Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Suudiler, Kâbe’yi çevreleyen Türk revaklarını fetva ile yıkıyorlar. Tuhaf görüşlerle dolu fetvayı 26 Mayıs 2010’da Yusuf elAhmed adında bir şeyh verdi ama revakların âhı tuttu ve Yusuf el-Ahmed geçtiğimiz Temmuz’da Kral Abdullah ile İçişleri Bakanı Prens Nayif’e hakaret ettiği için tutuklandı. Şeyh, şimdi hapiste gün sayıyor!

        BİZ burada Suudi Hükümeti’nin Kâbe’deki Osmanlı revaklarını yıkma konusundaki kararını tartışaduralım, Mekke’de bu konuda oldukça tuhaf gelişmeler yaşanıyor: Suudiler, revakların yıkılması konusunda bir şeyhten fetva aldılar ama revakların âhı tuttu, fetvayı veren şeyh tutuklandı, fetvada yeralan “tavâfın şekli” meselesi ise İslam âlimleri arasında tartışma yarattı. Önce, revaklar konusunda şimdiye kadar yapılan bir hatayı düzelteyim: Yıkılmaları gündemde olan revakların Kanunî Sultan Süleyman ile bir alâkası yoktur, revakların inşasına Kanunî’nin ölümünden on sene sonra, 1576’da başlanmıştır!

        KADINLAR İÇİN YER

        İkinci Selim ve Üçüncü Murad zamanında, çevresi eskimiş olan Kâbe’de büyük bir düzenlemeye gidilmişti. İstanbul’da ve Mısır’da hazırlanan inşaat malzemesinin Mekke’ye törenlerle nakledilmesinden sonra, 1576’da Harem-i Şerif’i çevreleyen eski ahşap çatının yerine konik kubbeler yapıldı ve kubbelerin Kâbe’nin bulunduğu iç kısımlarına da bugün yıkılmaları gündemde olan revaklar inşa edildi. Düzenleme 1590’da tamamlandığında Mimar Sinan hâlâ hayatta idi ama inşaatın başında Mimar Mehmed Ağa bulunuyordu. İşte, Suudi Arabistan’da bir buçuk seneden buyana devam eden “revak” ve “tavâf” tartışmasının basınımıza yansımayan ve dolayısı ile bugüne kadar haberdar olmadığımız ayrıntıları: Yıkılıp yıkılmayacağı tartışmaları senelerden buyana devam eden revaklar konusunu tekrar gündeme getiren ilk açıklamayı, 2010 Nisan’ında Suudi Arabistan’ın çeşitli konulardaki diğer tuhaf görüşleri ile adını sıkça duyuran din adamlarından Şeyh Yusuf elAhmed yaptı. 1955 doğumlu olan el-Ahmed, kadınlarla erkeklerin Kâbe’yi beraberce tavâf etmelerinin İslam’a aykırı “tehlikeli bir davet” yani “günaha çağrı” olduğunu iddia etti, birlikte tavâfın yasaklanmasını ve kadınlarla erkeklerin Kâbe’yi ayrı ayrı tavâfına engel olan revakların da yıkılmasını istedi.

        El-Ahmed’e göre, revakların bulunduğu yere sadece kadınlara mahsus bir tavaf alanı yapılması gerekiyordu.

        PEYGAMBERE TERS DÜŞTÜ

        El-Ahmed’in bu sözleri, bazı İslam ülkelerinde tepki ile karşılandı. Önde gelen Sünnî ulema, İslâmiyet’te tavâf konusunda ayrımcılık yapan hükümlerin bulunmadığını ve birlikte tavâfın Hazreti Muhammed’den buyana âdet olduğunu söyleyerek Kâbe’nin bir Vehhabi merkezi hâline getirilmek istendiğini söylediler. Eleştiriler arasında, el-Ahmed’in ilhâmını Kudüs’teki Mescid-i Aksa Camii’nin etrafında İsrail’in bundan birkaç sene önce yapmak istediği ve büyük olaylara sebep olan yıkımlardan aldığı da vardı. Yusuf el-Ahmed, bunun üzerine 2010’un 26 Mayıs’ında “Revakların yıkılması şarttır” diyen bir fetva verdi ve fetvasını televizyonda da okudu. Şeyh, fetvada “Yıkılması gereken yer Mescid-i Haram değil, Kâbe’nin etrafında Osmanlılar tarafından inşa edilmiş olan revaklardır. Kâbe’nin sınırlarını daraltan bu revaklar 800 sene önce inşa edilmişlerdir ve hem tavâfı zorlaştırmakta, hem de kadınlarla erkeklerin Kâbe’yi ayrı ayrı tavâf etmelerine engel oldukları için tehlikeli davetler yaratmaktadırlar” diyordu. El-Ahmed bu fetvası ile yaklaşık 450 yaşındaki Osmanlı revaklarını sekiz asır öncesine, Osmanlı’nın henüz tarihte vârolmadığı bir devre kadar götürme cehaletini göstermişti. Suudi yönetimi ise fetvanın bu tarafıyla değil, revakların yıkılmasının dinî bir zorunluluk olduğunu iddia eden kısmıyla ilgilendi ve elinde artık dinî bir gerekçe olduğu bahanesi ile yıkım konusunu tekrar gündeme getirdi. Ama, verdiği bu fetva Yusuf elAhmed için pek hayırlı olmadı ve şeyh, bu senenin 8 Temmuz’unda tutuklandı! Tutuklanmasının gerekçesi, Youtube’a gönderdiği ve Kral Abdullah ile İçişleri Bakanı Prens Nayif’i suçladığı video idi. Daha önceleri “Televizyon sahibi olan bazı Müslüman işadamlarının öldürülmesi gerektiği” yahut “kadınların kasiyerlik yapmalarının haram olduğu” gibi uçuk fikirler ortaya atan el-Ahmed bu defa insan hakları savunuculuğuna soyunmuştu ve Suudi Arabistan’daki siyasî tutukluların senelerce mahkemeye çıkartılmamaları konusunda Kral’ı ve İçişleri Bakanı’nı eleştirmeye başlamıştı.

