Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BUNDAN 16 sene önce, 1996 Temmuz'unda bir grup gazeteci arkadaşımla beraber Güney Amerika'nın bir ucundaki Fransız Guyanı'na gitmiştik...

        Böyle bir yerin mevcudiyetini ve başkent Cayenne'de sahilin birkaç kilometre açığındaki "Şeytan Adası"nda geçmişte zulmüyle mevcut bir hapishanenin bulunduğunu, meşhur Dreyfus Davası'nın safahatını ilk okuduğum zaman öğrenmiştim. Davanın kahramanı Yüzbaşı Dreyfus casusluk suçlamasından mahkûm olup buraya sürülmüş ve hürriyetine Emile Zola'nın meşhur "Suçluyorum" başlıklı yazısının koparttığı kıyamet sayesinde ama zindanda birkaç sene süründükten sonra kavuşabilmişti.

        Fransız anavatanının binlerce kilometre ötesindeki bu sömürgesi yahut çağdaş tâbiri ile "denizaşırı toprağı", sonraları Henri Charriere'nin romanı "Kelebek" ve romanın başrollerini Steve McQueen ile Dustin Hoffman'ın oynadığı aynı isimdeki meşhur filmi sayesinde daha da tanınır olmuştu.

        SİZ TASARIMA BAKIN

        Dünyanın neredeyse öbür ucundaki Fransız Guyanı'na gitmemizin sebebi, TÜRKSAT uydusunun Cayenne'deki uzay üssünden fırlatılmasını takip etmekti. İlk uydularımızdan olan TÜRKSAT'ı Fransızlar'a ihale etmiştik, yapılıp atılmış ve uyduyu sanki kendimiz imal etmiş gibi sevinmiş, gazetelerimize "Artık biz de uzaydayız" gibisinden müjdeli haberler geçmiştik.

        Ama, Guyan gibi bir yerde, üstelik sömürge olmasından ve muhtemel başkaldırı endişelerinden dolayı tam bir polis baskısının hüküm sürdüğü bir bölgede böylesine teknolojinin bulunması hepimizi şaşırtmıştı...

        Türkiye, aradan 16 sene geçtikten sonra şimdi kendi uydusunu yapabiliyor, bir Çin roketi ile fırlatılmasına rağmen uzayda şimdi Türk malı bir uydu bulunuyor, dünyanın yörüngesinde dolaşıp duruyor ama birileri çıkıp yok kamerası bilmem nereden getirtilmiş de, vidaları falanca memleketten ithalmiş de, vesaire, vesaire şeklinde eleştiriler getiriyorlar...

        Bu devirde Amerika'nın, İngiltere'nin, Fransa'nın yahut bir başka gelişmiş ülkenin kendi patenti ile yaptığı teknoloji ürünlerinin tamamının o ülkede imal edilmesi diye bir şey artık yoktur. Önemli olan tasarımdır, bazı parçaların işbölümü ve uzmanlaşma gereği başka ülkelerden alınması da son derece normaldir. Adam uyduyu tasarlar, sadece gövdesini yapar, kamerasını başkasından, diğer parçasını da bir başka memleketten alır ama âletin çalışmasını sağlayan program kendi eseridir!

        iPHONE VE İRAN

        Haftalardır gazetelerin ilk sayfalarına kadar haber olan iPhone-5'in arka kapağındaki ufacık satır bilmem dikkatinizi çekti mi?

        "Kaliforniya'da dizayn edilmiş, Çin'de imal edilmiştir" yazılı... Yani, Birleşik Amerika'nın en büyük şirketlerinden Apple bile en son teknoloji ürünlerinden olan iPhone-5'i Amerika'da değil, Çin'de yaptırmış! Yani, Amerikan harikası diye reklâm edilen ve alabilmek için bayilerinin önünde kuyruklara girdiğimiz bu son nesil telefon, Amerikan malı falan değil, halis muhlis Çin malı!

        Size alâkasız gelebilir ama, bir anlığına hemen yanıbaşımızdaki komşumuz İran'ı düşünün...

        Dünya, birkaç seneden buyana İran'ın nükleer faaliyetlerini tartışıyor, hattâ diken üstünde duruyor...

        Bizde basının ve sıradan halkın "molla rejimi" olarak bildiği, az biraz tanıyanların "Bu adamlar durmadan okurlar, kültür bakımından bizden çok ileridirler ama değil vida yapmayı, makarna imalini bile beceremezler" diye konuştuğu, yani burun kıvırdığımız İran nükleer güç olma yolunda... Dünyanın dört bir yanından gelen tepkileri ve hattâ tehditleri hiç mi hiç umursamıyor ve çok yakın bir gelecekte kendi nükleer silâhına da sahip olacak...

        Komşumuzdaki bu çok önemli gelişmeyi bile farkedemeyen bazı kafalar, kendi uydumuzu artık kendimiz yapabilecek seviyeye geldiğimizi zaten nasıl farkedebilirler ki?

        Diğer Yazılar