Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        NEWSWEEK Dergisi'nde birkaç hafta önce "Osmanlı'nın yeniden canlanabileceği" konusunu gündeme getiren İngiliz tarihçi Niall Ferguson'un, 1998'de çıkarttığı "The Pitty of War" yani "Savaşın Merhameti" isimli çok enteresan bir kitabı vardır.

        Ferguson, kitabında Birinci Dünya Savaşı hakkında yazılanların ve yapılan yorumların galiplere ait olduğunu, bunların neredeyse tamamının Almanya'yı suçlama temeline dayandırıldığını ama işin aslının böyle olmadığını ileri sürer.

        Niall Ferguson'un yazdıklarını burada tekrar etmeyeceğim. Ancak, yayınlandığı zaman çok ses getiren kitaptaki iddiaların temelsiz olmadığını, yazılanların gerçek bilgiye ve belgeye dayandığını söylemekle yetineceğim.

        İngilizler, modern tarihçilikteki bu çeşit yorumlara "counterfactual" yahut "virtual history" yani "karşıt", "sanal tarih" derler.

        Bizde ise "karşıt tarihçilerin" çoğu maalesef ucuzculuğa kaçıp çalakalem yazanlardan ibarettir bunlar mebzul miktardadır!

        LÂF EBESİ PAZARLAMACILAR

        Son dönem Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi üzerinde kalem oynatmaya kalkışanları bir düşünün: Çoğu "sağcı"dır ama sağcılıkları bir tuhaftır, düşünce sistemlerinin temelinde muhafazakârlık yahut sol ideolojiye karşı çıkmak değil, cumhuriyetin kurucu kadrolarına düşmanlık vardır. Hedeflerindeki ilk isim Atatürk'tür ama 5816 sayılı Koruma Kanunu nun koyduğu engele takıldıkları için Atatürk'ün etrafında dolaşıp yakın çevresindekilere saldırır ve bu kolaycılığı "muhafazakârlık" zannederler!..

        Ah o masonlar ve siyonistler yok mu? Sultan Abdülhamid'i devirdikten sonra koskoca imparatorluğu da yerle bir etmişler, cumhuriyetin tek hâkimi olmuşlardır... İstiklâl Savaşı nı başlatan da, zaten Sultan Vahideddin'dir; Mustafa Kemal Paşa'ya Samsun yolculuğu öncesinde 40 bin altın vermiş, Paşa yola beheri sekiz gramdan tam 320 kilo tutan bu 40 bin altını iç cebine koyarak çıkmış ve Millî Mücadele'yi işte bu para ile başlatmıştır... Hele o İsmet Paşa yok mu? Memleketi mahvetmiştir! Lozan'da ne talep edildi ise vermiş, Musul'u kaptırmış, Türkiye'yi İkinci Dünya Savaşı'na bile sokmamıştır; zaten İnönü Savaşları da palavradan ibarettir, bu savaşlar hiç olmamıştır!

        Temel kaynaklarının başında Dr. Rıza Nur'un hatıraları gelir, Lozan'ın asıl kahramanının o olduğuna inanırlar ama zahmet buyurup Rıza Nur'un yazdıkları ile Lozan zabıtlarını mukayeseye tenezzül etmezler. Zira bu iş ciddî çalışmayı gerektirir, uydurmak ise çok daha kolay ve zahmetsizdir! Kaynakları da zaten "1921 'de filânca orduya kumanda eden falanca paşanın şoförünün baldızının eniştesinin kardeşi 1954'te feşmekân gazeteye konuşmuş ve o Paşa'nın ne mal olduğunu ortaya koymuştu" mealinde kadınlar hamamı dedikodusundan ibarettir!

        Konuyu belgelere dayandırarak yazmak onlara göre değildir. Belgeyi ortaya çıkarıp yayınlayacak ilmî donanımları bulunmadığı ve tarihi yazmış olanların ailelerinin yanına yaklaşacak zarafete de sahip olmadıkları için işi lâfebeli-ğine ve pazarlamaya vurmuşlardır. Sermayelerinin başında Sultan Ab-dülhamid gelir. Rahmetli hükümdarı seneler boyunca allayıp pulla-yıp pazarlamışlar ama piyasa doyup satışlar düşmeye başlayınca bu defa başka sermaye aramışlardır ve birkaç aydan buyana onu pazarlamakla meşguldürler!

        MEVSİMLİK TARİHÇİLERİMİZ

        Yazdıklarının tamamı pembe diziler misali mevsimliktir, kalıcı tek bir eserleri yoktur, bu yüzden kaynak olacak eser yazanlara saldırmak ve müşteri edindikleri tereddüt içerisindeki okuyucu kitlesinin kafasını daha da karıştırmak âdetleridir. Arada bir İstiklâl Savaşı'nın madalyalı kahramanlarını dillerine dolar, "Canım, İstiklâl Madalyası almak da bir iş mi? O madalyayı zaten bol keseden dağıtmışlardı" gibisinden ucuz, ciddiye alınmayacak derecede mahallevârî, edepsizce ama hem İstiklâl Savaşı'nda can verenlerin, hem de madalya sahibi kahramanların ruhlarını rencide edecek sözler etmekten hiç çekinmezler!

        Böylelerinin yazdıklarını zannettikleri tarih "karşıt" falan değil, sadece "sanal", yani "hayalî"dir ve işin daha vahim tarafı kendi uydurduklarına kendilerinin inanmaları, hattâ daha da ileri giderek yaptıklarının "misyonlarının gereği olduğuna" inanmalarıdır!

        Tarihte böyle "misyon sahibi olduğunu" zannedip çalakalem mevsimlik birşeyler karalamış o kadar çok zavallı var ki! "Kitap" zannettikleri varakpâreleri şimdi ucuz mizaha örnek gösteriliyor!

        Diğer Yazılar