Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Ayasofya Camii’nde kırık bir mermerin arkasından Runik alfabesi ile yazılmış bir kâğıt ile Romence bir başka yazının çıkması üzerine efsane, sır, komplo teorisi vesaire meraklıları hayli heyecanlandılar...

Kâğıtlar geçen Temmuz’da, yani bundan dört ay öne bulunmuşlardı fakat haberi basına yeni yansımıştı...

Ama, aynı mermerin arkasından sadece kâğıtlar değil, haberlerde yeralmayan başka şeyler de çıktı: Yeni doğmuş çocuklara ait iki adet göbek kordonu!

Kordonlar küçük naylon poşetlere konmuş ve mermerin gerisine gizlenmişlerdi. Tabii ki kurumuş halde idiler ama Ayasofya’ya öyle uzun seneler önce değil, farkedildikleri geçen Temmuz’dan kısa bir müddet önce yerleştirilmiş oldukları belli idi...

Aslında şaşırmamamız gerekir! Dinî bakımdan önem taşıyan mekânlara birşeyler gizleyerek, meselâ bir not bırakarak yahut mekânın bahçesine yine birşeyler gömerek Allah’tan niyazda bulunmak bütün dinlerde mevcut olan bir âdettir ve Müslümanlıkta da, Hristiyanlıkta da, öteki dinlerde de folklorik bir gelenek olarak devam etmektedir.

Yeni doğmuş çocuğun kesilen göbek kordonunu cami avlusuna gömmeye millet olarak nasıl meraklı olduğumuzu unutmayalım!

Böyle âdetlerin benzerleri Hristiyanlıkta da vardır, bu gibi işlerin iyilik getireceğine inanan bazı dindar Hristiyanlar kiliseye gittiklerinde sadece mum dikmez, papaz dikkatini başka bir tarafa verdiği sırada oraya-buraya birşeyler saklarlar. Katolikler, Hazreti Meryem’i temsil eden heykelin; Ortodokslar da Meryem’in veya yolundan gitmeye çalıştıkları azizlerinden birinin ikonasının etrafında bir yere katlanmış dilek kâğıdını sıkıştırıverirler ve İstanbul’da, özellikle de ayazmalarda kâğıt, tılsım yahut muska benzeri birşeyler gizleme işi epey yaygındır.

Ayasofya’da da böyle işlerin yapıldığı belli oldu ama bu işin beni meraklandıran bir başka tarafı var: O kırık mermer parçasının gerisindeki oyuğun hem Müslümanlar’a hem de Hristiyanlar’a ait semavî dilekçelerin ve göbek kordonlarının mekânı hâline gelmesinin sırrı!

Göbek kordonunu gizleyenin Müslüman, kâğıtları saklayanın da Hristiyan oldukları belli...

Şimdi düşünün: Salkım saçak turistin biri cebinde Allah’a hitaben yazdığı dilekçesi ile gelip Ayasofya’ya girecek, önceden bildiği o mermerin yanıbaşına gidecek, kaşla göz arasında taşı çekip cebindekini oyuğa yerleştirecek ve taşı yerine koyup yürüyüp gidecek... Sonra aynı işi bir veya iki Müslüman da yapıp küçük naylon poşetler içerisindeki göbek kordonlarını oraya zulalayacaklar!

Bunun böyle olduğuna inanmak size kalmıştır ama bana kâğıtlarla göbek kordonlarının Ayasofya’ya bu şekilde konabileceği mümkün değilmiş gibi görünüyor ve bütün bunların işin gerisinde mekânı iyi bilen birileri bulunmadan yapılabileceğini de aklım pek almıyor!

BÜYÜCÜLER METNİ OKUMAYA BAŞLADILAR

Runik alfabe çok eski devirlerde İskandinav ülkeleri ile Almanya’nın İskandinavya sınırındaki kuzey bölgelerinde kullanılan ve değişik çeşitleri olan bir yazı türü idi, hattâ İsveç’te 19. asırda bile dar da olsa bir yerlerde hâlâ kullanılmaktaydı.

Bu yazı ile yazılmış metinler bugün Batı’da ciddî araştırma konusudur. Üzerinde Runik yazının bulunduğu derilerin, parşömenlerin, kâğıtların, yani elyazmalarının ve objeleri ile taşların katalogları çıkartılmıştır.

Eski çağların İskandinav inançları ile büyülerine ve Viking dinine meraklı olanların sayıları şimdilerde epey arttığı, bu işlerde Runik yazı kullanıldığı ve Runik harfler Kuzey Avrupa’dai dövme meraklıları arasında yaygın bir moda hâlini aldığı için, Ayasofya’da bulunan kâğıt Batı’daki grupların hayli ilgisini çekti. İnternetteki gruplarında birkaç günden buyana Runik metni okumaya ve yorumlamaya çalışıyorlar.

Ayasofya’da kırık mermerin gerisindeki oyukta bulunanlar hakkında, bizde çıkan ilk haberlerde Runik yazının İbranice olduğu zannedilmişti...

Runik meraklısı gruplar bu hatâyı dillerine dolayıp “Runik ve İbrani alfabesinin farkını nasıl anlayamazlar?” diye hayrete düştüler ve sonra metni okumaya çalıştılar...

İlk satırda “thkalkanthnath?mymïmaïwhngmanniduhklladusinglbihallibukuga” yazılı idi ama ortada hiçbir mânâ yoktu...

Şimdi hem bu harf dizisine anlam vermeye uğraşmakla, hem de Ayasofya’da çıkan kâğıttaki yazıları Runik harflerin en eski şekli olan Futhark alfabesine göre değerlendirmekle meşguller.

Runik yazı ile değil ama başka yazılarla kaleme alınmış eski metinlerle senelerce haşır neşir olduğum için bazı kanaatlerimi söyleyeceğim:

Ayasofya’da bulunan metin öyle eski asırlardan falan kalmış değildir, kâğıdın cinsi ve boyu en fazla birkaç senelik olduğunu göstermektedir...

Yazıların Avrupa’daki Runik gruplarının yaptıkları gibi sadece soldan sağa değil, başka bir çeşidi Orhun Yazıtları’nda da kullanılan sistemde olduğu şekilde sağdan sola okunmasına da çalışılmalıdır. Kâğıdın sağ tarafındaki yıldız, üçgen vesaire çizimleri bir “vefk” teşkil etmektedir, yani başka âlemdeki varlıkları davet etmeye yaradığına inanılan tılsımlı sembollerdir. Vefkin sağındaki satırların daha içerlek yazılmış olmaları o satırlarda başka âlemdei bir varlığa hitap edildiği kanaatini uyandırmaktadır, zira eski metinlerde böyle bir yazım şekli vardır.

Romence metin ise çoktan çözüldü. Garibin biri bağlı olan kısmetini açması, evini satmayı kolaylaştırması, kendisinin ve yakınlarının sıhhat içerisinde olması, mutluluk vermesi ve Amerika’dan Green Card, yani Yeşil Kart almasını mümkün kılması için Allah’a yakarıyor...

Camilerde ve türbelerde böyle ilâhî dilekçelerin benzeri kimbilir daha neler vardır...

Ama asıl mesele, Ayasofya’daki oyukta bulunan kâğıtlar ile göbek kordonlarının o mekânı iyi bilenlerden yardım görmeden o oyuğa konmalarının mümkün olmadığıdır!

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!