Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        "41. Oda Mardinkapı" adlı ilk kitabıyla "Everest Yayınları İlk Roman Ödülü"nü kazanan Arzu Arınel ile kitaba yazmasına vesile olan hayat kadını Berna'yı, ülkedeki genelev kültürünü ve kadını konuştuk...

        Berna... Kadın olmanın zorluğunu, aybaşı olduğu gün kızlığını kaybettiğini sanan annesinin onu evire çevire dövmesiyle anladı ilk. Bir kere aşık oldu, o da aynı zamanda halasının oğlu olan kızının babasına değil! "Bu bir defalık hayatta herkes kendine aittir sevgilim" diyerek onu müşteriye uğurlayan Cemal'e... Arzu Arınel'in de dediği gibi, biz kadın gazetecilerin içinde hep vardır, hemcinslerimizin kapalı kapılar ardında ne yaptığını yazabilme arzusu. Şahane bir kitap yazmış. Hayat kadını Berna'yı öyle bir anlatmış ki; okuduktan sonra namussuzlukla, ahlaksızlıkla suçlanmadığımız, haksızlığa uğramadığımız, yakın akrabamız tarafında hamile bırakılmadığımız, güvendiğimiz adam tarafından satılmadığımız her gün için dua ederken bulabiliriz kendimizi...

        Seni biraz tanıyalım...

        Bursa'da doğdum. İktisat okudum. Ulaştırma ekonomisiyle ilgilenirken tesadüfen gazeteci oldum, yine tesadüfen kitap yazdım. Tam emekli olmaya hazırlanıyordum ki romanın kahramanında kendisinden çokça esinleneceğim bir hanım çıktı yoluma. Anlattıkları biz kadınlar için çok enteresan olabilecek şeylerdi. Biz, yani "dışarı dünyanın kadınları", "Haydi bi gidip şu genelevi görelim" deyip oralara giremeyiz, röportaj için bile çok zor. Senelerce gazetecilik yapmama rağmen genelevin yanından bile geçmemiştim. Derken "Berna" ile bu dünyanın kapıları aralandı.

        Seni ne çekti?

        Birincisi, onların "Alem" dediği dünyanın düzeni... Cumhuriyetleri var adeta; kanunları, kuralları... İkincisi de "Nasıl düştün" sorusunun cevabı ve bu soruya niye alerjileri olduğu... Hiçbir yerde yayınlanmayacak bir röportaj yaptım onunla, sonra deşifre bile etmeden attım bir kenara. Bir gazeteci arkadaşım "Onu kurgulayıp roman yazsana" diyene kadar unuttum gitti. Haber yapmakla roman bambaşka şeylermiş. Türkçeyi iyi kullanabilmek yetmiyor. Bu uğurda Murat Gülsoy'un Boğaziçi Üniversitesi'ndeki yaratıcı yazarlık atölyesine devam ettim. "41. Oda: Mardinkapı" böyle çıktı ortaya.

        Ve ilk romanınla "ilk roman ödülü" aldın...

        Evet. Romanın kahramanının adı Berna, benim röportajda anlattıklarından esinlendiğim hanımın adı ise bende saklı. Ama senle bu sohbeti yaparken ona da Berna diyoruz, ki böylesi kolay oluyor. Ödül törenine geldi kendisi, bu beni çok etkiledi. Elimi sıkıp kutladı ve hızlıca çıkıp gitti. Roman her ne kadar bana ait bir kurgu olsa da onun verdiği belgesel tadında bilgilere çok şey borçlu.

        'GENELEV GELENEĞİ BİTİYOR'

        Genelev duruyor mu?

        Hayır... Mardinkapı 90'larda kapatılıp okul olmuş. Birçok genelev yer değiştirdi, villalaştı, şimdilerde de genelev geleneği bitiyor. Kapanmaya başladılar. Fuhuş arttı, genelevler yerine sokağa düştü sanırım.

        En rahatsız olduğu soru neydi Berna Hanım'ın?

