Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Türkiye’de siyaset, bir yandan partiler ve ittifaklar üzerinden yol alırken; bir yandan da beklenmedik çıkışlar, semboller ve anlatımlar üzerinden adeta yeniden yoğruluyor.

        İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in partisinin son grup toplantısında verdiği mesajlar üzerinde, biraz daha ayrıntılı durmak istiyorum.

        Özetle hatırlayalım: “Kahrolsun istibdat, kahrolsun zulüm. Yaşasın hürriyet, adalet, müsavat, meşveret.”

        Bir parti lideri, günceli yorumlarken bir asrı aşan zaman dilimine uzanıp bugüne bazı sloganlar taşıyorsa üzerinde durmak gerekiyor.

        Yakın tarihte bir başka grup konuşmasında tek parti döneminin Medeni Bilgiler kitabını, “İktidarımızda ders kitabı yapacağız” diye gündeme getiren de Akşener’di.

        O gün bu çıkışın ne anlama geldiğini bir yere oturtmak mümkün olmamıştı. Değerli araştırmacı Murat Bardakçı’nın konuyla ilgili makalesindeki şu değerlendirmeler de kamuoyunda yeterince tartışılmadı:

        “Meral Hanım’ın 'Medenî Bilgiler'i ciddî şekilde okuduğunu, hattâ bırakın okumasını, kitap hakkında etraflı bir bilgiye sahip bulunduğunu hiç zannetmiyorum. Zira bir politikacının bu kitabı parti teşkilâtına tavsiye edip arkasından da iktidara geldikleri takdirde ders kitabı yapacağını söylemesi ile kendi ayağına kurşun sıkması arasında hiç fark yoktur!” (Habertürk, 14 Nisan 2022)

        1908 RUHU

        Akşener’in Gezi davası kararlarının ardından yaptığı çıkışı ve II. Meşrutiyet’in ilanından (1908) bugüne taşıdığı kavram ve sloganları dikkate alırsak; bunların bir yere, bir duruşa ve tercihe doğru ilerlediğini söyleyebiliriz.

        1908’in ana aktörü İttihat ve Terakki Cemiyeti üzerine bir tartışma, böyle bir yazıya elbette sığmaz.

        Ancak şu teze yakın olduğumu söyleyebilirim. İttihat ve Terakki, Osmanlı’nın son döneminde iktidara el koyduktan sonra, hem bir zihniyet olarak, hem de siyasetçiler, elitler ve yüksek bürokrasi üzerinde yaşamış ve 1950’ye kadar da ülkeyi yönetmiştir.

        Bu gizli filan değil. Kuruluş dönemindeki CHP kadrolarına bakmak yeterli. Dahası Adnan Menderes gibi istisnalar dışında Demokrat Parti’yi şekillendirenler de çoğunlukla İttihatçıdır.

        Elbette ortada böyle bir cemiyet yok. Ancak İttihatçı ruhunun ve zihniyetinin yaşamadığını kim söyleyebilir ki. Bunun nostalji değil, güç anlamında olduğunun da altını çizeyim.

        II.ABDÜLHAMİD VE ERDOĞAN

        Meral Akşener’in tarihin koridorlarında kendisine, II.Meşrutiyet’i ilan eden ve daha sonrasında II. Abdülhamid’i tahttan indiren hareketin kodlarını ve sloganlarını seçmesinin anlamı esasen çok açık.

        Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın içinden geldiği siyasi gelenek, Osmanlı’nın son döneminde II. Abdülhamid’i merkeze alan bir zihin dünyasına sahip. Dolayısıyla Akşener tarafından verilen “istibdat karşıtı” mesajlar tarihsel açıdan böyle bir konumlandırmayı hedefliyor.

        Ancak bir nokta önemli.

        Kuruluş dönemi itibarıyla AK Parti’nin Milli Görüş’ten ayrılarak oluşturduğu siyasi hareket, kendi içinde şu çelişkiyi de barındırıyordu. Bir yandan yenilikçi ve modern olma iddiasındaydı. Diğer yandan bu tarihsel kodları koruma gayretinde.

        Hoş, benzer bir çelişkinin, yönetimi boyunca II. Abdülhamid’in yakasını bırakmadığı da ayrı bir tartışma konusu. Kendi açtığı modern okullarda yetişen elitlerin, kendisini tahttan indiren süreçleri inşa ettiğini unutmayalım.

        Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi hayatında karşılaştığı muhalefetin, II. Abdülhamid’e karşı oluşan muhalefetle kıyaslandığı malum. Bu tarz benzetmelere belli itirazlarım olsa da, özellikle 2014 sonrasında hayli arttığını görebiliyoruz.

        Cumhurbaşkanı Erdoğan, temsil ettiği muhafazakar-dindar kitlelerle aynı kökene ve geçmişe sahip. Adnan Menderes böyle bir avantaja sahip değildi. Erdoğan ve siyasi tabanının ortak hikayeleri, zaman zaman kırılmaya uğrasa da hala ciddi bir bağ oluşturuyor. 20 yılda bu insanların siyasi taleplerini siyasi merkeze taşımakta ve temsil etmekte başarılı oldu.

        Bugün yaşadığı sorun, bu kesimlerin siyasi merkezdeki varlığının devamını sağlayacak hikayesinin henüz ortada olmaması.

        CHP ARAZİSİNDE KALICI OLMAK

        Tekrar İYİ Parti’ye dönerek tamamlayalım.

        Meral Akşener’in peş peşe gelen çıkışları, istibdata karşı hürriyet, adalet gibi sloganların gücünü kullanmakla sınırlı olabilir mi?

        Yoksa bunları 114 yıl önce ortaya çıkaran zihniyeti güncelleyerek bugüne taşımak mı hedefi?

        Burada mevcut ittifaktan dolayı CHP’yle kesişen bir zihin dünyasından söz etmiyoruz sadece.

        Bu CHP’nin yapamayacaklarını da dikkate alarak üretilmiş bir yeni siyaset arayışı. Dolayısıyla da İYİ Parti, CHP’nin arazisinde kalıcı olmak, hatta merkezi kendisi oluşturmak hedefinde.

        İttihatçı kökeniyle CHP buna ne der, bu da başka bir soru.

        Yanılmaktan yana endişem yok. Anlamaya çalışmak dışında da bir gayretim.

        Tartışmaya değmez mi gerçekten.

        Diğer Yazılar