Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        MISIR ve Türkiye dün büyükelçilerini karşılıklı olarak "istenmeyen adam" ilân ettiler ve iki memleket arasındaki ilişkiler "en kötüden iki önceki" aşamaya geldi...

        Ülkeler arasındaki ilişkilerin en kötü hâli karşılıklı savaş ilânıdır, bu aşamanın bir öncesi diplomatik ilişkilerin kesilip elçiliklerin kapatılması, onun öncesi de büyükelçilerin sınırdışı edilmesidir ve Ankara'nın Kahire ile münasebetleri, şimdi işte bu aşamadadır...

        Mısır ile daha önce iki büyük diplomatik kriz yaşamıştık...

        CUMHURİYET BAYRAM'NDA FES KRİZİ

        İlk kriz 1932'de, Mustafa Kemal Paşa'nın cumhurbaşkanlığı zamanında çıkmıştı ve sebebi, Ankara'daki Mısır Elçisi Abdülmelik Hamza'nın "tarbuş"u, yani fesi idi.

        Abdülmelik Hamza, 1932'deki 29 Ekim törenlerine ve o gece Ankara Palas'ta verilen resmî davete memleketinin resmî başlığı olan fes ile katılmış, Mustafa Kemal Paşa'nın "Türkiye'de fes giymek yasaktır" demesi üzerine fesini çıkartmak zorunda kalmış ama daveti terketmişti.

        Mısır, fes ve diğer başlıkların Türkiye'de yasaklanmış olmasının kendisini bağlamayacağı ve büyükelçisinin resmî başlığının başka bir memleketin cumhurbaşkanının talimatı ile ve zorla çıkarttırılmasını kabullenemeyeceği gerekçesiyle Türkiye'yi protesto etmişti. Ankara ile Kahire arasında iki ay boyunca karşılıklı olarak protesto notaları gidip gelmiş ve gerginlik Ankara'nın işi alttan alması ile son bulmuştu...

        Asıl büyük kriz ise 1954 Ocak'ında meydana geldi ve Mısır, Kahire'deki Türk Büyükelçisi'ni hem "istenmeyen adam" ilân etti, hem de büyükelçinin Kahire'den ayrılması sırasında etmediği hakareti bırakmadı.

        İşte, Türkiye ile Mısır ilişkilerinde 1980'li senelere kadar devam eden soğukluğa sebep olan 1954 krizinin öyküsü...

        GELENLERİ KAPIDAN KOVDU

        Mısır Kralı Faruk 1952 Temmuz'unda bir darbe ile tahtından indirilmiş, ismi sadece kâğıt üzerinde vârolan ve birkaç ay devam edecek olan bir "Naipler Konseyi" kurulmuş ve asıl gücü liderliğini Albay Cemal Abdülnasır'ın yaptığı "Hür Subaylar Hareketi" elde etmişti.

        Hareketin içerisinde yüzbaşısından generaline kadar hemen her rütbeden subay vardı. İhtilâlin önde gelen isimlerinden olan Binbaşı Salâh Salim ile bir grup subay, darbeden birkaç gün sonra Nil sahilindeki Türkiye Büyükelçiliği'ne gittiler.

        "Türkiye'de cumhuriyet döneminde yapılan reformları örnek aldıklarını" söylüyor, büyükelçiden ve Ankara'dan destek istiyorlardı.

        Kahire'deki Türk Büyükelçisi bir Osmanlı paşazadesi, Deli Fuad Paşa'nın torunu Fuad Hulûsi Tugay idi ve Mısır hanedanından Prenses Emine ile evliydi. Askerlere hiç beklemedikleri bir karşılık verdi; "Yaptığınız bu darbe ile Mısır'ın canına okudunuz! Kendinizi Napolyon sanıyorsunuz ama değilsiniz, âkıbetiniz Napolyon'dan da beter olacak" dedi ve hepsini kapıdışarı etti!

