Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

İYİ Parti 31 Mart seçimleri öncesi fikir alışverişinde bulunmak ve işbirliği istemek için HDP’ye gitti mi?

Sırrı Süreyya Önder’in ortaya attığı bu iddiayı İYİ Parti kanadı çok sert bir şekilde yalanlıyor. Peki böyle bir şey söz konusu değilse Önder neden bu açıklamayı yaptı? Nereden çıktı bu polemik?

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Cihan Paçacı’yı aradım. Bu iddiaya karşı bana somut bir şey söyledi:

“Nagehan Hanım bizim partimizin herhangi bir yöneticisinin, milletvekilinin, Merkez Yürütme Kurulu üyesinin HDP ile böyle bir görüşme gerçekleştirmiş olma ihtimali söz konusu olamaz.”

“Nasıl bu kadar eminsiniz? Parti içinde bunu konuştunuz mu, bir araştırma yaptınız mı?” diye sorunca, “Hayır buna gerek bile yok, üzerinde durmadık, ciddiye almadık. Çok somut bir şey hatırlatayım size” dedi.

Ve şöyle devam etti:

“31 Mart seçimleri öncesi biz HDP’ye gitmiş olsaydık Iğdır’da HDP’ye karşı Cumhur İttifakı’nın adayını destekler miydik?”

Bu önemli bir ayrıntı. Ben de 31 Mart seçimlerinden hemen önce Iğdır ve Ahlat İttifakı diyerek hem Iğdır’da hem de Ahlat’ta HDP’ye karşı İYİ Parti’nin Cumhur İttifakı’nı desteklediğini yazmış, CHP’nin de özellikle düşük profilli bir aday göstererek bir nevi Cumhur İttifakı’na destek verdiğini söylemiştim. Ortak hedef HDP adayına seçim kaybettirmekti. (Aşağıya o yazıdan alıntılar ekliyorum-na)

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Cihan Paçacı
İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Cihan Paçacı

Paçacı şunları da hatırlattı: “Bakın, 31 Mart seçimlerinde biz nerede aday çıkardıysak HDP karşımıza aday çıkardı. CHP’nin adayının karşısına çıkarmadı, bizim adaylarımızın karşısına çıkardı ve biz de HDP’nin aday çıkardığı birçok yerde kaybettik. Bu unutulmasın. Bizim İYİ Parti olarak HDP’ye karşı duruşumuz nettir.”

Peki o halde Sırrı Süreyya Önder’in iddiası nereden çıktı?

Cihan Bey ona da şöyle bir açıklama getirdi: “Bizim parti ile alakası olamaz ancak belki de bize yakın durduğunu söyleyen, bizim arkadaşlarla teması olan işadamı ya da kanaat önderi sıfatı ile HDP cephesine gidip bizim bilgimiz dışında partinin ismini zikrederek konuşmuş olanlar olabilir. Böyle bir şeyi bilme ve kontrol etme şansımız yok.”

HDP bugün Türkiye’nin meşru bir partisi mi? Mecliste temsil ediliyor mu? Kapısında tabela asılı mı? Her sene yaklaşık 90 milyon TL hazine yardımı alıyor mu?

Evet.

Ancak buna rağmen Türk devleti ve yargısı ile neredeyse bütün siyasal partiler tarafından illegal ve kriminal bir örgüt muamelesi görüyor.

Hiçbir konuda anlaşamayan partiler konu HDP olunca otomatik olarak ‘devlet ittifakı’ oluşturuyorlar sanki. Bu parti illegal bir örgütse neden açık?

Madem cüzzamlı gibi köşe bucak kaçılacak, bitli yorgan gibi oradan oraya atılacak kadar sakıncalı, o halde bu parti neden kapanmıyor?

Var ama yokmuş gibi davranılan HDP bugün yüzde 10-11 blok ve değişmez bir sosyal tabana sahip. Bugünkü Türkiye nüfusundan hesaplarsak yaklaşık 8,5 milyon insan…

Bu azımsanmayacak bir yurttaş kitlesi demek. Ben HDP’ye yönelik mevcut tavrın o kitleyi rencide ettiğini ve onların bu ülkeye aidiyet hislerini zedelediğini düşünüyorum.

Bu işte bir yanlışlık var.

Yukarıda da bahsettiğim gibi bu köşede 31 Mart 2019 seçimlerinden evvel bir yazı yazmış ve bugünkü Türk devlet sistemine dair analizlerimi o yazıda anlatmıştım. Aşağıya o yazının ilgili bölümünü koyuyorum:

“…HDP ile beraber CHP ve İYİ Parti’nin oranlarının yüzde 50’yi geçme ihtimali ‘Muhalefet bloku sonunda iktidar blokunu geçti. Bakın değişim başlıyor’ diye safça karşılanacak bir olay değil. Bakıyorum, kimi muhalif kesimler ve aydınlar çok yanlış analizlerle dolu Türkiye tahminleri yapıyorlar.

