Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        TRABZON'un Karşıyaka mahallesinde ilhamı Mısır'daki bir cami projesinden alınan ve inşasına bundan iki sene önce başlanan Molla Halil Camii, daha tamamlanmadan tartışmalara sebep olmuş. Vatandaşlar minareleri haça, şadırvanı da kiliseye benzetmişler ve bağışlar azalmış.

        Cami Yaptırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Mustafa Sağlam da, Molla Halil'in ilhamının Mısır'dan alındığını saklamamış! Yardımda bulunanları sabırsızlıkla suçlamış, "Tamamlanınca kiliseye benzemediğini anlayacaklar" demiş, hattâ bazı kişilerin para vermemek için böyle bir bahaneyi öne sürdüklerini iddia etmiş.

        Ne güzel değil mi? Bundan neredeyse sekiz asır önce belirlenmiş olan kendi mimarî üslûbumuza sadık kalmak yahut o üslûbu modernleştirmek yerine artık Afrika'daki camileri taklide yelteniyoruz! Maaşallah!

        MİMARLAR SEBEP OLDU!

        Türkiye'de bugün varolan mimarî çirkinliğin ve kirliliğin tek sebebi, mimarlarımızdır! İstanbul'da son 50 seneden bu yana yapılan burunsuz, dümdüz ve tatsız apartmanlara ve daha birçok yeni binaya baktığınızda karşınıza çıkan sakil manzara doktorların, manavların, kimyagerlerin yahut jeologların falan değil, sadece ve sadece diploma sahibi olmuş ama estetikten nasibini alamamış zevksiz mimarların eseridir.

        Bu zevksizlikten yeni yapılan camiler de nasibini almıştır. Halkın parası ile inşa edilen camilerin çoğunun ya kubbe estetikleri bozuktur yahut gökyüzünü roketi andıran çirkin minareleri ile delmektedirler ve zevk sahiplerine "Lahavle" dedirten kerih renklere boyanmışlardır.

        Mimarlarımızda bir-iki istisna dışında modern akımları araştırma merakı olmadığı ve yeni bir tarz yaratacak eserler verme hevesi de bulunmadığı için, cami inşa edecekleri zaman önlerindeki iki modelden birini seçerler: Sinan'ın bundan 500 küsur sene önce belirlediği şekli aynen almak yahut işin kolayına kaçıp basit, ucuz ve baştansavma bir yapı dikmek! Ankara'nın göbeğine protokol camii olarak Sinan'ın modelinin beton haline getirilmiş bir kopyasını yerleştiren zihniyetle varoşlara gecekondu misali camiler inşa eden zevksizlik arasında, yaratıcılık fukaralığı bakımından hiçbir fark yoktur.

        SİRKECİ'YE BİR BAKIN

        Trabzon'daki cami inşaatı, işin kolayına kaçmayı sağlayan bu iki metoda şimdi bir yenisinin ilâve edildiğini ve başka ülkelerin mimarilerinin kopyalanmaya başlandığını gösteriyor. Afrika'nın iklim şartlarına uygun biçimde inşa edilmiş sivri köşeli, düz ve kaba minareli bir mimari, aynı yaratıcılık fukarası zevksizliğin neticesinde Trabzon'a taşınıyor ve cemaat şimdiye kadar görmediği ve bilmediği bu mimariye haklı olarak isyan ediyor!

        Bütün bunlar genel bir estetik yoksunluğunun eseridir ama işin temelinde başka bir gerçek vardır: Cumhuriyet'in kendi sanatını ve mimarîsini maalesef yaratamamış olması! Örnek mi arıyorsunuz? Buyurun, yurtdışına tanıtım ve turist çekmek maksadıyla gönderilen afişlere bir nazar buyurun! "İstanbul" dendiğinde hâlâ asırlar önce inşa edilmiş olan camilerden yahut saraylardan medet uman ve kendi stilini yaratamamış olan bir Cumhuriyet Türkiyesi!

        Yolunuz birgün Sirkeci tarafına düştüğünde bir-iki dakikalığına durun ve tren istasyonuna dikkatli şekilde bakın: Sahil tarafında gayet zevkli, süslü ve güzel ama kapalı bir kapı; caddenin üzerinde de çirkin bir beton blok görürsünüz.

        Sahildeki kapı imparatorluk, caddedeki tatsız beton yığını ise cumhuriyet mimarîsinin eseridir ve Türkiye'de çağdaş mimarînin nasıl bir estetik yoksunu olduğunu bundan daha güzel gösterebilecek bir örnek bulmak da hayli zordur!

        Diğer Yazılar