        Mısırlılar, uğradıkları hakarete rağmen pek ses etmediler... Darbenin liderleri akıl almak için Türk Elçiliği'ne gittiklerinin işitilmesini zaten istemezlerdi ve bu yüzden Fuad Tugay'a hemen ilişmediler.

        Ama sonraki günlerde herşey daha fena olmaya başladı...

        FUAD KÖPRÜLÜ İNAT ETTİ

        Kralı bir darbe ile devrilen memlekette hanedan mensubu bir prensesin, başka bir memleketin sefiresi olarak kalmaya devam etmesi aslında aklın ve mantığın kabul edebileceği bir iş değildi...

        Prenses Emine, Kahire'de işte böyle bir vaziyette kalmıştı ve işlerin daha da sarpa saracağını farkeden Fuad Tugay, Ankara'ya hemen her gün "Bu işin sonu kötü bitecek, elimden bir kaza çıkmadan beni buradan alın" diye yazıyor ama Mısır'daki darbecilerden nefret eden zamanın Dışişleri Bakanı Fuad Köprülü "Olmaz!" diyordu...

        Mısır, bütün bunlara rağmen Türkiye'den büyükelçisini geri çağırmasını resmen istemedi ama daha başka bir iş etti: Gazeteler, Türk Büyükelçisi'nin hanımı Prenses Emine'ye hakarete başladılar!

        Kahire basınında, darbeden hemen sonra devrik kral, ailesi ve hanedanı aleyhinde zaten gayet ağır yazılar çıkıyordu ama Prenses Emine'nin hakkında yazılanlar hakaretten de öte idi... Önce sefirenin "kaçakçılık yaptığını" iddia ettiler, sonraki günlerde de "Kuzeni olan krala kadın bulup pezevenklik yapıyordu" gibisinden iftiralar atıldı...

        PRENSESE HAKARETLER

        Ankara, inad etti, bütün bunlara rağmen Fuad Tugay'ı geri çağırmadı... Kahire'ye bir başka elçinin gönderilmesine ancak bir buçuk sene sonra, 1953 Aralık'ında karar verebildi ve asıl skandal işte o zaman yaşandı...

        Prenses Emine o günlerde İstanbul'da idi, Büyükelçi Fuad Tugay da Kahire'de dönüş hazırlıkları ile meşguldü. Veda ziyaretlerine başladı ve büyükelçilik binasında 1953'ün 21 Aralık gecesi bir veda daveti verdi.

        Kahire'deki kordiplomatiğin neredeyse tamamı o gece Türk elçiliğinde idi ama elçilikte Mısır hariciyesinden tek bir kişi bile yoktu! Fuad Tugay, veda davetine Mısırlılar'ı çağırmamıştı!

        Diplomaside böyle bir davranışın örneğinin görülmemesi bir yana, Mısırlılar büyükelçinin davet sırasında Avrupalı dostlarına darbeden sonra Mısır'da iktidara geçen Devrim Komuta Konseyi'nin aleyhinde çok ağır sözler sarfettiğini ve "Beni bir daha bu pis yerde göremeyeceksiniz" dediğini işitmişlerdi...

        Kıyametin büyüğü ise, 1954'ün 2 Ocak akşamı, Kahire Operası'nda koptu...

        Devrim Komuta Konseyi'nin güçlü adamı ve Başbakan Yardımcısı Cemal Abdülnasır, operada o geceki programın tamamlanmasından sonra temsili izleyen kordiplomatik için salonlardan birinde küçük bir kokteyl veriyordu ve davetliler arasında Türk Büyükelçisi de vardı.

        Gazetelerde aynı gün, büyükelçinin hanımı Emine Tugay'ın aleyhinde yine hakaret dolu dünya kadar yazı çıkmıştı...

