Kâbe, majestelerinin babasının malı mı?
SUUDİLER, umre için Cidde'ye giden ve yaşları 25 ile 35 arasında değişen 1000 kadar Nijeryalı kadını memlekete sokmamış, bir kısmını geri göndermişler. Yüzlerce kadın havaalanında sınırdışı edilmeyi bekliyormuş ama 45 yaşın üzerindeki Nijeryalı hatunların umre yapmalarına izin verilmiş!
Gerekçe mi? Suudiler'in resmî ifadesi ile "genç kadınlarının umreye yanlarında erkek refakatçi olmadan tek başına gelmeleri!". Yani, "Bu kadınlar aslında umreye falan değil, sokaklarda mâlûm işi etmeye gelmişler. Asıl maksatları bu... Buranın ahlâkını bozacaklardı, engel olduk. Ama 45'ini geçmiş hatunların bizde artık pek talibi çıkmayacağı için onların gelmelerinde bir mahzur görmedik" demek istiyorlar...
İşte, bütün bu sınırdışıların, umreyi engellemelerin, vesairenin sebebi bu: Suudiler'in doksanına merdiven dayamış kralları Abdullah'ın Mekke ile Medine'yi kendi mülkü gibi görmesi! Majestelerinin polisinin gözünde ise kutsal topraklara tek başına gelen ve 35'in altındaki kadınların tamamı müstakbel birer fahişe, 45'ini geride bırakmışları ise artık bir işe yaramayacak içi geçmiş mahlûklar!
Adama "Kişiyi nasıl bilirsin?" diye sormuşlar da "Kendim gibi" demiş ya, öyle birşey...
BİR TIK BİLE YOK!
Suudiler'in gayrıresmî şekilde ifade ettikleri bir de gerekçeleri var: Nijeryalı kadınların Mekke'ye gitmelerinin asıl sebebinin umre falan değil, Suudi Arabistan'da iş bulma çabası olduğu...
Mekke'nin kapılarında bunlar yaşanıyor, kimbilir kaç senedir yediğinden-içtiğinden arttırıp umre hayali ile Suudi Arabistan'a giden zavallı kadınlar Cidde Havaalanı'na iner inmez hemen kapıdışarı ediliyorlar ve İslam dünyasından tık yok! Mekke ile Medine, Kral Abdullah'a sanki peder-i vâlâşânı İbni Saud'dan kalmış miras; Kâbe ile Ravza-i Mutahhare ise majestelerinin hususî ikametgâhı! Ne Müslüman dünyasından bir ses geliyor, ne hangi işe yaradığı hâlâ belli olmayan İslam İşbirliği Bilmemnesi Örgütü'nden, ne de "Sünni dünyasının kalesi" olduğu iddiasındaki Ezher camiasından ve tantanalı isimler taşıyan diğer İslâmî kuruluşlardan! Suudi Arabistan'ın ve majestelerinin bol parası var, üstelik arada sus payı niyetine etrafa saçıyor ya, işte o sebeple herkesin başları önünde, gözleri kapalı, kulakları tıkalı ve dilleri de mühürlü!
KADDAFİ HAKLI ÇIKTI
Kral Abdullah'ın babası ve ülkenin kurucusu olan İbni Saud, 1926'da Arap yarımadasının bugün "Suudi Arabistan" denen kısmına hâkim olup "kral" ilân edildiği zaman, İslâm ülkelerinin liderlerine birer mektup göndermiş ve "Kutsal toprakların sahibi değil sadece hizmetkârı olacağı, hac konusunda hiçbir kısıtlama yapmayacağı, Müslümanlar'ın bu vazifeyi serbestçe yerine getirebilecekleri, kendisinin de bu konuda her türlü kolaylığı sağlayacağı" garantisini vermişti. Tahtından ettiği Hâşimî hanedanı ile Şerif Hüseyin'in yerini el-Saud ailesinin alıp kendisinin de "kral" olarak tanınması verdiği bu garanti sayesinde mümkün olabilmişti ve İbni Saud'un vaadde bulunduğu memleketler arasında Türkiye de vardı...
İbni Saud'un evlâtları, babalarının vakti zamanında vermiş oldukları sözlere ve vaadlere mükemmelen riayet ettiler... Umreye gelen zavallı kadınlara "Yallah!" çekmekle de hâlâ ediyorlar!
Libya'nın sabık ve de maktûl lideri Kaddafi uçuk-kaçık bir âdem idi, sık sık tuhaf sözler ederdi ve 1980'lerin başında ettiği bu sözlerden biri o zaman tebessümlerle karşılanmış, "Çatlak işte..." denip geçilmişti ama haklı olduğu sonraları ortaya çıktı...
Kaddafi, "İslam'ın işgale uğramış topraklarının İsrail'in ele geçirdiği Kudüs'ten ibaret olduğunu zannetmeyin... Mekke ve Medine de işgal altındadır, Suudiler tarafından işgal edilmiştir" demişti...