Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Geçen cuma yaptığım Ahlat-Malazgirt-Van seyahati vesilesiyle bir kez daha gördüm. Maalesef Türkiye’nin yaşadığı bu polarizasyon akıl ve sağduyu kavramlarını toplum olarak tamamen elimizden almış durumda.

Hangi kesimden gelirsek gelelim bu noktada özeleştiri yapmak mecburiyetindeyiz.

İtiraf edeyim, gitmeden önce benim de kafamda Ahlat’ta ziyaret ettiğim Cumhurbaşkanlığı Köşkü ile ilgili birçok soru işareti vardı.

Böyle bir yapının inşasını ekonomik bir canlılık üretmesi mümkün olmayan verimsiz bir kamu harcaması olarak görüyordum.

Hatta Ahlat’a davet edilirken de bu yönde düşüncelerim olduğunu ifade ettim.

O seyahatten sonra bu fikrimi değiştirmemiş olsam aynen yazardım.

Benim orada gördüklerimi övmek gibi bir mecburiyetim kesinlikle yok.

Fakat ben Ahlat külliyesinin o bölgenin refahını artıracak son derece faydalı bir kamu yatırımı olduğunu net şekilde gördüm.

Zaten hangi partiyi desteklerse desteklesin o bölgedeki herkes bu yatırımdan çok memnun. Malazgirt’in de refah seviyesine müthiş katkıda bulunacak. Bölgedeki diğer ilçelere de. İç turizm olarak da o bölgeye bir hareket getireceği kesin.

Bu vesile ile ulusal medya tarafından adeta unutulmuş Ahlat ve çevresi şimdiden Türkiye’nin dikkat çeken bir noktası haline geldi.

Pazar günü yayınlanan yazının ardından bölgeden kaç teşekkür telefonu ve e-mail’i aldığımı görseniz ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız…

Bir zamanlar dünya medeniyetlerinin beşiklerinden biri olan ama yıllar önce üzerine ölü toprağı atılmış bir kültür hazinesinin oksijen borusu olarak gördüm ben o yapıyı.

Ahlat’ta ne doğru dürüst bir iş hayatı var, ne insanları oraya çekecek bir altyapı… Tek bir eli yüzü düzgün otel dahi yapan olmamış buraya…

Hamasete geldi mi mangalda kül bırakmadığımız Malazgirt de o kadar yoksul ki... Maalesef bu şehirlerimiz hak ettikleri refah seviyesinden çok uzaklar.

Halbuki inşa edilen külliye açıldığında ve geçen yazıda da anlattığım Selçuklu mezarlığı UNESCO listesine 2022’de girdiğinde ziyaretçi akını olacak.

Böyle bir iktisadi hareketlenme yaratmak bölgeye belli ölçüde refah getirmez mi?

Doğu Ekspresi bile Kars ve bölgesinin ekonomisini inanılmaz hareketlendirmedi mi?

Böyle bir kamu yatırımını senin ya da benim evimle nasıl kıyaslayabilirsiniz?

Ben Ahlat’taki külliyeyi bir devlet sarayı kategorisinde değerlendirdim ve mütevazı buldum.

Yayınladığım fotoğraflar zaten ortada…

O fotoğrafları gören, büyük oranda hükümete muhalif görüşlere sahip bir gazeteci arkadaşım, “Az bile yazmışsın, bu ne yahu? Tevazuyu abartmışlar. Serdar Gülgün’e teslim etselerdi saray gibi saray olurdu” diye mesaj gönderdi.
O da linç edilmesin diye ismini yazmıyorum…

Öte yandan saçmalamakta sınır tanımayanlar defalarca bunun yalan olduğunu anlattığım halde hala Çengelköy sahilindeki olmayan yalımızı konu edip bir de “Yalısına göre sarayı mütevazı bulmuş” diye iftira bir haber yapmışlar.

Bizim bir yalımız yok diye daha kaç defa daha yazacağım, bilmiyorum. Denize epey uzak bir tepede yer alan, 3 katlı bir binanın bahçe katı evimizde ne şatafatlı ve lüks mobilyalar, ne debdebeli eşyalar, ne de paha biçilemez aksesuarlar var.

Bu yalanları usanmadan dillendirenler buyursunlar gelsinler…

Bizim evde göreceğiniz şey evin neredeyse bütün duvarlarını kaplayan kütüphanedeki binlerce kitap. Antika eşya arıyorsanız da artık satın almak isteseniz bile alamayacağınız sayısız DVD olabilir.

Bir de seyahat ettiğimiz dünyanın çeşitli şehirlerinden ve müzelerinden satın aldığımız sevdiğimiz ressamlara ait reprodüksiyon posterler ile bizim kalbimizde yeri olan filmlerin ve müzik albümlerinin afişleri, değer verdiğimiz yazarların ve onların eserlerinin fotoğrafları, resimleri vs.

Rasim’in kütüphanecimiz Ayşe Hanım’la birlikte oluşturduğu ve hepsini bilgisayar ortamında kataloglandırıp Kültür Bakanlığı envanterine de geçirdiği kütüphane tek değerli hazinemiz.

Merak edenleri bekleriz, istedikleri zaman olmayan yalıda misafirimiz olsunlar…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!