Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Bunca yıllık meslek hayatım, aldığım eğitim, araştırdığım ve çalıştığım başlıklar üzerinden edindiğim tecrübe bana hiç olmazsa şunu öğretti.

        Bazı sorunları daha fazla tartışarak ya da konuşarak çözmek mümkün değil. Hatta kapağını açtıkça sorunları daha da derinleştirmeniz muhtemel.

        CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun muhtemel adaylık sürecinde ortaya çıkan Alevilik tartışması da bunlar arasında.

        Farklı topluluklar arasında belli ayrışmalar, tarihsel arka-planı olan yorum farklılıkları olabilir. Bu bazen mezhep üzerinden, bazen etnik köken üzerinden karşınıza çıkar. Ancak din üzerinden ortaya çıkan ayrılıkların ve bunların şekillendirdiği sorunların daha fazla hassasiyet ürettiğini de unutmamak gerekiyor.

        Türkiye’nin de böyle gerçekleri var.

        Hepsi çok hassas. O kadar ki, sakin akıp giderken bir anda beklenmedik bir gerilimin kaynağı olabiliyor.

        Benim penceremden bu hususta söylenecek beş başlık var. Hepsinde de devletin ve siyasetin büyük sorumlulukları var.

        İlki, bunların varlığını kabullenmek ve birinin diğerinden ayrıldığı başlıkları mümkün olduğunca gündeme taşımamak.

        İkincisi bu farklılıkları bir potada eritmek filan gibi saçma ve yanlış arayışları bir kenara bırakıp, hayat alanlarını korumak.

        Üçüncüsü bu farklılıkların, hukuk güvencesiyle ve liyakat merkezli olarak eşitleneceği zeminleri sağlamlaştırmak.

        Dördüncüsü, bu farklılıkları koruyacak ve onların nefes alanlarını genişletecek; ama aynı zamanda ortak hedefler etrafında yakınlaştıracak geniş çatılar oluşturmak.

        Beşincisi, en az ilk dördü kadar hassas. Bu alanların ülkenize yönelik operasyonların yumuşak karnı olmasına izin vermeyecek kadar dikkatli olmak.

        LİTERATÜR KİMİN ELİNDE

        Tüm bunları yapabilmeniz, bu alanda ciddiyet sahibi araştırmalara, siyaseti ve devleti besleyecek soğukkanlı ve gerçekçi çalışmalara bağlı elbette.

        Böyle söyleyince kulağa ne kadar ümitsiz geldiğinin de farkındayım.

        Etnik ya da mezhebi sorun ya da başlıklarımız üzerinden yapılan çalışmalarda, Türkiye üzerine hesap ve operasyon peşinde olan ülkelerin oluşturduğu literatürün ne kadar gerisinde olduğumuz da malum.

        Bunların operasyonel hedeflerle, istihbari desteklerle Türkiye aleyhine yazılıp çizilmiş olması, bu alandaki ihmal ve eksikliğimizin mazereti olamaz.

        Bilmediğiniz, derinlemesine kavrayamadığınız bir sorunu nasıl yönetebilirsiniz.

        Türkiye, sevimsiz bulduğum ifadesiyle bu “fay hatları”nın sıkça kırılmasından, kaşınmasından çok çekti. Bunu ya kendi içimizde hatırlamak bile istemediğimiz ürkütücü hadiselerle ya da dışarıdan provokasyonlarla yaşadık. Bazen her ikisinin kesiştiği hadiseler ortaya çıktı.

        BAZEN SUSMAK DAHA EVLADIR

        Bugün, Alevilikle ilgili tartışmaların, Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı üzerinden bu denli fütursuz ve ölçüsüz bir seyirde ortaya çıkması elbette çok rahatsız edici.

        Üstelik, bu tartışmayı ortaya çıkaran asıl etkenin, muhalefet cephesinde CHP genel başkanının adaylığını istemeyenler olması da kelimenin tam anlamıyla garabet.

        Politik olarak yürütülmesi gereken bir tartışmanın böyle bir zemine çekilmesi, dahası bunun aynı ittifak içinde yer alan bir diğer aktör, İYİ Parti üzerinden tırmanması da tatsız ve can sıkıcı.

        Sonrasında yapılan açıklamalar, özürler ve ziyaretler önemli olsa da; politik bir yarışın tam ortasına böyle bir ayrımcılığın eklenmesi, bu sorunu yönetebilme konusundaki sıkıntılarımızın hala canlı olduğunu gösteriyor.

        Kuşkusuz dünyada bu tür sorunlar yaşayan tek ülke değiliz. Çok daha ürkütücü çatışmaların yaşandığı nice örnek var.

        Ancak siyasetin bu alanlardaki “gerçekler”i ifade etme adına söylediği her şey iki tehlikeli sonuç üretiyor.

        Birincisi, siyaset ve siyasetçi, ister istemez etnik ya da mezhebi bir alanda savunma üretme refleksine savruluyor. Bu da daha fazla ayrışma demek.

        İkincisi, tarihsel arka-planda biriken pek çok tartışma bir anda su yüzüne çıkarak kontrolsüz alanlar üretiyor. Üzerine yeterince çalışmadığınız bu tartışmalara neresinden bakarsanız bakın tam anlamıyla yabancı kalıyorsunuz.

        Naçizane bir önerim var bu konuda.

        Gerçekten ama gerçekten ne dediğimize çok dikkat edelim. Hatta mümkünse bu alanlarda olabildiğince bir şey dememeyi tercih edelim.

        Üzülerek ifade edeyim ki, siyasetten okur-yazarlarımıza kadar geniş bir kesimde özellikle de bu tür sorunlarla ilgili var olan bilgisizlik ve önyargılar; sorun çözmek bir yana ortalığı yangın yerine dönüştürecek düzeyde.

        Sözün gümüş, sükutun altın olduğunu hatırlamanın tam yeri.

        Bir de cesaretin akılla, cüretkarlığın ahmaklıkla akraba olduğunu.

        Diğer Yazılar