Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        16 Aralık’ta Peşaver’de bir askeri okul, Pakistan Taliban’ının kanlı eylem sahnesi haline geldi. Asker kılığında okula giren militanlar, çoğu öğrenci 148 kişiyi öldürdü, 120 öğretmen ve öğrenci de yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Hayatta kalan öğrenciler, saatlerce ölmüş arkadaşlarının altında yatarak ve ölü taklidi yaparak hayatta kaldıklarını açıkladılar. Kan dondurucu eylem, Pakistan Taliban’ı tarafından “Veziristan’da olanların intikamı” olarak nitelendi.

        Kardeş ülke Pakistan’ın Taliban’la macerası günden güne daha kanlı hale gelirken, Suriye üzerinden kanlı bir mezhep savaşının pimi çekilmiş durumda.

        Suriye-Irak hattında IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) yaptıklarıyla dünya gündeminden inmiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan “Bunların İslam’la alakası olamaz” diyerek örgütün adını DEAŞ olarak telaffuz etmeye başladı. Ama örgütün Arapça adında da, Batı’nın kullanmayı seçtiği ISIS, ISIL ya da IS gibi ifadelerin açılımında da “İslam” ya da “Islamic” nitelemesi mevcut. Yani biz nefretler içinde kınayalım ya da görmezden gelelim, IŞİD kendisine Müslüman diyen herkesi çoktan mahcup etmiş durumda.

        Bir zamanlar Türkiye’de dahi büyük bir heyecana neden olmuş İran ve İran bağlantılı hareketler, boğazına kadar mezhepçiliğe batmış durumda.

        Suud ve Körfez emirliklerinin dünya Müslümanlarına görünen/görünmeyen birçok katkısı olabilir, ama Abu Dabi’nin geleneksel İslam sanatını modern minimalizmle meczeden başarılı mimari eserleri bile “zengin müsrif, göbekli, dört karılı petrol şeyhi” tiplemesi üzerinden yürüyüp büyümüş imajı tahtından etmiş değil.

        Bir İhvan-ı Müslimin vardı, Mısır’da halkın içinde halk için hastane yapan, gönüllü sağlık hizmeti veren, sosyal hizmetler ağı bulunan bir sivil toplum örgütüydü. İslam ve demokrasinin bir aradalığına vurgu yapıyordu ki, başta bölge monarşileri olmak üzere İsrail için tehdit görüldü. Mursi ve ekibi nezdinde ağır bir darbe yedi. Moral üstünlüklerini yitirmeseler de güç kaybına uğradılar.

        Filistin ve Gazze diyeceksiniz; ülke ve bölge tarihinden silinip gitmemek için direniyorlar, son derece hazin biçimde şu an sadece hayatta kalmaya çalışıyorlar.

        Dünya sahnesine eğitimiyle, fen bilimlerine duyduğu alakayla, hoşgörü ve tolerans vurgusuyla çıkan Gülen grubu benzerlerinden farklı bir Müslüman tipi sunuyordu. Ancak “altın nesil” iddiasının yerle yeksan olmasına yol açan işler, Türkiye içinde Türkiye’ye karşı yapılan ihtiras yüklü hamleler nedeniyle öylesine irtifa kaybetti ki artık gıpta edilmekten çok uzakta.

        Liste uzatılabilir, kısaltılabilir.

        Bütün bunların ortasında her şeye rağmen Türkiye Müslümanlığı diye bir şey hâlâ var. Batı’yı reddetmeyen ve iyi ilişkilerin devamına önem veren ama Batı’nın kibrine ve tahakkümüne ilanihaye “eyvallah” denmeyeceğini vurgulayan Erdoğan’ın liderliğiyle, “Türkiyeli” olmanın bilincine sahip olmakla beraber “ümmet” adına maslahat gözetmeyi şiar edinmiş irfan tarihiyle, farklı mezhepleri farklı etnik dokuları bir arada yaşatmayı başarmış bir cihan devletinden tevarüs edilen birikimi taşıma iddiasıyla, gelişme ve kalkınma hamleleriyle “Dünya beşten büyüktür” duruşunu meczedebilme kabiliyetiyle Türkiye Müslümanlığı, bölge Müslümanları için hâlâ bir umut.

        Bu şansın sonuç doğurması ise Erdoğan’ın liderliği ve vizyonu kadar, Davutoğlu’nun “Yolsuzluk yapan kardeşimiz olsa kolunu koparırız” anlayışının somut tezahürlerini de gerekli kılıyor.

        İçinden İslam geçen her oluşumun belki bir yetersizliğin, belki de global çapta vuku bulan bir dizaynın sonucu olarak kirlendiği bu dönemde, global ve yerel yıldırma kampanyalarına meydan okuyabilmenin yolu da, avantajsız durumda olan bölge Müslümanlarına yol gösterebilmenin yolu da sorumluluk almaktan ve hesap vermekten kaçınılmadığını göstermekten geçiyor.

        “17-25 Aralık” vesayet girişimi yetkilerini istismar eden grubun hesap vermesini gerektiriyor. Aynı şekilde öyle ya da böyle haklarında istifham oluşmuş dört bakana Yüce Divan yolunun açılması da gerekiyor. Meclis soruşturma komisyonunun kararını bekleyenler sadece AK Parti muarızları değil.

        Üstelik, dediğim gibi, bu artık sadece ülke meselesi bile değil, “ümmet” meselesi.

        Diğer Yazılar