Zaman makinası
BELÂLAR tek başına gelmez, biri defedilmeden başınıza mutlaka bir yenisi çöker derler ya; Türkiye daha derdlerinden birini halledemeden, karşısında bir başkasını buluyor...
Şimdi de Amerikan Temsilciler Meclisi'nin Dış İlişkiler Komitesi, Türkiye'deki dinî özgürlükler, özellikle de Hristiyan vatandaşların ibadet özgürlükleri konusunu kaşımaya başladı ve önceki gün bu konudaki bir karar tasarısını bire karşı 43 oyla kabul etti.
Tasarıya göre Türk hükümetinden dinî ayrımcılığa son vermesi, ibadet özgürlüğünü ve Hristiyan toplulukların dinî eğitim hakkını teminat altına alması, elkoyduğu kilise mallarının iadesi ve onarım izni talep edilecekmiş! Kongre bütün bunları yapmaya mecburmuş, zira Amerika'nın ses çıkarmaması hâlinde Türkiye'deki "acı çeken" Hristiyanlar yokolacaklarmış! Tasarı, işte bu yüzden Dışişleri Bakanı Clinton'u, bu konularda girişimle görevlendirmiş...
Avrupalı olma çabalarımız devam ederken senelerdir bitmeyen 1915 tehdidinin, tuhaf bir özerklik ilânının, askerlerimizin pusuda şehid düşürülmelerinin ve tepkinin küçük çaplı da olsa tehlikeli bir şekilde artık sokaklara dökülmesinin ardından, şimdi de buradan buyurun: Hristiyan vatandaşların ibadet özgürlüklerinin Amerika'nın himayesi altına alınması girişiminden...
DEĞİŞEN BİRŞEY YOK
Sanki 2011 'de değil, bundan bir buçuk asır öncesinde; zayıflamış, elini-kolunu hareket ettiremez hale gelmiş, yıkılmak üzere olan Osmanlı'da yaşıyoruz! Zamanın Bâbıâlî'si yani Osmanlı hükümeti "Avrupa Devletleri Konseyi"ne girmeye çalışırken özerklik talepleri birbirini takip ediyor, her yerde askerlerimiz can veriyor ve bütün bunların yanında da, o devirde "düvel-i muazzama" denen Avrupalı büyük devletler "Senin Hristiyan teb'anı ben koruyacağım" diye yaygara yapmakla meşgul!
Hristiyanlar'ı himaye altına almak bahanesi ile 1850'lerde başımıza açılan "mübarek makamlar" belâsını bir hatırlayın:
Bâbıâlî'nin zayıflamasını fırsat bilen Rusya, "Kudüs'teki Doğuş Kilisesi'nin anahtarını" bahane ederek hem Ortodoks teb'anın, hem de Ortodokslar için kutsal olan bütün mekânların koruyucusu olduğunu iddia etmişti! Fransa altta kalır mı, onlar da Katolik hâmîliğine soyunmuşlar; kışkırtacak Hristiyan mezhep bulamayan İngiltere de Lübnanlı Dürzîler'i koz diye kullanmıştı! İstediklerini gayet güzel elde etmişler, Rus Çarı "Ortodokslar'ın hâmîsi" kabul edilmiş; İngiltere, Fransa, Prusya, Rusya ve Avusturya, Beyrut'a donanma göndermeye kalkınca da, 1861 'in 9 Haziran'ında Lübnan'da özerk yönetimi kabul etmek zorunda kalmıştık...
PAMPİŞLERİMİZ SAĞOLSUN!
Bütün bu felâketlerin tek sebebi devletin halsiz düşmesi değil, devlet adamlarının dünyada olup bitenlerin farkında olmamaları, o zamanın siyasetçilerinin yani paşaların birbirleri ile tepişmeleri, başımıza ne dertler açılmaya çalışıldığını bir türlü anlamamaları ve çözümün meseleleri zamana yaymaktan geçtiğinin zannedilmesi idi...
Netice ise, mâlûm: Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde...
Osmanlı ardarda işte böyle dertlerle karşılaşınca çöktü, yıkıldı ve dağıldı; zira çok önemli ve hayatî bir noksanını bir türlü telâfi edememişti: Pampişleri yoktu...
Ama neyse ki, biz öyle değiliz, pampişlerimiz var, gece gündüz onlarla meşgulüz ve pampiş muhabbeti sayesinde tehditlere papuç bırakmaz, her türlü derdin altından kalkarız!
KİRADAKİ BAŞBAKANLAR: Yılmaz Özdil, dünkü köşesinde "Şükrü Saraçoğlu'nun kirada vefat eden ilk ve tek başbakan olduğunun altını çizmek isterim" diye yazdı...
Türkiye'de kira evinde vefat eden ama ismini şimdi çoğumuzun hatırlamadığı, özellikle de gençlerimizin bilmedikleri bir başbakanımız daha vardır: Suat Hayri Ürgüplü... Osmanlı İmparatorluğu'nun son şeyhülislâmlarından olan ve Birinci Dünya Savaşı'na giriş fetvasını yazan Hayri Efendi'nin oğludur, 1965'te sekiz ay başbakanlık yapmış, 1981'de Nişantaşı'nda kira evinde oturduğu sırada kaldırıldığı hastahanede vefat etmiştir.