        LÂNET İŞTE BÖYLE OLUR

        Suudi Arabistan’ın doğusundaki Dahran şehrinde yaşayan babasını ziyarete gittiği sırada tutuklanan Şeyh el-Ahmed, şimdi bilinmeyen bir yerde tutuluyor. Yönetim, el-Ahmed hakkında henüz bir açıklama yapmadı ama uçuk şeyhin yıkılmasını istediği revakların, Mimar Mehmed Ağa’nın ve inşaatı yaptırmış olan başta Osmanlı hükümdarları olmak üzere 16. asırdaki iktidar sahipleri ile din adamlarının lânetine uğradığı apaçık ortada! Suudiler’in, daha doğrusu Suudi servetinin karşısında saygı ve hayranlık krizine girip “Ortada Türk düşmanlığı falan yok, maksad hacıları rahat ettirmek” gibisinden lâflar eden âlimlerimiz ve yazarlarımız bu fetva hakkında acaba ne düşünüyorlar? İfade buyuracakları kıymetli kanaatlerini çok merak ediyorum! Kâbe’yi çevreleyen Türk revakları.

        İşte, Suudiler’in Kâbe’de yıktıkları Türk eserleri

        TÜRKLER, Kâbe’yi çevreleyen Harem-i Şerif’e kutsal toprakların idareleri altında bulunduğu asırlarda başta revaklar olmak üzere çok sayıda eser inşa ettiler ve bu eserlerin revaklar dışında kalan tamamı, 1920’lerden sonra kıt’a Arabistanı’na hâkim olan Suudiler tarafından yerle bir edildi. Burada, Sultan Abdülhamid’in 20. yüzyılın ilk senelerinde hazırlattığı “Yıldız Albümleri” için Kâbe’yi iki ayrı cepheden gösteren iki fotoğraf görüyorsunuz. Kâbe’nin çevresinde bulunan küçük ama zarif yapıların yerinde şimdi yeller esiyor, zira seneler boyunca tamamı Suudi kazmalarının yahut buldozerlerinin kurbanı oldu...

        Yıkılan revak şehid sayılır, sünnete göre can verdiği yere defnedilmelidir

        KÂBE’deki Osmanlı revaklarının yıkılacakları haberinin duyulmasından sonra ortaya tuhaf fikirler atılır oldu... Birileri çıktı, “Yıkacaklarsa yıksınlar ama bâri çöpe göndermesinler de bize versinler, Türkiye’ye getirip yeniden biraraya getirelim” dediler. Böyle bir teklif aczin ve yenilginin kabulü demektir ve revakların Türkiye’ye getirilmesi ile muharebede yenilen tarafın savaş meydanında galiplerin gözetimi altında ölülerini toplaması arasında hiçbir fark yoktur! Bu iş, kutsal topraklarda artık Türk eserinin kalmaması demektir. Hazreti Muhammed’in savaşlarındaki, özellikle de Uhud Savaşı sonrasındaki uygulaması, İslamiyet’te şehidlerin defni konusunda sünnet kabul edilmiştir ve şehidler canlarını verdikleri yerde defnedilirler. Defin mekânında şartların uygun olmaması hâlinde cenazelerin başka yere nakledilmesinde sakınca görülmemiştir ama kural aynıdır: Şehidin, şehid düştüğü yere defnedilmesi... İslam’ın kutsal toprakları, yani Mekke ile Medine, bazı Arap liderlere göre Suudi işgali altındadır ve bu görüşten hareketle, revaklar bile yıkılmaları hâlinde “şehid” sayılırlar. Dolayısı ile sünnete uyulması ve revakların Suudi buldozerleri tarafından şehid edildikleri yerde defnedilmeleri, Kâbe’nin yakınlarında bir yere gömülmeleri gerekir! Kâbe’nin tamirinde asırlardan buyana uygulanan bir kural vardır: Kullanılmaz hâle gelmiş oldukları anlaşılan taşlar muhafaza edilir ve restorasyondan sonra Mekke’nin dışında bir yere gömülürler. Gömüldükleri yer, belli edilmez. Revakların yıkılmaları hâlinde bu geleneklere ve sünnete uyularak orada bırakılmaları gerekir ve Türkiye’ye getirilmeleri ise, söylediğim gibi bir acz ifadesidir!

        Diğer Yazılar