Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        DÜN “Partilerin seçim stratejileri az çok belli oldu” diyerek başlamış, AK Parti’nin başkanlık sistemi ve yeni Anayasa üzerinden yürüteceği seçim kampanyasının itici gücünü, yerel seçim öncesinde milli mücadele başlığının altını dolduran yerel/global müdahalelere benzer zorlukların oluşturacağını belirtmiştim.

        Uluslararası platformda Türkiye’nin başına bela olan kara propaganda ve kampanya, içeride “neden güçlü bir Türkiye’nin ve güçlü bir liderliğin gerektiği” meselesini anlatabilmek için avantaj haline gelebilir. Fakat AK Parti’nin başkanlık sisteminin “nasıl” kısmını da anlatmaya ihtiyacı var. Aslına bakarsanız parlamenter sistem ve dünyadaki başkanlık sistemi modellerinin karşılaştırmalı analizlerinin yer aldığı sempozyumların, tanıtım spotlarının şu ana kadar gündemimize girmiş olması gerekiyordu.

        MHP’nin seçim stratejisi ise görünen o ki, Erdoğan’ı takip etmek olacak. MHP, Erdoğan konuşmak için nereye giderse ertesi gün orada olmak suretiyle bir strateji belirlemiş. Cumhurbaşkanı Kırşehir’de ise ertesi gün MHP Kırşehir’de. Stratejiyi “Nefesim ensende” sloganıyla betimlemişler. Rahatlıkla “peşindeyiz”, hatta “izindeyiz” gibi algılanabilecek ve MHP’yi Erdoğan’ın “follower”ı yapan bir yöntem. Farkındalar mı bilmiyorum ama bu taktikle aslında Erdoğan’ın üstünü değil altını çizecekler.

        Bunun ötesinde MHP, Alparslan Türkeş’in vaktiyle savunduğu başkanlık sistemini şimdi sırf Erdoğan istiyor diye reddetmek gibi tuhaf bir durumun içinde. Neyse ki yalnız değil. AK Parti’ye düşmanlık edeceğiz diye ne aydınlar, ne yiğitler zıddına evrildi. Evrenin gereksindiği bütün tutarlılığı MHP’de bulacağız diye bir kural yok. Ayrıca MHP her halükârda oy oranını korur. Tabii, Saffet Sancaklı’nın sarf ettiği türde, “Ya iktidar oluruz, ya iç savaş çıkar” türü şuursuz demeçlerin tekrarlanmaması koşuluyla.

        Haziran ayında sandıktan hangi sonucu elde edeceği en çok merak edilen partilerden biri HDP olacak. HDP’nin seçime parti olarak girme kararı, gerek AK Parti gerek CHP açısından merakla izlenen bir meydan okuma.

        HDP’nin kendisi için ise hem kaçınılmaz bir yüzleşme, hem de itinayla yönetilmesi gereken bir süreç. HDP, Selahattin Demirtaş’ın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aldığı % 9’lara varan oy oranı nedeniyle şanslı olduğunu düşünüyor ve “main stream/ana akım” bir parti olmak istiyor. Ancak Selahattin Demirtaş biliyor; kendisi de HDP de, Cumhurbaşkanlığı seçimi dönemindeki yerinde, konumunda değil. Aradan kanlı ve histerik bir 6-7 Ekim geçti. “Her yer Kobani olmalı, olacak” buyuran Kandil yandaşlarının modern zılgıtları eşliğinde HDP’nin çağrısıyla başlayan bir dizi kötü olay yaşandı. Partisini ana akım parti yapmak ve bütün Türkiye’den oy almak isteyen biri ne demeye “% 10 seçim barajını geçemezsek artık gerisini devlet düşünsün” türü hakaretler savurur, anlaşılabilmiş değil üstelik.

        HDP’nin Meclis’e girmesi gerektiğini düşünenlerdenim. “Güvenlik riski doğurur” diye değil, temsil edilmesi gereken bir popülasyonun Meclis’te olması gereğini önemsediğim için. “Ülkeyi yakarlar, maraza çıkarırlar” korkusuyla “HDP, Meclis’e girmeli” söylemini ileri sürmeyi ise hatalı bir tutum olarak görüyorum. Bu tür bir bakış açısı, HDP ve temas içinde olduğu kitlelerin şiddete meyletme bağımlılığını körüklüyor, bir türlü büyümeyen yaramaz çocuklar olma halinin mazur görülebilir bir durum olduğu yanılsamasını yaratıyor.

        Oysa gerçek bu değil. Siyaset risk almaktır, Meclis dışında kalmak her parti için her zaman olasılıktır. Aynı şekilde % 10 barajını aşıp Meclis’e giren bir HDP’nin ve kitlesinin de artık eskiden olduğu türde sorumsuzluklar yapamayacağının bilincinde olması gerekiyor. Her iki ihtimalde de HDP’yi bir sınav bekliyor. Ya sorumluluk ya sorumluluk. Her iki olasılıkta da test konusu belli: Devrimci şiddet romantizminden arınmış olduğunu kanıtlamak. Gerek kendi kitlesinin gerekse muarızı ve rakibi olan parti ve toplulukların kışkırtmalarına karşı bağışıklık geliştirebilen bir HDP’nin Türkiye’nin normalleşmesine katkısı tartışılmayacak kadar açık.

        CHP konusunu bilahare ele alalım.

        Diğer Yazılar