Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Köy okulları en sonunda açıldı, şehirlerde de ilkokullar ve belli sınıflar pazartesi kademeli olarak ders başı yapıyor.

Okulların, özellikle de ilkokulların kapalı olması konusunda en net ve galiba tek itirazı yapmış köşe yazarı olarak ‘nihayet’ diyorum.

'Yetmez ama evet!'

2 gün asla kafi değil. En kısa sürede bu, 5 güne çıkarılmalı. Zira bir yıl boyunca uluslararası tüm saygın kuruluşların raporlarına rağmen kapalı tutulan ilkokullar nedeniyle çocuklarda geri dönüşü çok zor kayıplar başladı. Hem öğrenme zorluğu hem konsantrasyon kaybı hem de fiziksel aktivite azlığından kaynaklı yağlanma ve dolaşım bozuklukları…

Buna ilaveten eminim görme bozuklukları da tavan yapacak. Zira eve adeta hapsedilen çocuklar ekran bağımlısı oldular. Üstelik ‘uzaktan eğitim’ sayesinde anne babaların elinden ‘ekran zararlıdır’ argümanı da alındı.

Sabahları ders bahanesi ile öğleden sonra da ‘dinlenmek için’ ekrana yapıştı minikler. Hakikaten içim acıyor…

Biz akşamları o da sadece yarım saat ‘Uykudan Önce’ izlerdik. Hepsi bu.

Benim çocuklarım ise günde 3 saat zoom, en az 1 saat ödev yapıyorlar, film izlemeyi 1 saatle sınırladım ama bu totalde 5 saat ekran süresi ediyor.

İnşallah pazartesiden itibaren çocukların içine düştükleri kabus artık kademeli olarak biter.

Pandeminin seyrine göre pamuk ipliğine bağlı bir açılma bu saatten sonra hakikaten telafisi imkansız zararlara yol açar.

Bunun artık geri dönüşünün olmaması gerekir. Dünyanın okul kapama şampiyonu olduk, bravo bize!

ÇOCUKLARIN HIZLI BULAŞTIRICI OLDUĞU BİR ŞEHİR EFSANESİDİR!

Bir de çocuklar bulaşı çok yayıyor diye bir efsaneye topluca inandırıldık. Yok böyle bir şey sevgili okurlar.

Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere bütün kurumlar bunun aksini söylüyor.

Avrupa’da okullarını neredeyse hiç kapatmayan ülkelerde bir patlama filan yaşanmadı.

Okulların bu kadar uzun süre kapalı olmasında sadece karar verici merciideki iktidarı eleştirmiyorum. Maalesef bu konuda muhalefetten de neredeyse hiç ses çıkmadı ve hala çıkmıyor. Hatta mevcut kutuplaşma yüzünden şimdi hükümet okulları açıyor diye muhalefet buna destek vermek bir yana sosyal medyadaki ‘okullar açılmasın’ kampanyalarını destekliyor.

Yapmayın, lütfen yavrularımızı, gelecek kuşaklarımızı popülizme kurban etmeyin!

Bence bu ülkede okulların bir yıldır kapalı olması ve buna gür bir itiraz olmaması eğitime bakışla ilgili topyekun bir sorundur.

Bu, hepimizin ayıbıdır.

TÜRK TABİPLER BİRLİĞİ NİHAYET BİR ÇAĞRI YAPTI

Bakın artık karar alınmış, okullar açılıyor, Türk Tabipler Birliği nihayet net bir tavır gösterdi ve bir dizi tweet yayınlayarak okulların açılmasını savundu.

TTB 12 yaş altı çocukların hastalığa yakalanma ve hastalığı bulaştırma riskinin yetişkinlerden çok daha düşük olduğunu söyledi ve okullar açıldıktan sonra alınması gereken tedbirleri sıraladı.

Çok ama çook geç bir çıkış… Ama yine de önemli.

Fakat aklınız şimdi mi başınıza geldi ey değerli TTB üyeleri diye de sormak isterim. Neden bugüne kadar ses çıkarmadınız?

Bakın TTB’nin tweet'inin altına bir kullanıcı şöyle yazmış:

"İlkokulların açılması için hiçbir şey yapmadınız. 12 yaş altı çocuklarla ilgili yurt dışında yayınlanan raporları yeni mi fark ettiniz? AKP muhalifi olmak için tutturdunuz tam kapanma diye ve ilk okul çocuklarının hayatından 1 sene çaldınız."

Maalesef çocuklarımızın hayatından bir seneyi hep birlikte çaldık sevgili okurlarım…

Artık ‘her halükarda ilkokulların açık tutulması’ ile ilgili bir ilke kararı alınması gerekiyor. Şimdiye kadar okullar öncelik olmadı. Bakın Fransa’ya, Almanya’ya… Hep "Gerekirse her yeri kapatalım ama okulları açık tutalım" dediler.

Milli Eğitim Bakanı ve aynı zamanda değerli bir eğitimci olan Sayın Ziya Selçuk eminim yukarıdaki anlayışı benimseyen bir hassasiyete sahip.

Ancak Bilim Kurulu’nun saygıdeğer üyeleri bugüne kadar sadece tek taraflı baktılar. Hayatın çok katmanlı, çok boyutlu doğasını değil, yalnızca kendi alanlarını öncelediler.

Artık bıçak kemiğe dayandı.

Tıp doktorları doğru uyarılarda bulunurlar ancak hep ve sadece onları dinlesek hayatta birçok şeyi hiç yiyip içmememiz, birçok şeyi yapmamamız gerekirdi. Bazı iş sektörleri hiç var olmazdı. Hayatımızın belli bir kesimini kesip atmamız icap ederdi.

Nasıl ki değerli tıp insanlarını önemseyip dinleyerek ama belli bir denge tutturarak bugüne kadar geldiysek bugünden sonra da bu dengeyi yeniden bulmanın yollarını aramalıyız.

Önceki akşam Ela ve Yasemin’le yemek yiyorduk. O gün neler yaptığımızdan konuşurken izledikleri bir filmi anlatmaya başladılar.

Yasemin heyecanla bir şeyleri tarif ederken Ela onu durdurdu. "Anne insanlar neden birbirlerine aptal anlamında kuş beyinli diyorlar?" diye sordu. Filmde duymuş.

Hayvanları küfür olarak kullanmanın çirkinliğinden hayatım boyunca tiksinmiş biri olarak ne desem derken…

Ela kendi sorusuna kendi itirazını yapıştırdı: "Bence kuş beyinliyi aptal yerine kullananlar esas aptal anne. Kuşlar çok zor yemek buluyorlar hem de uçaklara çarpmadan çok uzaklara uçabiliyorlar. İnsanlar bu ikisini yapabiliyor mu? Hayır. Bence kuşlar daha akıllı."

Sonra da Yasemin şunu ekledi: "Anne Ela haklı. Kuşlar bizden daha çok seyahat ediyorlar. O yüzden bence bizden daha şanslılar. Hem de onlara korona yüzünden bir yere gitmek yasaklanmadı."

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00