Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması

Yeni normale adım attık. Lokantalar, kafeler açıldı. Peki her şey kaldığı yerden devam edebilecek mi?

Dün İstanbul’un farklı noktalarında yürüdüm. Beyoğlu, Çengelköy, Bakırköy’ü dolaştım. Üç ayrı bölgede aynı şeyleri işittim.

Evet, ortalık çok kalabalık ama birçok küçük ölçekli lokanta ve kafe açılamamış.

Lokanta ve kafe sahipleri derler ki: "Nagehan Hanım, bize açın dediler ama o iş öyle kolay değil. Yasağın kalkacağı sadece 4 gün önce ilan edildi. Tedarikçilerimizin yeterli hazırlığı yok. Bizim de yok.

Tedarik zinciri bozulmuş durumda. Restoranlar için üretilen bazı ürünlerin üretimi durmuştu, yasağın kalkacağı açıklanınca üretim yeniden başladı ancak bu kadar kısa sürede ulaşımı sağlayamadılar."

İşittiğim ikinci bir sorun ise korona tedbirleri kapsamında getirilen yeni zorunluluklar.

Restoran ve kafe işletmecileri "Tedbirleri uygulamak için kullan-at tuzluk, peçetelik, her masaya hijyen seti gibi yeni ürünler gerekiyor. Bu ürünleri hemen bulup, işletmemize koymakta zorlanıyoruz. Bunlar hem ekstra maliyet hem de çok kısa sürede temini zor" diyorlar.

SOSYAL MEDYADA DOLANAN RİVAYETLER

Kısacası ortalık karmakarışık.

Mesela sosyal medyada 22.01’de mekanın ışığı açıksa 4.800 TL, tek kullanımlık bardak, tabak, çatal yoksa 27.500 TL, maskesi olmayan müşteriye 860 TL ceza var diye bir takım bilgiler dönüyor. Bunlar asparagas diye düşünüyorum zira cezaya yönelik açıklanan bir şey yok.

Zaten doğruysa kimse korkudan burnunu çıkaramaz!

Tanıdığım mekan sahiplerine sordum, yeni kuralları ihlal edene nasıl bir yaptırım olacağını onlar da bilmiyor!

30 Mayısta yayınlanan Salgın Yönetimi ve Çalışma Rehberine hayata geçmesi mümkün olmayan detaylar konmuş.

GARSON YERİNE ROBOT YA DA SİHİRBAZ

Mesela "Servis elemanı hizmet ederken sosyal mesafeye dikkat etmeli" deniyor. Masada oturan müşterinin önündeki tabağa o müşteriye en fazla 1,5 metre yaklaşarak servis yapmak için ya robot ya da sihirbaz olmak gerekir…

Lokantalar, kafeler açıldı açılmasına ama oralara gidebilmek için oturup birkaç gün kuralları ezberlemek lazım. Mekan sahipleri için ise eziyetlere mi değinsem ekstra masraflara mı…

Zaten iki aydır para çarkı durmuştu, şimdi bu kadar yükümlülükle nasıl başa çıkılacak?

Bu arada 65 yaş üstünün hâlâ evde kapalı olduğunu unutmayalım…

Korona salgınını durdurmak için alınan önlemler gerekli ama öte yandan bu sürecin sebep olduğu zararlar ne olacak? Diğer hastaların durumu nasıl? Koronadan kaçmak için gidilmeyen kontroller, yapılmayan tedavilerin faturası nasıl çıkacak?

65 yaş üstü grubun içinde birçok demans hastası var mesela… 2,5 aydır evde kapalı o hastalar.

Ben bir örneğe geçen hafta şahit oldum.

Tanıdığım 75 yaşında, çok hoşsohbet ve zarif bir hanım var. Çocukları yurt dışında. Eşi 86 yaşında ve alzheimer.

Geçen gün beni aradı. "Nagehan bana acil yardım et yavrum, çok kötü durumdayım, seni rahatsız etmek istemem ama artık ne yapacağımı bilemiyorum" dedi.

Eşinin hastalığı evde kapalı kaldığı 2,5 ayda iyice ilerlemiş. Sanrıları başlamış, saldırganlaşmış. Evdeki parayı odasına saklamış, kadıncağıza ekmek parası dahi vermiyor, evin temizlenmesine müsaade etmiyor, kafasında bir şeyler kurup eşinin üzerine yürüyormuş.

