Eş-dost pazarlamak
İNTERNET'te dün yayılan bir haber, başta Fransızlar olmak üzere, Avrupalı kitap meraklılarını önce üzdü, sonra da hiddetlendirdi: Fransız TV'lerinde tam çeyrek asır boyunca devam eden efsanevî kültür ve kitap programlarını yapan Bernard Pivot ölmüştü!
Pivot'nun programlarına müptelâ olanlar haberi öğrenince üzüldüler ama üzüntülerinin yerini daha sonra şiddetli bir hiddet aldı. Zira haber yalandı, ardı arkası kesilmeyen internet palavralarındandı ve Pivot hayatta idi!
Bernard Pivot'nun 15 sene boyunca yaptığı "Apostrophes", bunun ardından da on sene süren ve 2000'lerin başına kadar devam eden "Bouillon de Culture" isimli programları seyretmiş olanlar, birkaç saat boyunca nasıl zevkli ve doyurucu bir kültür bombardımanına uğradıklarını gayet iyi hatırlarlar... Pivot, Fransa'nın önde gelen entellektüellerinden olan konukları ile uzun sohbetler ederdi ve konuklar arasında yeni çıkarttıkları kitaplar o günlerde çok satan önemli yazarlar da bulunurdu.
Pivot'nun henüz yayınlanmış olan bir eseri sadece birkaç gün içerisinde nasıl didik didik ettiğini, öyle asistanları tarafından hazırlanmış notlar üzerinden konuşmadığını, hattâ kitabı eskilerin "künhüne vâkıf" dedikleri şekilde en ince teferruatına kadar kavrayışını görür ve hayrete düşerdiniz.
HEM PRESTİJ, HEM KORKU
"Apostrophes" ile "Bouillon de Culture"den gelen davet bir yazar için büyük prestij ama aynı zamanda çekinme ve hattâ korku idi. Zira program boyunca kendilerini sorgulayacak olan Pivot, Fransızca'yı en düzgün şekilde telâffuz edenlerin başında kabul edilir ve karşısında dil ve bilgi hatası yapmak, yazarın kamuoyundaki puanını bir anda düşürebilirdi.
1990'ların sonunda Fransa'da listebaşı olmuş bir hanım yazar dostumun Bernard Pivot'nun programına davet edildiği zaman nasıl heyecanlandığına ve o sırada en çok satanlar listesinde bulunan kendi kitabını programın birkaç gün öncesinden nasıl hatmetmeye başladığına bizzat şahit olmuştum.
Dün, internette Pivot'nun öldüğü yolundaki palavra haber, bana bizdeki kitap eleştirmenlerini düşündürdü...
EŞ-DOST PAZARLAMASI
Sözü hiç evirip çevirmeden söyleyeyim: Türkiye'de gazetelerde de TV'lerde de ciddî anlamda kitap ve yayın kritiği diye birşey artık yoktur ve "eleştirmen" denen zevâtın işi yakın dostlarını yahut çevresine mensup yazarları hiç durmadan medh ü senâ etmekten ibarettir! Bizde kitap kritiğinden maksat eseri tanıtmak değil, yazarı allayıp pullamak olduğu için eleştirmenlerin hakkında yazıp konuşacakları yeni bir kitabı baştan sona kadar okumak gibisinden bir zahmete katlanmaları zaten gerekmez ve bir-iki asistanın hazırlayıp verdiği baştan savma notlar bile onlar için kâfidir.
Medenî memleketlerde yeni çıkmış bir kitabın arka kapağında nelerin yazılı olduğu bilmem hiç dikkatinizi çekti mi?
O memleketin en önemli eleştirmenlerinin ve gazetelerin kitap editörlerinin birkaç satırlık görüşleri arka kapakta boydan boya yeralır, zira eserin basılmadan önceki hâlini baştan sona mutlaka okumuşlardır.
Ama "okuyan" eleştirmenler ve bu şekildeki ciddî uygulamalar bizde nerdeee?
Hani, Türkiye'de çok uzun zamandır dilden dile dolaşan ve matbaanın bize geç gelmesinin sebebinin din adamları ile hattatların muhalefeti olduğu yolunda bir şehir efsanesi vardır ya...
Sakın inanmayın... Matbaanın gecikmesinin sebebi böyle söylentiler falan değil, okumaya meraklı olmamamızdan ve kulaktan dolma bilgiye itibar etmemizden ibarettir!
İstanbul'da son senelerde pek bir moda olan kitap fuarlarına giden bilmem kaç yüz bin ziyaretçinin sayısından fuara okulları tarafından grup halinde götürülen öğrencilerin sayısını çıkartıp bulacağınız gerçek ziyaretçi sayısını İstanbul'un 20 milyona yaklaşan nüfusuna oranladığınız takdirde okumamakta nasıl hâlâ direnen bir toplum olduğumuzu zaten görürsünüz.