O konser Aynur'un konseri değildi!
NE tür müzik yaptığı bilinen bir sanatçının konserine tahammülü olmayanlar neden giderlermiş de, bir dile bu derece tahammülsüzlük faşizmden başka bir şey değilmiş de, konserde yaşananlar onları iğrendiriyormuş da, vesaire, vesaire...
Aynur Doğan'ın sahnede bulunduğu sırada yaşananlarla ilgili olarak bir grup entelimiz böyle buyuruyor!
Sahnedeki sanatçıya yastık, pet şişe yahut başka birşey fırlatmak ayıp, yakışıksız ve edepsizlikten öte terbiyesizliktir, tamam; aklı başında hiç kimse bunun aksini zaten söylemez ve söyleyemez, amennâ ama meselenin her nedense konuşulmayan bir başka tarafı var: Mâlûm tatsızlıkların yaşandığı konserin bir "Aynur konseri" olmaması!
ALTI KADINDAN BİRİ
Adı "Mujeres de Agua" yani "Suyun Kadınları" olan konseri caz festivali çerçevesinde İstanbul'daki Cervantes Enstitüsü'nün yani İspanyol Kültür Merkezi'nin verdiği destek ile İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı düzenlemiş. Konserin programı Akdeniz bölgesinin beş kadın sesinin, La Shica, Sandra Carrasco, Rita ve Glykeria ve Buika'nın İspanyol besteci ve flamenko gitarcı Javier Limon'un refakatinde seslendirecekleri eserlerden oluşuyormuş. Zaten kanunda Ali Amr, piyanoda Ivan Lewis, vurmalılarda da Ramon Porrina ile Pirana var, yani refakatçilerin tamamı yabancı... Aynur'u da, bu beş sesin arasına ilâve etmişler.
Anlayacağınız, Açıkhava Tiyatrosu'nda olaylara sebep olan ve hâlâ tartışılan konser bir "Aynur konseri" falan değil, Javier Limon'un son zamanlarda moda olan "Suyun Kadınları" projesi; Aynur ise, o projenin küçük bir parçası!
Vaziyet böyle olduğu halde Açıkhava'daki etkinliği "Aynur konseri" diye lanse etmenin ve "O konsere gitmeye seni kim zorladı ki?" gibisinden çarpıtıcı yorumların ardında bilgisizlik yahut mutlaka bir lâf etme arzusu bulunmuyorsa, işin gerisinde mâlûm entellerimizin her zamanki tavrı var demektir: "Ah şu Türkler ne kadar kötü! Bir konsere bile tahammülleri yok" kafası... Zira, tekrar söyleyeyim, o konser "Aynur konseri" değildir!
Toplumların morallerinin bozuk olduğu, her an bir taşkınlık yapabilecekleri gergin anlar vardır ve Açıkhava Tiyatrosu'ndaki konser de böyle anlardan birine tesadüf etmiştir: 13 gencin şehid olduğu haberinin gelmesine...
MİNDER DEĞİL, KURŞUN!
Aynur programını değiştirmiyor, ilk şarkıdan sonra başka bir şarkıya giriyor ve kıyamet ondan sonra kopuyor. Sahnedeki sanatçının müziğini yahut tavrını beğenmediği takdirde tepkisini sessizce kalkıp giderek göstermesi gereken bir grup, moral bozukluğunun da etkisi ile o anda "güruh" hâlini alıyor ve sahneye pet şişelerle yastıklar fırlatmaya başlıyorlar. Aynur da böyle bir tepki ile karşılaşan her sanatçının yaptığını yapıyor ve sahneden çekiliyor.
Bir grup dinleyicinin tepkisini psikolojik gerginliğe verelim, hattâ Aynur'un sahneden, muhatabının ezelî sabrını denercesine zafer işareti yaparak ayrılmasını da gözardı edelim...
Asıl önemli olan, birilerinin o gece olup bitenleri başka türlü ve alâkasız şekilde yorumlamaları, meseleyi "Sen de o konsere gitmeseydin" diyerek ucuzlatmaya çalışmaları ve altı kadının ortak konserini tek bir kişiye mâletme çabalarıdır.
Bilmem dikkatinizi çekti mi? Sözü o konserde yaşanan tatsızlıklardan "iğrendiklerini" söylemeye kadar getiren entelektüel yazarlarımızdan bazıları gençliklerinin baharında can veren 13 genç hakkında tek bir satır olsun yazmadılar, üzüldüklerini söyleme tenezzülünde bulunmadılar, sadece tuhaf lâflar edip garip yorumlar yaptılar.
Hatırlatayım: O gençlere minder yahut pet şişe değil, kurşun atılmıştı...
Benim midemi, işte böyleleri bulandırıyor!