi; bu münasebetle anma toplantıları ve törenler düzenlendi, mesajlar yayınlandı.

Hani adamı astıktan sonra başında ağlamak gibisinden tuhaf bir âdetimiz vardır ya, tıpkı öyle!

Vefat yıldönümü vesilesiyle, Nazım’ın Bursa Hapishanesi’nde yattığı 1940’lı senelerde annesi ile yakın bir akrabasına gönderdiği, bugün özel bir kolleksiyonda bulunan ve kitaplarda yeralmayan çok sayıdaki mektubunun birkaçını yayınlıyorum...

Mektupların metinlerini vermeden önce, Nazım’ın yazdıklarında isimleri geçen kişilerin kim olduklarını izah edeyim:

“Sâre teyze”, şairin annesi Celile Hanım’ın kızkardeşi olan ve Deli Fuad Paşa’nın torunlarından Şevket Mocan’la evlenen Sâre Mocan’dır. “Nimet teyze”, Celile hanımın kuzeni ve İttihadçı Rahmi Bey’in eşi Nimet Hanım; “Ayşe” de Nazım’ın kızkardeşi Sâmiye Hanım’ın kızıdır.

Nâzım, annesi Celile Hanım’a 9 Ekim 1949’da gönderdiği, “Farzet ki, ben öldüm. Beni bir ölüyü düşünür gibi düşün, daha rahat edersin, daha az üzülürsün” gibi hüzünlü ifadelerle dolu olan ve altında hapishane müdürünün “görülmüştür” kaydı ile imzasının bulunduğu mektubunda şunları yazıyor:


“Anacığım,

Bundan önceki mektubunu da almış hemen cevap vermiştim. Her halde eline ulaşmıştır. Sâre teyzeme dediğin gibi mektup yazdım, içine Nimet teyzeme yazdığım mektubu da koydum. Herhalde kendisine gönderir.

Ayşe’nin beni görmeğe gelmek istemesi pek hoşuma gitti. Kızcağızın aklında fikrinde böyle bir şey yoktu herhalde, sen yalvarıp yakarmışsındır. Her ne hal ise, kızcağızı durup dururken rahatsız ettiğimi düşünmekle beraber onu görmekten memnun da olacağım. Ah, anacığım “Gelecek bayramını evinde yaparsın inşallah” diyorsun. Hiç sanmıyorum. Çünki, bir kere, daha bayramlarca bayram buralarda kalacağımı biliyorum. Sonra, evim barkım mı var ki, çalacak kapım mı var ki. Günün birinde, belki beş on yıl sonra, sakat ve göçmüş burdan çıksam bile meskenim bekâr odaları olacak. Ne diye bunları sana yazıyorum? Alışasın diye, hayale kapılmıyasın diye. Beni, bir kere ölmüş farzetsen, bunu kabul etsen, acısına bir kere katlanmış olursun ve her acı gibi bu da geçer, sonra alışırsın. Acılara ancak hapiste alışılmıyor, hapiste insan hiçbir şeyi unutamıyor, halbuki dışardaki insanlar için unutulmıyacak, alışılmayacak acı yoktur.

Bütün bunları sana, hakikati olduğu gibi görmen, hayallere kapılıp boşu boşuna üzülmemen için yazıyorum. Farzet ki, ben öldüm. Beni bir ölüyü düşünür gibi düşün, daha rahat edersin, daha az üzülürsün. Senin daha az üzüldüğünü bilmek de benim için bir bahtiyarlık olur.

İşte böyle anacığım. Ellerinden öperim, Nimet teyzemin gönderdiği parayı aldım. Dedim ya, kendisine Sâre teyze eliyle mektup da yolladım. Bir kere daha ellerinden öperim.

Oğlun

Nâzım”


Şair, Bursa Hapishanesi’nde kurduğu küçük atelyede diğer mahkûmlarla beraber perdelik tül dokuyup metresini 300 kuruşa satmaktaydı ve öncelikli müşterileri aile mensupları, özellikle de annesi Celile Hanım’ın kuzeni Nimet Hanım’dı...