7 Haziran 2015 deneyimine rağmen bunların hâlâ söyleniyor olmasına şaşırıyorum. Unutmayalım, 7 Haziran’da muhalefet bloku yüzde 59’u bulmuştu. Ne oldu? Türk devlet sistemi o bloku kolaylıkla göçertti ve bütün iktidar hesapları değişti.

CHP-İP-HDP toplamının yüzde 50’yi geçmesi mevcut Türk devlet sisteminin şu anki zihniyetinin daha çok güçlenmesine, kenetlenmesine ve sertleşmesine sebep olacaktır ve evrensel hukuk açısından ülkenin daha da geri gidişi ile neticelenecektir. Kimi özgürlükçü aydınların, olacakları bile bile bunu istemesini anlayamıyorum…

Türk devlet sistemi demek, sadece Erdoğan hükümeti demek değil. Devletin içinde bir tarafta milliyetçi-muhafazakar öbür tarafta ulusalcı-seküler iki güçlü blok var. Türk istihbaratı ve Türk polis teşkilatında ulusalcı-seküler bir kesim hemen hemen yok denebilir. Ancak ordu ve yargıda her iki kanat da var ama ağırlık milliyetçi-muhafazakar kanatta.

Türk devletini oluşturan iki kanadın üzerinde en çok uzlaştığı konu HDP’nin bütün üyelerinin terörist olduğu ve bertaraf edilmesi gerektiği inancı. HDP ile yan yana görünenlerin kriminalize edilmesi de bir devlet politikası. PKK-YPG-PYD ile HDP arasında Türk yargı zihniyeti açısından da bir ayrım yok.

IĞDIR VE AHLAT’TA BAŞKA BİR İTTİFAK VAR

Bu arada şu somut gerçeği de pek kimse konuşmuyor. Bir tarafta Cumhur ittifakı, öbür tarafta Millet İttifakı var. Birbirlerine çok ağır sözlerle yükleniyorlar ve karşı tarafın adaylarını yıpratmaya çalışıyorlar. Ancak bir yerde durum böyle değil: Iğdır’da İYİ Parti çok açıkça AK Parti-MHP ittifakının başkan adaylarını destekliyor.

Aslında orada CHP’nin adayı var. Fakat CHP de düşük profilli kampanya yapıyor. O da bir nevi Cumhur İttifakı’na destek veriyor. Neden mi? Çünkü Iğdır Türk-Kürt nüfus oranı birbirine yakın. Hedef, HDP’nin adayına karşı bir blok oluşturmak.

“İYİ SAATTE OLSUNLAR” MEKANİĞİ ÇALIŞIR

Bütün okurlarım, özellikle de HDP’ye oy verecek olanlar bilmeli ki Türk devlet sistemi “gerektiğini” düşünürse “iyi saatte olsunlar” mekaniğini işleterek bütün Türkiye’de Iğdır ittifakını hayata geçirebilir. İYİ Parti hemen bu “derin” ittifaka, hem de en radikal, en şahin söylemlerle dahil olur. Suriyeliler için söylediklerini Kürtler için de söyleyebilir İYİ Parti. HDP milletvekilleri yarın olur da yaka paça Meclis’ten alınırsa alkışlayanlar arasında İYİ Parti milletvekillerinin de olacağına şüphe yok.

… İşte Iğdır örneği ortada. Türk devlet sistemi, yeri gelir birbirine en ağır sözlerle hakaret ve tehdit eden partileri yan yana getiriverir. HDP ne oy alırsa alsın sonuç değişmez.”

Kuaförler yeni dönemin ruhuna adapte olarak açıldı.

Hijyen kurallarına uyuluyor, randevusuz gidilmiyor. Maskeler, eldivenler hazır…

Her şey tamam da ben bir noktaya takıldım.

Kuaför salonundan içeri girene imzalaması için bir form veriyorlar.
Bakın buraya örneğini koyuyorum.

Formda imza attığınız maddelerden biri de “Son 14 gün içinde yurt dışına seyahatim yoktur” cümlesi.

Böyle anlamsız bir şey olabilir mi?

Son 14 günde hangimizin yurt dışına seyahati olmuş olabilir? Kuş muyuz uçalım?

Korona ile mücadele derken ezbere bürokrasiye boğulmaya başladık. Üstelik kuaföre gitmenin bile kaydının tutulması bence insanı irkiltiyor. Salgın var diye aldığımız nefesin bile kaydedildiği bir dünyada mı yaşayacağız?

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!