Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        AZİZ Nesin'in bana bundan senelerce önce Kahire'de söylediği bir sözü daha önce de yazmıştım, bugün tekrar yazıyorum.

        1980'li yıllardı, Kahire'de bir edebiyat kongresi düzenlenmiş ama otel rezervasyonlarında hatalar yapılmış ve Aziz Nesin'e yer ayrılmamıştı. Vaziyeti öğrenince dedemin dostu olan Aziz Bey'i evime davet ettim ve rezervasyon meselesi halledilene kadar bir-iki gün bende kaldı.

        Her gün yürüyüş yapmak âdetiymiş, bir öğleden sonra "Gel, biraz yürüyelim" dedi ve Zemalek semtinin caddelerinde dolaşmaya başladık. Ellerini arkasına bağlamış vaziyette ağır ağır adım atarken bir taraftan da gayet dikkatli şekilde etrafı süzüyordu.

        Bir ara durdu ve "Buraları iyi ki kaybetmişiz!" dedi. "Neden?" diye soracak oldum, "Neden olacak? Düşünsene, buralar hâlâ bize ait olsa idi, sokakta gördüğün bu adamların hepsi şimdi bizim vatandaşımızdı. Ne işe yararlar ki? İyi ki kaybetmişiz!" cevabını verdi.

        EMPERYAL MENFAATLER

        Aziz Bey'in bu sözünü, Fatih Altaylı'nın geçen gün yazdığı ve Suriye ile Kuzey Irak'ı da kapsayan "Federatif Türkiye" hayalini anlattığı yazısını okuduktan sonra tekrar hatırladım.

        Bir devletin genişleme politikası "Şurasını da alayım, burası da benim olsun, filânca bölgeyi de ele geçirip sınırlarımı çok daha uzaklara götüreyim, büyüdükçe güçlenirim" düşüncesine değil, en başta ekonomik olmak üzere diğer alanlardaki menfaat hesaplarına dayanır.

        Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşundan itibaren başlattığı genişleme politikası, öncelikle çevresindeki güçlerin kendisini ortadan kaldırmasını engelleme maksadıyladır. Anadolu'daki Rum ve Türk devletlerinin teker teker alınmasının sebebi, budur. Devletin sonraki asırlarda daha uzaklara giderek emperyal kimlik kazanması da ekonomik ve askerî alanlarda güçlü olma ihtiyacıdır. Mısır'a, Macaristan'a ve tâââ Aden Körfezi'ne bu yüzden gidilmiştir. Arap Yarımadası nı fethetme arzusunun gerisinde kutsal topraklara hükmetmenin getireceği prestijin yanısıra Hindistan'a ve daha da ötesine uzanan ticaret yollarına hâkim olma hayâli yatar.

        Ekonomik ve stratejik temellere dayanan emperyal vizyon sonraki asırlarda kararmış, bu arada tarih de zamanla hükmünü icra etmiş ve diğer bütün imparatorluklar gibi Osmanlı İmparatorluğu da dağılıp gitmiştir. Bölgede bugün devam eden kargaşaların en önemli sebebi ise, 1918'de yaşanan dağılma sonrasında mirasın âdil şekilde dağıtılmamasıdır. Ortadoğu'dan Balkanlar'a, oradan da Kafkasya'ya kadar yaşanan sıkıntıların gerisinde "Büyük devletin çöküşü uzun zaman alır" kuralı ve bunun yanısıra işin içine yeni emperyal güçlerin de girmesinin yarattığı zorluklar vardır.

        KOMŞUMUZ İSVİÇRE Mİ?

        Dolayısı ile ortaya nereden çıktığını bilmediğim "Genişlemezsek küçülürüz" düşüncesinden hareketle "federasyon" kavramını Türkiye temelinde tartışmak ile Suriye'yi, Kuzey Irak'ı yahut bir başka devleti de içine alacak şekilde bölgesel çerçevede düşünmek arasında büyük fark vardır. Türkiye'nin federatif bir yapıya dönüşmesi düşüncesi belki çözüm arayışlarından biridir ama Suriye ve Kuzey Irak ile federasyon fikri sadece hayal, üstelik boş bir hayaldir!

        Haydi, bir anlığına bu olmayacak hayalin hayat bulduğunu düşünelim: Federasyon hayali kurduğumuz memleketler İsviçre, Kanada, İsveç yahut Japonya gibi sâkin ve refah içerisindeki ülkeler değil, 1940'lardan buyana kanlı bir istikrarsızlığın hâkim olduğu Suriye ile mâlûm Irak'tır! Suriye'de hiçbirşey yoktur, sadece dert getirir ve Aziz Nesin'in söylediği gibi işimize yaramaz! Kuzey Irak'ın Birinci Dünya Savaşı'nın çıkış sebeplerinden olan yeraltı zenginlikleri ise çoktan paylaşılmıştır ve bize yedirmezler!

        Üstelik, vakit "Büyümezsek küçülürüz" misâli olmayacak işlerle uğraşma değil, gözleri Fatih Altaylı'nın sözünü ettiği "Kürt faşistleri"nin "özerklik" tavrına çevirme vaktidir!

        Diğer Yazılar