Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        HABERTÜRK'ün spor gazetesinde dün enteresan ve önemli bir haber vardı: Beşiktaş klübünün sponsorluk anlaşması yapıp İnönü stadının adını "Fi-Yapı İnönü" diye değiştirmesi, İsmet İnönü ailesini çileden çıkarmıştı.

        Meriç Müldür'ün yazdığına göre, İsmet Paşa'nın kızı Özden Toker, stadyuma marka ilâve edilmesini iptal ettirmek için mahkemeye gitmeye hazırlanıyordu; torunlardan Hayri İnönü ise, "İzmir'deki Atatürk Stadı'nın isminin önüne birşey ekleyebiliyorlar mı? Herhalde İnönü'ye lâf etmek kolay oluyor" demişti.

        "Atatürk" ve "İnönü" isimlerinin arasında önemli bir farkın mevcut bulunduğunu nazikçe hatırlattıktan sonra, İnönü ailesinin stadın adına yapılan ilâveye gösterdiği tepkide son derece haklı olduğunu söyleyeceğim.

        Bir spor klübü senelerdir babanızın yahut dedenizin ismini taşıyorsa, ismin başına bir şirketin adını ilâve etmeye kalkıştıkları takdirde, eminim, siz de aynı tepkiyi gösterirdiniz... Hele bu iş adı şimdilerde "sponsorluk" olan ama apaçık "para" mânâsına gelen bir anlaşma karşılığında yapılıyorsa, tepkiniz belki daha da fazla olurdu.

        ÜÇ TARAF DA HAKLI...

        Ama, İnönü stadının adı etrafında çıkan tartışmada herkes haklı... Üstelik, Nasreddin Hoca'nın meşhur fıkrasında olduğu gibi sadece iki tarafın değil, üç tarafın da hakkı var...

        Beşiktaş klübüne para lâzım, sahip olduğu stadın isminin başına kesenin ağzını açan şirketin adını koymayı kabullenmek zorunda kalmış, yani haklı... Fi-Yapı stada ismini vererek iki yıl boyunca hemen her gün kendinden bahsettirecek, yani mantıklı bir tanıtım programı uyguluyor, haklı... İnönü ailesi ise büyüklerinin isminin başına bir inşaat şirketinin adının ilâvesinden rahatsız, onlar da haklılar...

        Haksızlık, daha doğrusu yanlışlık, bundan yıllar öncesine, stadyumlara devlet adamlarının isimlerinin verilmeye başladığı günlere gidiyor...

        Dikkat ederseniz, gelişmiş ülkelerde devlet adamlarının isimlerinin genellikle havaalanlarına verildiğini, spor tesislerinin yahut stadyumların devlet büyüğünün adını taşımadığını görürsünüz. Stadlar ya sahibi olan klübün artık hayatta olmayan büyüklerinin, yahut sponsor firmaların isimlerini taşırlar.

        Birkaç örnek vereyim: Inter ile Milan'ın ortaklaşa kullandıkları Milano'nun San Siro semtindeki stadın adı "Guiseppe Meazza"dır; Guiseppe Meazza, ülkesine 1930'lu senelerde iki defa dünya kupası kazandıran İtalyan futbolcunun adıdır. Real Madrid'in stadı, klübün 35 sene başkanlığını yapmış olan Santiago Bernabeu'nun ismini taşır. Arsenal'in "Emirates" stadı, isim hakkını satın almış olan Birleşik Arap Emirlikleri'nin havayolları şirketi Emirates'in adıdır. Bayern Münich ile 1860 Münich'in ortak kullandıkları "Allianz Arena"nın ismi ise, yine isim hakkını satın almış olan finans şirketi Allianz'dan gelir.

        DOĞU'YA MAHSUS BİR İŞ...

        Stadlara tarihî kişiliklerin isimlerini vermek, gelişmekte olan yahut gelişmemiş memleketlere mahsus bir âdettir. Meselâ, Fransa'da son cumhuriyetin kurucusu kabul edilen Charles de Gaulle'ün adı, Paris'te Orly'den koskoca bir havaalanına verilmiştir ama memlekette bu isimde bir stad yoktur. Dünya üzerinde "Charles de Gaulle" adını taşıyan tek stad, Fransa'da değil, Fransa'nın Afrika'daki eski sömürgesi Benin'dedir!

        Haritaya bir bakın: Avrupa'dan doğuya doğru gittiğinizde ise, stadlara devlet adamlarının isimlerinin verildiğini görürsünüz. Stadlar bizde olduğu gibi sadece kurucunun yahut kuruluş dönemi liderlerinin isimlerini taşımaz; daha da doğuda hayattaki kralların yahut şeyhlerin isimleriyle bilinirler. Hele devletin tepesinde eli sopalı birisi varsa, stadın adı "Ülkemizin ışığı liderimin Çin Çan Çun" şeklindedir.

        Tarihî şahsiyetlerin isimlerini stadlara kadar bol keseden harcamamızın nasıl bir hata olduğu, sponsorluk anlaşmaları sayesinde yavaş yavaş ortaya çıkıyor.

        Diğer Yazılar