Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Pandemi günlerimiz bir yandan mutasyona uğrayıp yayılan virüs ile, diğer yandan da dünyaya maymunu andıran kıllı ve kuyruklu çocuk dünyaya getirme endişesi ile aşıya karşı çıkan, hastalığa yakalanıp belirti göstermese de karşısındakini hasta edebileceği ihtimalini düşünmeyen parlak zekâlarla mücadele içerisinde geçiyor...

Şimdi, sözü uzatmadan, kısaca söyleyeyim:

Birinci Dünya Savaşı senelerinde hem cephede düşmanla, hem de yurt içinde birkaç salgınla boğuşan Türkiye’de aşı zorunlu idi! Devlet, aşı olduğuna dair belge gösteremeyenlere adım bile attırmazdı!

Salgınlar başımızda asırlar boyunca bir türlü eksik olmayan bir dertti; başta çiçek, kolera ve tifüs olmak üzere milleti kırıp geçirirlerdi ve bu dertler savaş senelerinde daha da büyük hal alırlardı. Meselâ, Sarıkamış’ta binlerce şehid vermemizin sebebi uygulanan yanlış stratejinin ve Rus mermilerinin yanısıra orduyu kırıp geçiren tifüs salgını idi; hattâ ordunun başında olan Hafız Hakkı Paşa kurşun yahut şarapnel ile değil, tifüs yüzünden can vermişti...

Onbinlerce Mehmetçik hayata salgın yüzünden veda etti ama hastalıkların bizde sebep olduğu kayıplar Avrupa ordularındaki ölümlerden epey düşüktü.

Türkiye, bu başarıyı Harbiye Nezareti’nin bünyesindeki Sıhhiye Dairesi Reisi ve Sıhhiye Genel Müfettişi, yani ordunun sağlık teşkilâtının en üst yöneticisi olan Dr. Süleyman Numan Paşa’nın çabaları sayesinde elde etti. Savaş senelerinde cepheleri defalarca dolaşan Paşa yüzbinlerce askeri aşılatıp tifo ve kolera salgınlarının önünü almaya çalışırken, sağlık teşkilâtında da yeni düzenlemeler getirdi.

Dr. Süleyman Numan Paşa’nın bu koşuşturması sırasında muavinliğini yapan genç bir doktor, sonraki senelerde Cumhuriyet Türkiyesi’nin sağlık alanındaki en başarılı isimlerinden olacak ve başbakanlık yapacaktı: Dr. Refik Saydam…

İstanbul’un 1920 Mart’ında işgalinden sonra İngilizler’in Malta’ya sürdükleri Süleyman Numan Paşa memlekete bir buçuk sene sonra dönebildi ama 1925’te henüz 57 yaşında iken vefat etti, maalesef hemen unutuldu ve ismi onunla beraber çalışmış olan bir-iki doktorun yayınladıkları kitaplarda kaldı!

Ordumuzun çok daha büyük bozguna uğramasının önüne geçen bu doktor paşanın adı henüz bir okula, enstitüye, laboratuvara yahut herhangi bir tıp kuruluşuna bildiğim kadarıyla verilmemiştir!

ZORUNLU AŞI BELGELERİNDEN BİRKAÇI

Osmanlı Arşivleri’nde bulunan ve bugün burada sadece birkaçını yayınladığım belgeler, aşının savaş yıllarında bile nasıl zorunlu olduğunu gösteriyor...

Devlet aşı olanlara “aşı şehadetnamesi” verirdi ve kimlik gösterilmesi mecburi olan muamelelerde bu belgenin ibraz edilmesi şarttı. İstanbul’a girişlerde ve çıkışlarda aşı şehadetnamesi alınmış olması mecburiyeti vardı, yani aşı olmayanlar şehre giremez yahut şehirden ayrılamazlardı! İkametgâh nakli yaptırmak isteyenlerden aşı belgesi isteniyordu, hattâ aşı olmayanların evlenmelerine bile izin verilmezdi!

İşte bu belgelerden bazıları ve arşiv referansları:

* Çiçek aşısını yaptırmanın mecburi olduğu: DH.HMŞ./11-4.

* İstanbul’a girecek ve çıkacaklardan aşı şehadetnamesi istenmesi ve şehadetnamesi olmayanlara seyahat belgesi verilmemesi: DH.UMVM/96-20.

* Misafir kalmak üzere gidilen kasaba ve şehirlerde aşı şehadetnamesinin gerekli olduğu: DH.TMIK.M../189-1.

