Şehzade Mustafa ve entrika merakımız
AYLARDIR beklenen sahne önceki gece nihayet yayınlandı, ilmik Şehzade Mustafa'nın boynuna geçti ve yüzbinlerce kişi ekran başında helâk oldu!
Bir arkadaşım idam sahnesinden birkaç dakika önce, Mustafa babasının çadırına doğru yürüdüğü sırada, ekran başındaki beş yaşındaki çocuğunun gözyaşları içerisinde ve çığlık çığlığa "Gitmeeee! Öldürecek!" diye haykırdığını anlattı....
Tarihine düşkün olmakla iftihar eden Türkiye tarihine, özellikle de Kanunî Sultan Süleyman zamanının ayrıntılarına aslında birkaç sene önce başlayan ve gündemi devamlı şekilde işgal eden Muhteşem Yüzyıl sayesinde merak salmaya başladı ve merak gittikçe artıyor...
Ama, merakın Kanunî döneminin Türkiye'si, fetihler, o zamanın iktisadî durumu, zenginliği, günlük hayatın ayrıntıları gibi tarih şuuru ile alâkalı konulardan kaynaklandığını pek zannetmeyin... Hemen herkesi ekran başına kilitleyip Kanunî'nin saltanat yılları hakkında uzun uzun konuşmalarını sağlayan asıl sebep, dizideki yeralan ve bir türlü bitmek bilmeyen entrikalardır! Hürrem Sultan'ın etrafında düğümlenen harem entrikaları, devlet adamları ile askerlerin çevirdikleri işler ve en nihayet Kanunîile oğulları arasında olup bitenler, didişmeler ve kanlı şekilde neticelenen hadiseler...
AHMET REFİK'İN ESERİ
Muhteşem Yüzyıl'ın böylesine popüler olmasının sebebi, işte bu bitmeyen tezgâhlar, kumpaslar, kuyu kazmalar, vesairedir. Çekim sırasında gerçi masraftan kaçınılmamış, kalitenin düşmemesine itina edilmiş, oyuncular özenle seçilmiş ve ilk zamanlarda rahmetli Meral Okay'ın kaleme aldığı senaryo sonraki bölümlerde de tam bir gazeteci mantığı çerçevesinde ve gayet sürükleyici şekilde hazırlanmıştır ama dizinin kazandığı başarının ardında, bitmeyen entrikalar vardır.
Entrikanın diziyi böylesine izlenir kılmasının sebebi ise, hiç inkâr etmeyelim, millet olarak hem entrika kurmaya, hem de başkalarının kurduğu tezgâhları öğrenmeye olan düşkünlüğümüzdür! Zaten sıradan vatandaşın bile tarihe merak salmasını sağlayan kişi olan Ahmet Refik Altınay'ın isimleri bile sonradan birer dönemin adı olan "Kadınlar Saltanatı" ve "Lâle Devri" gibi kitaplarının temeli de bol bol entrikaya dayanır!
Bu merak bizdeki kadar olmasa bile diğer memleketlerde de mevcuttur ve tarihî dizilerde de ağırlık bu alana kayar...
SON DÖNEME YANSIDI
Yaşı müsait olanlar hatırlayacaklardır: Sinemanın başlangıcından buyana çoğu artık klasik olan bir hayli tarihî film yapılmış, TV'lerde yayınlanan tarihî dizilerin öncülüğünü ise BBC başlatmış ve 1976'da 12 bölümlük "Ben Cladius" (I Cladius)'u çekmişlerdi. Robert Graves'in 1930'larda kaleme aldığı ve Roma İmparatorlarından Cladius'un etrafında olup bitenleri anlattığı romanı temel alarak çevrilen dizide Derek Jakobi, John Hurt ve Margaret Tyzack gibi zamanın en güçlü oyuncuları rol almışlardı ve "Ben Cladius" o senelerde öylesine ses getirmişti ki, muhtemel tartışmaları önlemek maksadıyla BBC bazı sahneleri sansürlemek zorunda bile kalmıştı...
"Ben Cladius"un açtığı yolu ileriki senelerde başka diziler takip etti. Son senelerden birkaç örnek vereyim: 2005 ile 2007 arasında çevrilen "Roma"yı ve yine 2007'de yapılan, dillere destan olan ve Muhteşem Yüzyıl'a ilham vermiş gibi görülen "Tudors"u zaten hatırlarsınız... Avrupa ve Amerika, şimdi yeni bölümlerinin çekimleri hâlâ devam eden iki diziyi, 15. asır İngiltere'sinde York ve Lancaster hanedanları arasındaki mücadeleyi anlatan "The White Queen" (Beyaz Kraliçe) ile İskoçya Kraliçesi Mary Stuart'ın hayatını konu alan "Reign"ı seyrediyor...
Tarihî mevzuları artık dizilerden ve romanlardan öğrenir olan toplumumuz, bu entrika merakını aslında artık bir başka alana yoğunlaştırmış vaziyette: Türkiye'nin son dönem tarihine...
Osmanlı'nın çöküş ve Cumhuriyet'in kuruluş yılları hakkında şimdilerde gittikçe artan tevatürlerin, ortaya atılan komplo teorilerinin, aslı olmayan iddiaların, öküzün altında buzağı aranmasının ve devletin kurucu kadrosuna yöneltilen dünya kadar suçlamanın gerisinde yatan sebep, işte bu âdetimizdir...