"Kendimi nasıl koruyacağımı bilmiyorum, vuruyor, itiyor, evimiz küçük, tek sığınabildiğim yer yatak odası. Oraya kapanıyorum bu defa kapıyı yumrukluyor, ‘Sevgilinle yatak odasına mı saklandın’ diye bağırıyor" dedi ağlayarak.

Kısacası bir kabusun ortasında kalakalmış bir kadın. Korona tehlikesi değil esas şiddete maruz kalma tehlikesi altında. Sokağa çıkamıyor, evde oturamıyor ve 2,5 aydır bu cenderenin içinde…

ALZHEIMER HASTALARI İÇİN TEHLİKE ÇANLARI ÇALIYOR

Maalesef bu olay tek örnek değil. Benzer sıkıntılar içinde çok kişi var.

Bu trajediyi duyunca Alzheimer Vakfı ve bazı bakım merkezlerini aradım, bana korona sürecinde bu tür şikayetlerin çok arttığını, evde kapalı olmanın Alzheimer hastalarını çok olumsuz etkilediğini söylediler. Ancak salgın döneminde yeni hasta kabul edilmiyormuş.

Düşünün evinizde giderek kötüleşen, kontrolden çıkan, sadırganlaşan bir kişi var ve onu götürebileceğiniz yer yok. Yapabileceğiniz tek şey 155’i aramak ama yaşlı ve hasta insanlardan bahsediyoruz, kolluk kuvveti bu insanları nereye götürebilir? Tedavi ihtiyaçları olan hastaları ne yapabilir?

O MERKEZLERİ YENİDEN KABULE AÇMAK GEREKİR

Covid’den korumak amacıyla evlerde sakladığımız 65 yaş üstü vatandaşların katmanlı sorunları giderek büyüyor. Ben en çarpıcılarından birini bugün dile getirmek istedim. Salgın tehlikeli ama tedbirler giderek ondan çok daha tehlikeli sonuçlara yol açabilir.

Bakım evlerine giriş çıkışları test yapma kaydı ile artık açmak gerekir, koronadan koruyalım derken yaşlılarımızı başka trajedilere itmeyelim…

Cuma günü TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun 27 Mayıs’ta Demokrasi ve Özgürlük Adası’nın açılışında olmamasına değinmiş ve "Açıklama dahi yapılmadan orada bulunmaması çok ilginç" demiştim. Zira TOBB, hem Ada’nın yapımında çok önemli bir rol aldı hem de işletmeci konumunda.

Yazım üzerine Rifat Bey ile konuştuk. "Arife günü nezle oldum, Nagehan Hanım" diye gülerek başladı anlatmaya. "Kayseri’de annemin bağ evine gidecektim, korona yüzünden insanları tedirgin ederim diye gitmedim.

Ada’nın açılışının olduğu gün hâlâ burnum akıyor, nezle devam ediyordu. Cumhurbaşkanımızla da görüştüm, durumu anlattım. Gerekli yerleri bilgilendirdik. Kimseyi rahatsız ve tedirgin etmemek için açılışa katılmadım."

Hisarcıklıoğlu sohbetimiz sırasında bir Kayserili olarak 27 Mayıs'a yönelik özel hassasiyetini de dile getirdi. (Demokrat Partililer Kayseri Cezaevi'nde kalmış, Celal Bayar o cezaevinden tahliye edilmişti 27 Mayıs zulmünün hüküm sürdüğü yıllarda-na)

Dedi ki "Nagehan Hanım bak 27 Mayıs demişken sana bir anımı anlatayım. Ben Ankara Koleji’nde okuyordum. Demokrat Partili aileler de cezaevindeki yakınlarını görmek için her hafta otobüsle Kayseri’ye geliyorlardı.

Bir hafta ben de Ankara’dan onların otobüsü ile geldim, aralarından birkaçını gece bizim evde misafir ettiğimizi hatırlıyorum. İçlerinde Nilüfer Hanım (Celal Bayar’ın kızı Nilüfer Gürsoy) da vardı. Çok acılar çekildi, bunların tanığıyım.

Kayseri demişken Kirazoğlu ailesini de anmadan olmaz. 27 Mayıs'ın mağdur ettiği İbrahim Kirazoğlu’nu da hatırlayalım." (DP döneminde Meclis Başkanlığı yapan İbrahim Kirazoğlu için de Yassıada’da idam kararı çıkmış daha sonra bu karar müebbete çevrilmişti.-na)

Hisarcıklıoğlu ile konuşmamız onun şu cümlesi ile noktalandı: "O Ada bir ibret adası. Şimdi önemli bir hafıza merkezi oldu. Şu salgın bitsin, bir gün birlikte gezelim inşallah."

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!