* Nüfus tezkeresinin ibrazı gereken hususlarda, aşı şehadetnamesinin de gösterilmesi: DH.HMŞ./11-8.

* Aşı tüplerinin bozulmamaları için iyi bir şekilde muhafaza edilmeleri: DH.HMŞ./11-1 ve DH.HMŞ./11-7.

Bunlar, zorunlu aşı hakkında arşivde bulunan belgelerden sadece birkaçıdır... Bugün millete yarım doz aşı yapıp gerisini satan yahut boş aşı şişelerini pazarlayan sahtekârların benzerleri o zaman da mevcuttu, üstelik eczacı olmadıkları halde kendilerini eczacı gibi gösterip imal ettikleri ne olduğu belli olmayan ilâçları devlete aşı diye satmaya çalışanlar da çıkmıştı...

FRANSA FAŞİST, TÜRKİYE DEMOKRAT OLDU!

Aradan yüz küsur sene geçti... “İnsan haklarının, özgürlüğün ve medeniyetin beşiği” deyip durduğumuz Fransa bugün kamu alanında aşıyı mecburi hâle getiriyor; dolayısı ile faşist, baskıcı, özgürlük düşmanı ve dayatmacı bir memleket oluyor! Bizde ise aşı zorunlu tutulmadığı için demokratik, özgürlükçü, çağdaş ve insan haklarına saygılı devlet sınıfına giriyoruz!

Memlekette böyle püfür püfür hürriyet meltemleri eserken millet şakır şakır ölüyormuş, etrafı “Vücudum bana aittir, aşı olmuyorum, olmayacağım” diye yaygara kopartanlar, zorunlu aşı kavramını işittikleri anda “Faşizm geliyoooor!” çığlıkları atanlar, “Aşı olanların çocukları tek gözlü, üç bacaklı, kuyruklu ve maymun gibi olurmuş” paranoyalarına kapılanlar ve etrafı hem kendini hem de karşısındakini hasta edeceğini düşünmekten âcizler sarmış, ne gam!

Aşı karşıtları yüzünden varsın daha onbinlerce kişi can versin... Aşı karşıtlarımız sayesinde bir asır önceki “barbar Türkiye” imajını yırtıp dünyanın en demokratik, en özgürlükçü, en çağdaş ve insan haklarına en fazla saygı gösteren ülkelerinden biri olduk ya, bizim için kâfidir!

Eski aşı kartlarına örnek: Çatalca Polis Komiseri Hasan Hilmi Efendi’nin 23 Mayıs 1902 tarihli aşı şehadetnamesi (Osmanlı Arşivi, DH.EUM.MEM/61-45).
Eski aşı kartlarına örnek: Çatalca Polis Komiseri Hasan Hilmi Efendi’nin 23 Mayıs 1902 tarihli aşı şehadetnamesi (Osmanlı Arşivi, DH.EUM.MEM/61-45).

Çiçek aşısı yaptırmanın zorunlu olduğu hakkında Bâbiâlî’nin 16 Haziran 1904 tarihli yazısı (Osmanlı Arşivi, DH.HMŞ/11-4).
Çiçek aşısı yaptırmanın zorunlu olduğu hakkında Bâbiâlî’nin 16 Haziran 1904 tarihli yazısı (Osmanlı Arşivi, DH.HMŞ/11-4).

İstanbul Belediye Reis Vekili ve sonraki senelerin “İrtem” soyadını alan tarihçisi Süleyman Kâni Bey’in İstanbul’a girecek ve çıkacak olanlardan aşı şehadatnamesi istenmesi, aşı olmayanlara da seyahat izni verilmemesi hakkında 2 Eylül 1918 tarihli yazısı (Osmanlı Arşivi,DH.UMV/96-20).
İstanbul Belediye Reis Vekili ve sonraki senelerin “İrtem” soyadını alan tarihçisi Süleyman Kâni Bey’in İstanbul’a girecek ve çıkacak olanlardan aşı şehadatnamesi istenmesi, aşı olmayanlara da seyahat izni verilmemesi hakkında 2 Eylül 1918 tarihli yazısı (Osmanlı Arşivi,DH.UMV/96-20).

Bâbıâlî’nin aşı tüplerinin bozulmamaları için soğukta muhafaza edilmeleri hakkında 26 Nisan 1905 tarihli talimatı (Osmanlı Arşivi, DH.HMŞ/11-7).
Bâbıâlî’nin aşı tüplerinin bozulmamaları için soğukta muhafaza edilmeleri hakkında 26 Nisan 1905 tarihli talimatı (Osmanlı Arşivi, DH.HMŞ/11-7).

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!