        UZATTIĞI ELİ BOŞ KALDI

        Diplomatlar davetin verildiği salona geçmiş, Abdülnasır'ın salona girmesini bekliyorlardı... Abdülnasır geldi, büyükelçilerin ellerini sırayla sıkmaya başladı ve Türk Büyükelçisi'nin önüne gelip elini uzattığı sırada Fuad Tugay "Ben sadece centilmenlerin elini sıkarım" dedi, sonra Abdülnasır'a uzun uzun hakaretler etti, "Mısır'ı felâkete sürüklediğini" söyledi ve muhatabının cevap vermesini beklemeden arkasını dönüp salonu terketti!

        Abdülnasır'ın, kordiplomatiğin önünde yaşanan bu skandalı cevapsız bırakması imkânsızdı. Mısır, hemen ertesi günü Fuad Tugay'ı "istenmeyen adam" ilân etti ve Mısır'ı 48 saat içinde terketmesi gerektiğini bildirdi! Üstelik protokol kuralları da bir tarafa bırakıldı, Kahire'den ayrılmak üzere havaalanına giden büyükelçi diplomatlara mahsus salona alınmadı, normal yolcularla beraber sıraya girmesi istendi ve uçağa binmesinden önce bagajları açılıp bütün eşyası çamaşırlarına kadar didik didik edilip arandı. Bütün bunlar yapılırken Mısırlı gazetecilere bol bol fotoğraf çektirildi ve fotoğraflar Kahire'de ertesi gün çıkan bütün gazetelerde yayınlandı!

        Hadise, Türkiye'de büyük tepki yarattı. Hükümet ve dışişleri açıklama üstüne açıklama yaparken meseleye Cumhurbaşkanı Celâl Bayar da dahil oldu, Fuad Tugay'ı Çankaya'ya çağırıp Kahire'de olup bitenleri, özellikle de opera binasındaki hadisenin aslını sordu ama Türkiye aynı şekilde mukabelede bulunmadı ve Ankara'daki Mısır Büyükelçisi sınırdışı edilmedi.

        Ankara ile Kahire birbirlerini suçlamaya haftalarca devam ettiler ve Türkiye ile Mısır arasındaki münasebetler 1980'lere kadar tam olarak düzelmedi.

        Prenses Emine'nin bu kitabı, 50

        seneden buyana hâlâ tek kaynaktır

        KAHİRE'nin 1954 Ocak'ında "istenmeyen adam" ilân ettiği Türk Büyükelçisi Fuad Hulûsi Tugay'ın eşi Prenses Emine Tugay, 1897'de İstanbul'da, ailesinin Kadıköy'deki konağında doğdu.

        KAHRAMAN TORUNU

        Babası Osmanlı İmparatorluğu'nun önde gelen askerlerinden Mahmud Muhtar Paşa, annesi de Mısır Prensesi Nimetullah idi. Baba tarafından 19. asır Türkiyesi'nin askerî kahramanlarından Gazi Ahmed Muhtar Paşa'nın, anne tarafından da Mısır Hıdivi İsmail Paşa'nın torunu oluyordu ve Mısır'ın ilk kralı Fuad dayısı, 1952 darbesi ile devrilen son kral Faruk da kuzeni idi ve Prenses Emine, Mısır'da annesinden intikal eden çok zengin bir mal varlığının da sahibiydi...

        Tugay ailesi, Kahire'de 1954'te yaşanan diplomatik krizin ardından İstanbul'a yerleştiler. Prenses Emine Tugay 1960'ların başında ailesinin tarihini İngilizce olarak kaleme aldı ve "Three Centuries. Family Chronicles of Turkey and Egypt" (Üç Asır. Türk ve Mısır Aile Tarihi) isimli eser 1963'te Londra'da Butler and Tanner Ltd. tarafından yayınlandı. Emine Tugay'ın Oxford Üniversitesi Matbaası'nda basılan ve Türkçe'si önümüzdeki günlerde yayınlanacak olan kitabı, Mısır Hanedanı konusunda hâlâ önde gelen ve miras dâvâlarında da mahkemelerin kaynak olarak kullandıkları bir eserdir.

        Fuad Tugay 1967'de, Prenses Emine de 1975'te İstanbul'da vefat ettiler...

        Diğer Yazılar