Evet beka ve güvenlik ama en çok demokrasi
Seçim kanunundaki değişiklik teklifiyle birlikte iç siyaset biraz hareketlendi. Ancak Rusya-Ukrayna savaşı, etkileri itibarıyla o kadar baskın ki, bu hareketlilik çok sürmedi.
Şöyle bir soruyla devam edebiliriz.
Türkiye’nin kendi iç gündemiyle, dünyada olup biten arasında bir bağ yok mu?
Rus işgalinin ardından muhalefet cephesinde ortaya çıkan tepkileri hatırlayalım. S400’lerden kurtulmak, Rusya’ya karşı sert tavır almak, NATO’yu demokrasinin güvencesi saymak…
Bunlar CHP ve İYİ Parti tarafında genel başkanlar düzeyinde ifade edildi.
Özeti şu: Yeniden kurulan dünyada ABD’nin öncülük ettiği yerde durmak. Batı ile birlikte tavır almak, Rusya’ya karşı yaptırımlara aktif olarak katılmak.
Ortada Ukrayna halkını perişan eden büyük bir dram var. Peki muhalefetin tercihinin nedeni bu tablo mu? Elbette hayır.
Hiçbir siyasi partinin dünyaya bakışı böyle şekillenmez.
Özeti şu. Muhalefet dünyanın nereye gittiğine dair “acele” ve “telaşlı” tepkiler ortaya koydu.
Bugünkü tablo çok farklı. Türkiye’nin doğru politikaları, bu tarz yaklaşımları fazlasıyla geride bıraktı.
Son birkaç gündür muhalefetin bu yöndeki tutumunun yerini en azından bir sessizlik aldı. Bakalım nereye kadar.
TÜRKİYE’Yİ BAŞARILI KILAN NEDİR?
Türkiye’nin krizin başından itibaren izlediği politika, dost düşman herkesin takdiriyle karşılanıyor.
Bu politikayı başarılı kılan birkaç unsur var.
Öncelikle liderlik. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, süreçte üstlendiği kararlı liderliğin bu başarıdaki rolü çok açık. Ayrıca uluslararası örgütlere yönelik eleştirilerinin ne denli haklı olduğu işgal sürecinde adeta tescillendi. Yanı sıra, pek çok liderle kurduğu “sıcak ve sözünü sakınmayan” ilişkinin bu tür krizlerde ne kadar etkili olduğu görüldü.
İkincisi, “devlet aklı”nın tüm unsurlarıyla şekillenen soğukkanlı ve dikkatli hamleler. Dolduruşa gelmeyen mesaj ve tercihler. Diplomasinin küresel karargahı haline gelen bir ülke.
Bu başarıyı, sadece geçmişin tecrübesiyle açıklama gayretinde olanlar var. Elbette geçmiş, gelenek hepsi çok değerli. Ancak bu tecrübeyi sahaya yansıtan liderlik ve yönetimin varlığını unutmadan.
Üçüncüsü, kriz öncesinde izlenen politikaların hazırladığı güçlü zemin. Savunma sanayinde ortaya çıkan ürünlerin stratejik tercihlerle ihracı, Doğu Akdeniz’de ve Libya’daki kararlı duruş, kritik bazı ülkelerle ilişkilerin yeniden ele alınması gibi.
Tüm dünyanın dikkatle izlediği politikaları başarılı kılan temel başlıklar kısaca böyle.
Ancak daha fazlasına ihtiyaç var.
GEÇMİŞ Mİ, YENİDEN YOLA ÇIKMAK MI?
Yaşanan kriz “Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir sayfa açıyor” diyenlerin sayısı bir hayli fazla.
Burada söz konusu olan Türkiye’nin tam üyeliği ise buna katıldığımı söyleyemem. Ancak ilişkilerde bir tazelenme ve güvenden söz ediliyorsa bu elbette çok önemli.
Türkiye’nin AK Parti iktidarlarının ilk dönemlerinde AB’yle ilişkilerde yakaladığı hava, en başta Almanya ve Fransa’nın siyasi ve kültürel tercihleri yüzünden bozuldu.
Ancak Ankara’nın o dönemde kendi içinde hak ve özgürlükler çıtasını ne denli yükselttiğini hatırlamakta da yarar var.
Ardından çok zor dönemler yaşadığımız da herkesin malumu. Çok başlıklı ve uluslararası destekli terörden kanlı bir darbe girişimine kadar pek çok kuşatmayla karşı karşıya kaldık.
Sınırlarımızın ötesindeki “devletimsi” yapıların tehdidine, çok boyutlu savunma hamleleriyle karşılık verdik, veriyoruz.
Bu tür daralma dönemlerinde yaşanan sıkıntılar, bir yandan ülke içinde kutuplaşmaya, diğer yandan demokratik tecrübenin durağan hale gelmesine neden olabiliyor.
İşte Türkiye’nin bu krizdeki başarısını taçlandıracak hamle tam olarak burada.
Elde edilen demokratik kazanımlardan asla taviz veremez Türkiye. Bunu en çok dikkate alması gereken de, bunların korunması için kendisini değil başka siyasi partileri “teminat” gösteren ana muhalefet lideri.
YENİLENME, SİLKİNME VE SAKİNLEŞME
İktidara düşen sorumluluklara gelince.
Yukarıda hatırlattım. Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti iktidarlarıyla 2000’li yıllarda muazzam bir çıkış yakaladı. Bugün hangi niyetle olursa olsun o döneme atıflarda bulunuyor pek çok kesim. Geriye dönmek değil, böyle bir dinamizmi yeniden yakalamak hedef olmalı.
İfade özgürlüğünden adalet mekanizmasının daha etkin çalışmasına kadar her alanda bir yenilenme, bir silkinme ve sakinleşme ihtiyacı var. En az ekonominin canlanması kadar önemli bu.
Türkiye, güçlendikçe demokrasiden tavizler verecek, sadece güvenlik merkezli bir zihin dünyasıyla yoluna devam edecek bir ülke değil.
Etrafımızdaki tehditler, beka endişesi bunların hepsi yakıcı gerçekler. Ama bu kuşatmayı, güçlü ordu, yükselen savunma sanayii, ciddi bir derinlik ve alan kazanan istihbarat gücünün yanı sıra; demokrasi ve onun tüm unsurlarını cesurca güncelleyen hamlelerle aşabiliriz.
Fay hatlarımız fazla. Her biri hassas ve kırılgan. Her birini hedef alan güç merkezleri var. Onları dengede tutacak güçlü bir demokrasi için çıtayı yeniden ve daha yükseğe koymanın vakti.
Yazının en başındaki sorunu cevabı da burada.
Ukrayna’dan sonra dünyada hiçbir şey eskisi gibi olmayacak diyenler haklı. İşte tam da bu nedenle kendi evimize çeki düzen vermek, geleceğe daha umutla bakabilmenin olmazsa olmazı.