Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) , George Soros’un Açık Toplum Vakfı ile Kanada,İsveç,Almanya’daki değişik dernek ve temsilciliklerin desteklediği bir sivil toplum örgütü. 9 Kasım 2010’da Demokratikleşme Programı içinde yer aldığını öne sürdüğü “Başörtüsü ve Ayrımcılık” konulu bir rapor yayınladı.

        Basında “TESEV’in Çarpıcı Başörtüsü Raporu” diye adlandırılan bu çalışma,Ankara,İstanbul ve Konya’da 79 uzman meslek sahibi türbanlı kadın ve 25 erkekle yapılan görüşmelerin sonuçlarını değerlendirmekteydi. Rapor, türban yasağının bu kadınların iş yaşamına katılımlarını engellediğini; türbanlı kadınların iş piyasalarında görünmez kılınmak istendiğini öne sürüyordu. Her halde yandaş medya ve

        vesayet altındaki YÖK sayesinde üniversitelerdeki türban yasağı, Anayasa Mahkemesi kararları çiğnenerek emr-i vaki ile ortadan kaldırılmış, hatta ilköğretime kadar sıçratılmışken gündemdeki diğer alanlarda da türban tartışması açılmasının yararlı olacağı düşünülmüştü. Nitekim türbanın kamusal alana,özellikle Parlamentoya girmesinin yanı sıra, iş dünyasındaki özel sektör kuruluşlarında da mutlaka ‘görünür’ hale gelmesi istenmekteydi.

        TESEV’in Başkanı Can Paker, açılış konuşmasında ağır suçlamalarda bulunuyor “bazı ana akım medya kuruluşları ile Yüksek Yargı temsilcilerinin,Ordunun yüksek komutasının ve kimi Üniversite yöneticilerinin başörtüsü yasağına ilişkin mantık dışı,gayrı meşru ve hukuk dışı tutum ve pozisyonlar alabildiklerini” söyleyip bir tür “muhbir vatandaşlık” görevini yerine getiriyordu. O’na göre, “seçilmiş bir Cumhurbaşkanının makamı, sadece eşi başörtülü olduğu için, Ana Muhalefet Partisi ile Anayasa Mahkemesi’nin

        İşbirliğiyle Anayasaya aykırı bir biçimde elinden alınmıştı.” Kimdi bu Cumhurbaşkanı acaba?

        Can Paker, ayrıca iktidarın hazırladığı bir Anayasa değişikliğinin “ sadece başörtüsü yasağına ilişkin olduğu için, yine Ana Muhalefet Partisi ve Anayasa Mahkemesi işbirliği ile ve ana akım medya kuruluşlarının da desteği ile geri çevrildiğini” dile getiriyordu. Ana Muhalefet Partisinin Anayasa Mahkemesine başvurma hakkının Anayasa’nın tanıdığı bir hak olduğunu; Anayasa Mahkemesinin de Anayasayı korumak yükümlülüğünü taşıyan Anayasal bir kurum olduğunu bilmiyor muydu ? Pekala biliyordu. Ama O, zaten kendi sözcükleri ile:”90 yıldır muhafaza edilen totaliter kurumların değişmesi gerektiğini” savunan ; ayrıca Avrupa’daki kimi ülkelerin parçalanıp bölünmesinde baş rolü üstlenmiş olan destekçisi Soros’un izinden giderek “Cumhuriyet’in milli birlik üzerine kurulu ulus-devlet sisteminin artık yürüyemediğini” de öne süren biri idi.

        Türbanın ‘Demokratikleşme Programı’ndaki gerçek işlevinin ne olduğunu ve neleri örttüğünü çok iyi anlamamız gerektiği kanısındayım. Raporda yer alan “İkna Odaları”na ilişkin kimi iftiralar ise ,bir başka yazının konusu olacaktır.

        Diğer Yazılar