Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İRAN'ın sebep olduğu nükleer kriz, Cenevre'de imzalanan anlaşma ile şimdilik askıya alındı...

        Batı kısa bir müddet öncesine kadar İran'a askerî operasyonlar düzenlenmesi ve nükleer tesislerinin bombalanmasını konuşurken ve bütün bu girişimlerin yeni bir dünya savaşına bile yol açabileceğinin endişesi hissedilirken ne oldu da anlaşmazlıklar böylesine sür'atle halledilebildi dersiniz?

        Herşeyin bu kadar hızlı şekilde ve üstelik iyi yönde değişmesini sağlayan sebeplerin başında, İran'da son 30-40 seneden buyana yaşanan bütün çalkantılara rağmen devlet geleneğinin hâlâ güçlü şekilde devam etmesi gelir...

        Geleneğin sürmesini sağlayan dinamiklerin en önemlisi İran ı meydana getiren etnik grupların, Farslar'ın, Âzerîler'in, Kürtler'in, Belûcîler'in, Lûrîler'in, Araplar'ın, Teleşîler'in ve hattâ Hristiyan-lar'ın ve diğerlerinin "İranlılık" kavramı ve üst kimliği etrafında birleşmiş olmaları, Şiî inancının İran'da artık inançtan da öte bir hayat biçimi halini almış bulunmasıdır.

        25 ASIRLIK GELENEK

        Birkaç gün öncesine kadar nükleer teknoloji merakı yüzünden Batı'yı hop oturtup hop kaldıran İran da yönetim ve halk, kararlarını 25 asır öncesine dayanan bu gelenekler doğrultusunda verir. Üstelik geleneksel kültürden kopma diye birşey zaten sözkonusu değildir, yazının ve dilin bin küsur senedir değişmeden kalmış olması kültürün kesintiye uğramadan devamını sağlamıştır ve bir orta mektep öğrencisi bile bundan sekiz asır önce yaşamış olan Şirazlı şair Hâfız'ın mısralarını gayet rahat şekilde anlar.

        Şah zamanındaki dışişleri bakanlarından biri, 1970'lerde "Topraklarımızı işgal etmek için buraya binlerce senedir her çeşit millet geldi... Yunanlılar geldi, Romalılar geldi, Türkler geldi; ama hepsi kültürümüzden birşeyler alıp gitti" demişti...

        Anadolu'nun doğusundan Hindistan'a uzanan topraklarda tâââ 11. asırdan buyana Selçûkîsi'nden Safevîsi'ne, Avşar'ından Kaçar'ına kadar hüküm süren bütün bütün hanedanlar Türk'tür, bu dokuz asır boyunca iktidarda bulunan hükümdarların anadilleri aslında Türkçe'dir ama hepsi Farsça'nın etkisi altında kalmışlar ve resmî yazışma dili hep Farsça olmuştur. İran'da aslen Fars ve anadili de Farsça olan ilk hanedan, yani Pehlevîler, hâkimiyetlerini ancak 1925'te kurabilmişlerdir.

        Fars kültürünün siyasî alandaki yansıması ise İran'ın bölgedeki önemli ve etkili güçlerinden biri olması, söylediklerinden ve yaptıklarından hoşlanılmasa ve hemen her hareketi Batı'yı hiddetlendirse bile her zaman dikkatle takip edilmesidir.

        HUZURSUZLUK BİTMEDİ AMA...

        Ama, devlet geleneklerini terketmemesi sayesinde dış politikası böylesine ciddîye alınan ve hattâ sözüne kulak verilen İran yönetimi halkının tamamını memnun ve mutlu edememiştir, o da meselenin başka bir tarafı...

        İran'da İslâmî rejimin, daha doğrusu Humeynîyönetiminin kurulmasının ilk aşamalarına Tahran da genç bir muhabir olarak bulunduğum 80'li senelerin başında bizzat şahit olmuştur...

        İktidar ve rant mücadelesi o zamandan buyana bütün şiddetiyle devam ediyor, baskılar devrimin ilk senelerine oranla hafiflemesine rağmen hâlâ hüküm sürüyor ve halkın büyük kesimi otuz küsur seneden buyana ortalama bir refah seviyesine bir türlü ulaşamadı...

        Ama bütün bu iç sıkıntılarına ve dahilî didişmelere rağmen İran'da bir etnik tartışma çıkmıyor, üst kültür olan "Fars" kavramı hiçbir zaman tartışılmıyor, üstelik tartışılması hatırlara bile gelmiyor...

        Üst kimliğini o kimliğin dayandığı kültürü sayesinde muhafaza eden, hayalperest değil, ayakları yere basan dış politikasını dünyaya bazen sertlikle bazen de ince rakslarla eninde sonunda kabul ettiren İran da herşeye rağmen hâlâ varolan devlet geleneğinden bölge ülkelerinin öğrenmeleri gereken maalesef çok şeyler vardır!

        Diğer Yazılar