        Tıpkı diğerleri gibi "Nasıl düştün" sorusu... Hayat kadınlarının en sinirlendiği soru buymuş. Hikâyelerini dinleyip "Ah ben seni önceden tanısaydım buralara düşürür müydüm" diyen erkek çok olurmuş ama bir kere de, "Al şu vizite parasını, senle yatmayacağım, sen bu hayatı hak etmiyorsun" diyen çıkmazmış. Erkeklerin bu yaklaşımı çok ikiyüzlü geliyordu ona. Yaşı büyütülüp babası tarafından satılanlar varmış. Bu soru sorulduğunda tekrar tekrar bu gerçekle yüzleşenler... Bazı detayları anlatırken çok defa kitlendi Berna ama geçmişinden kaçmıyordu, tersine bana ulaşıp hikâyesini anlatmak istedi.

        Para biriktirebilmiş mi?

        Hayır, çoğu gibi onun da tek kuruşu yoktu. O niyetle giriyorlar ama ben şahane bir hayatı olanı duymadım. Kadınların oradan sağ salim çıkabilmesi bile şans.

        Nasıl yani, orada mı ölüyorlar?

        Evet...

        Ölene kadar müşteriyle birlikte olmuyorlar ama herhalde!

        Belli bir yaştan sonra yan işlere geçiriliyorlar; çaycılık, tuvalet temizleyiciliği gibi. Tabii roman, dediğim gibi benim kurguladığım bir öykü yoksa sosyolojik bir araştırma değil.

        41. oda niye?

        Hani masallardaki sarayların 40 odasına girmek serbesttir, 41. kapıyı ise açmamak gerekir... İşte Mardinkapı o 41. kapı, sembolik bir rakam.

        KİTAPTAN

        "O yılların Diyarbakır'ı tam bir keşmekeş... Bu çok sesli, çok mezhepli kalabalıkların her bakımdan eşit sayıldıkları iki merkez vardı şehirde. Biri, Şafilerle Sünnilerin ortaklaşa kullandıkları Ulucami, diğeri ise erkek nüfusun tamamına hitap eden genelevdi. Her çeşit yasa dışı işin yapıldığı, polisin dahi desturla girdiği Hançepek Mahallesi'nin tam ortasında, devlet kontrolündeki bir ada gibiydi Mardinkapı."

        Cehalet ve sevgisizlik

        Ailesinin suçu var mı, birçok kaderdaşında olduğu gibi...

        Ailesi Berna'nın oradan oraya savrulmasının sebeplerinin başında elbet. Cehalet, sevgisizlik... Ekonomik koşullar, değişen Türkiye'nin yeni kültürüne adapta olamayan, kasabalıyken kentlileşemeyen bir aile. Aslında Kırşehirli bir ailenin en büyük kızı Berna ama bir şekilde bu yola sokuyor hayat onu. Yoksa o sırada genelevde çalışan hiçbir tanıdığı yok.

        Romandaki Berna'nın kötü kaderine teslim olma hikâyesi, hamile kalıp bir kız bebek doğduktan sonra sokakta kalmasıyla mı gelişiyor?

        Sonra kocası başka bir kadınla yaşamaya başlıyor. Boşanmaya karar veriyor. İlk iş bir avukat bulmak...

        Sonra?

        Sonrası çorap söküğü gibi geldi. Para kazanmak için bir emlakçının yanına girdi. Hiç tanımadığı bir erkeğin karşılıksız iyilik yapmayacağını anlamış oldu...

        Berna'nın ilk dersi

        Berna'dan dinlediğin ve araştırdığın kadarıyla kadınlar zorla mı getiriliyor geneleve filmlerdeki gibi, yoksa kendi istekleriyle mi?

        Her çeşidi var. Ama devlet hastanesindeki heyetten tut ahlak polisine, hatta genelev kapısına kadar her aşamada yolundan çevirmeye çalışıyorlar geneleve ilk girecek kadınları. Çünkü kapıdan ayağını atıp vesikayı aldığın anda kurallar değişiyor, çıkmak çok zor. Üstelik genelev, devletin güvencesinde, kontrolünde bir yer ve sana daha enteresan bir şey söyleyeyim, oraya girmek isteyen kadın "Ben geldim" deyip istediği geneleve giremiyor mesela. Nerede eksik kadro varsa oraya...