Nazım’ın Nimet Hanım’a Bursa’dan gönderdiği tarihsiz bir mektubunda bahsettiği “elli lira” Nimet Hanım’ın satın aldığı tüllerin parası idi ve şair şöyle yazıyordu:


“Sevgili Nimet Teyzeciğim,

Göndermiş olduğunuz elli lirayı aldım. Çok çok teşekkür ederim. Tam zamanında yine hızır gibi imdadıma yetişti.

Size fotoğrafımı yollamıştım. Bilmem elinize ulaştı mı? Rahmi Bey eniştemin sıhhati nasıl? Bilhassa sevgi ve saygılarımı söyleyin.

Bana karşı gösterdiği alâkayı ömrümün sonuna kadar unutmayacağım.

Burda günlerim hep birbirinin aynı geçiyor: Yatmak, kalkmak, okumak, yazmak, resim yapmak ve düşünmek. Romatizmalarla uykusuzluktan başka şikâyetim yok. Neş’emi, ümit ve inancımı kaybetmiş değilim. Herşeye rağmen memleketime, halkıma, dünyaya ve insanlara sevgim ve ümidim beni bedbinliğe düşmekten koruyor.

Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim. Sizi hasretle kucaklar, güzel ellerinizi öperim teyzeciğim.

Enişteme bir kerre daha sevgi ve saygı.

Şöyle bir kendimi toparlayayım da, size burda yazdığım şiirlerden bazılarını göndereceğim. Malûm ya, hapishanede yazılan şiirler yanık olur.

Nazım H.”.

Şair, sayfanın altına, şöyle içli bir de not düşmüş:

“Mektubu alınca cevap verirseniz çok sevinirim. Hapis adam için her mektupta gelen bir hürriyet parçası vardır. N. H.”.


Bu da, Nazım’ın yine Nimet Hanım’a gönderdiği bir başka mektup:


“Teyzeciğim,

Kara günlerimde bana karşı gösterdiğiniz ilginin minnetlisiyim.

Annem, Nisan’ın 19’unda İstanbul’a dönüyor. O da burda benim yüzümden çok çekti. Hâsılı, şu son zamanlarda sevdiğim insanlara dert olduğum için azap çekiyorum.

Saygıyla ellerinizden öper, uzun ve sıhhatlı ömürler dilerim teyzeciğim.

Nazım Hikmet”.

Nazım’ın, annesi Celile Hanım’a Bursa Hapishanesi’nden 9 Ekim 1949’da gönderdiği mektup.
Nazım’ın, annesi Celile Hanım’a Bursa Hapishanesi’nden 9 Ekim 1949’da gönderdiği mektup.

Şaiin, annesinin kuzeni olan ve “Teyze” dediği Nimet Hanım’a mektubu.
Şaiin, annesinin kuzeni olan ve “Teyze” dediği Nimet Hanım’a mektubu.

Nazım’ın Nimet Hanım’a bir diğer mektubu.
Nazım’ın Nimet Hanım’a bir diğer mektubu.

Nazım Hikmet, hapishanede yazdığı şiirleri aile mensuplarına daktilo ederek gönderiyordu ve “Kuvâ-yı Milliye Destanı”nı da yollamışı. Destanın en tanınmış bölümlerinden olan “Onlar”ın orijinalinde, bazı kelimeler şiirin şimdi bilinen şeklinden farklı yazılmış. Meselâ bugün “En bilgin aynalara” diye bilinen ifade, şiirin orijinalinde “En elîm aynalara” diye geçiyor.
Nazım Hikmet, hapishanede yazdığı şiirleri aile mensuplarına daktilo ederek gönderiyordu ve “Kuvâ-yı Milliye Destanı”nı da yollamışı. Destanın en tanınmış bölümlerinden olan “Onlar”ın orijinalinde, bazı kelimeler şiirin şimdi bilinen şeklinden farklı yazılmış. Meselâ bugün “En bilgin aynalara” diye bilinen ifade, şiirin orijinalinde “En elîm aynalara” diye geçiyor.

Nazım (sağda) Bursa Hapishanesi’nde, mahkûm arkadaşları ile.
Nazım (sağda) Bursa Hapishanesi’nde, mahkûm arkadaşları ile.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!