DÜN, hem Ramazan Bayramı'nın ilk günü, hem de 30 Ağustos'un yıldönümü idi. Her ikisi de kutlu olsun...
Gazetelerde gözüme ilişti: Büyük zaferin yıldönümü münasebetiyle yapılan bir törende imam efendi Kurtuluş Savaşı'nda şehid olanların ruhlarına fatiha istemeyi unutmuş ama cemaate sorarsanız, kasten okutmamış! Çatlağın biri de, üstadı olan daha kıdemli bir çatlağın "Kurtuluş Savaşı yoktur!" mealindeki teranesini köşesinde tekrar etmiş...
Türkiye'ye bir haller oldu! İstiklâl Harbi ile ilgili bazı saçmalıkları, meselâ İnönü Savaşları'nın hiç olmadığını, bundan 30 sene öncesine kadar sağ kesimin kafası terelelli mecnunları söyler, bunlara karşı taraftan "Oha, deli!!" gibisinden cevaplar gelirdi.
Derken devir değişti, bu iddiaları şimdi sol kesimden birileri, daha doğrusu vaktiyle solcu olup da şimdi fikirsiz ve kafasız kalıp bocalayanlar ortaya atmaya başladılar. Üstelik söylemde küçük bir de değişiklik yapıldı, Kurtuluş Savaşı'nın artık tamamını reddediyorlar!
Kurtuluş Savaşı ile ilgili olarak böylesine garip iddiaları sıralayan sağcısının da, dindarının da, sabık solcusunun büyük ihtimalle hiç işitmediği ve bilmediği bazı hususlar vardır, hatırlatayım:

İŞGALCİ DEĞİL, TURİST!
30 Ağustos azmin, askerî başarının olduğu kadar bir "cihad"ın da zaferidir. İlk fetvayı 15 Mayıs 1919'da Denizli Müftüsü Ahmed Hulûsi Efendi vermiş ve "İşgale karşı mücadele, farz-ı ayındır. Silâhı ve cephanesi olmayan Müslümanlar bile yerden üç taş alarak Yunan'a atmaya mecburdur" diyerek halkı mücadeleye sürmüştür. Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi'nin Meclis'in açılışından sonra verdiği fetva da, İslam dünyasında riayet edilen, uğruna savaşılan ve zafer ile neticelenen son cihad fetvasıdır!
Demek ki verilen bu ve daha birçok fetva aslında ucuz birer klaramelâ mânisi, başta İstanbul olmak üzere memleketin dört bir tarafını işgal eden yabancı birlikler düşman ordusu falan değil Yunanından İngilizine, Senegallisinden Fransızına, İtalyanına ve hattâ Hintlisine kadar birer turist grubu imiş... "Sakarya Savaşı" dedikleri hayâlî muharebe sırasında Ankara'dan bile işitildiği söylenen ve top sesi olduğu iddia edilen gümbürtüler mi? Uzaylıların yellenmeleri!
Mustafa Nâfiz'in çok güzel bir mısraı vardır: "Eşeklik bir belâdır ki, giriftâr olmayan (çekmeyen) bilmez!"...

ŞÜKÜR-ŞEKER BAYRAMI
Çok sayıda okuyucum, Ramazan ayından sonra gelen ve şu anda içinde bulunduğumuz bayrama "Ramazan" mı yoksa "Şeker Bayramı" mı denmesi gerektiğini ve "Şeker Bayramı" sözünün nereden geldiğini soruyorlar...
İslamiyet'te, mâlûm, iki dinî bayram vardır: Ramazan ve Kurban bayramları... Eski dilde "ıyd" demek "bayram" demektir ve dinî bayramların isimleri o devrin metinlerinde "ıyd-i şükür" ve "ıyd-i edhâ" diye geçer. Yani "şükür" ve "kurban" anlamına gelen "edhâ" bayramları...
Eski Türkçe'de "şükür" ve "şeker" kelimeleri aynı şekilde yazılır, okunmakta olan bir metinde şükürün mü yoksa şekerin mi kastedildiği cümlenin siyâkından, yani gelişinden anlaşılırdı.
Aslı "şükür bayramı" olan ifade, zamanla işte bu aynı yazılıştan kaynaklanan okuma hatası yüzünden "Şeker Bayramı" halini aldı.
Kelimenin doğrusu budur ama kavramı daha anlaşılır şekilde ifade ettiği için "Ramazan Bayramı" ifadesinin kullanılması bence daha münasiptir.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!