        Ataması mı yapılıyor?

        Çok enteresan... Her ilin genelevinin kalitesi, müşteri kitlesi de farklıymış. Mesela Mersin genelevi çok büyükmüş. Adana başka, Bursa başka. Ayrıca kadınlar peşinat yatırmadan da başlayamıyormuş, parası olmadığı için de borçlandırılıyormuş işe başlarken.

        Mardinkapı nasılmış?

        Küçük bir genelevmiş. Haftada iki gün izni varmış. Regl oldu mu mecburcu izinli. Haftalık izni ister kullanır, ister kullanmaz ama dışarı öyle elini sallayıp çıkamazmış. Zavağının gelip teslim alması lazımmış.

        Zavak nedir?

        Ben de bu vesileyle öğrendim. Kadının sahibi gibi bir şey, sevgili, satıcısı da oluyor... Bu tür bizlere yabancı olan kelimeler için bir sözlük hazırladım kitabın içine.

        Kıyafetleri onlar mı vermiş?

        Hiçbir şey vermiyor onlar, her şeyi kadınlar ceplerinden ödüyor. Alışveriş için dışarı çıkarmışlar ilk gittiğinde. "Saçın başın düzgün olsun, makyajını yapmış ol da ne istersen giy" demişler; kombinezon, gecelik, bikini, sütyen, mini etek... Patron vekili ders vermiş, "Boy pos göstermek için kızların çoğu ayakta durur. Fonda oyun havaları çalar, isteyen göbek atar, isteyen göz süzer, maksat müşterinin içini gıcıklamak. Senin de vardır elbet birkaç numaran, aklına ne gelirse o şekil yaparsın" demiş... Berna'nın ilk dersi bu olmuş.

        Hiç hastalık kapmış mı Berna?

        Bildiğim kadarıyla kapmamış. Yani bana söylediği kadarıyla!

        KİTAPTAN GENELEV SÖZLÜĞÜ

        Zavak: Genelev kadınını satan erkek. Alemde, kadının genelev nikâhıyla bağlı olduğu koca. Kadının dostu, aşığı. Kadının geneleve girmekteki birinci amacı, zavağını ve ailesini geçirdirmek. Zavakların çoğu başka kadınlarla resmi nikâhla evli olup, nikâhlı eşler kocanın ne iş yaptığını bilir.

        Sermaye: Zavağın malı durumuna gelen kadına sermaye denir. Sermaye, her türlü hak ve özgürlüğünden kendi rızasıyla vazgeçtiği için artık genelev sınırları içinde hapsedilmiş, bir nevi köle statüsündedir...

        Çiftbaşlı: Zavaksız çalıştırılan kadın. Kadını getiren adamla patron masaya oturur, bir fiyat üzerinde anlaşır ve adam parayı alıp ortadan kaybolur. Kadın artık patronun sermayesidir. Emeklilik yaşı gelen çiftbaşlılar, tuvalet bekçiliği, çaycılık, başka kadınların hizmetçiliği türü yan işlere koşularak ölene kadar kullanılırlar.

        Vekil: Patronların, evleri fiilen idare eden çalışanları. Vekil, genelevin genel koordinatörüdür. Her akşam patrona hesap vermekle mükelleftir...

        Şalvar giymek: Genelevde çalışmasına rağmen, patronun özel kadını sıfatıyla müşteri kabul etmeyen kadın şalvar giyer. Vekille beraber evin yönetiminden ve kasasından sorumludur.

        Hacana: Herhangi bir mekânda çalışmayan, telefonla işe giden kadınların pazarlamacısı. Kadın ve müşteri genellikle otellerde buluşur; adres, muamele ve ücret önceden hacana tarafından belirlenir.

        Diğer Yazılar