Türkiye'ye özgü 'nasıl' bir model?
BAŞKANLIK sistemini yahut yeni bir sistem tartışmasını “Olsun mu, olmasın mı?” üzerinden tartışmak yanlış. Bu eşik geride kaldı. Hem de 10 Ağustos 2014’te değil, 21 Ekim 2007’de. Yani Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesinin halk tarafından onaylandığı Anayasa referandumunun yapıldığı tarihte. Türkiye’nin modeli o gün değişti. Bugün yaşanan ise modeli değiştirip altyapıyı ona uydurmazsanız yaşanabilecek sorunların öngösterimi.
Erdoğan siyaset yapan bir Cumhurbaşkanı olma vaadiyle geldi. Bu vaadini gerçekleştirmesi ise kriz çıkarmayı göze almasıyla mümkün. Siyasete karıştığı, ülkenin hayati politikalarına müdahale ettiği zaman ya da hükümetin mutabık kaldığı politikaya muhalefet şerhi düştüğü zaman, yani halka vaat ettiği türden bir Cumhurbaşkanı olduğu zaman, sorun çıkıyor. İster istemez çıkıyor. Başbakan Davutoğlu olmasaydı da Sümeyye Erdoğan olsaydı yine çıkardı. Çünkü iki ayrı sistem aynı kazana boca edilmiş durumda ama fonda bir ses “Lütfen birbirinize karışmayın” diyerek kuralları hatırlatıyor. Uyarının içeriği, durumun tabiatına mütenasip değil.
Parti içi disiplin konusundaki tutarlılığı dillere destan AK Parti, Erdoğan’ı tutup hükümet sözcüsünü refüze eden Melih Gökçek ve hükümeti savunacağım derken partiyi zor durumda bırakan Bülent Arınç’ın atışmasına sahne olarak şaşırttı ve endişe yarattı. Nitekim ne deve ne kuş olan, yasal yetkilendirme ile fiili meşruiyetin birbirine karıştığı böyle bir durumda bu türden kavgaların patlak vermesi kaçınılmaz.
Şunu görmekte fayda var. Başkanlık sistemine geçilmezse Erdoğan, Meclis’in atadığı bir Cumhurbaşkanı olup köşesine çekilmeyecek. Nasihat verip görüşlerinin ciddiye alınmasını umut etmekle yetinmeyecek. Halk tarafından devletin başı olarak seçildiği halde Meclis tarafından atanmış bir Cumhurbaşkanı gibi davranmayacak.
Gereken 367 elde edilemezse ya da 330 bulunur da halkoyundan başkanlık sistemine onay çıkmazsa, mevcut duruma yasal statü kazandırmakla yetinmek durumunda kalınırsa (Anayasa’nın Cumhurbaşkanı’nın durumunu ele alan “Partisiyle ilişiği kesilir” ifadesi dahil olmak üzere 102, 103, 104. maddelerinde değişiklik yapılırsa) o vakit de sadece mevcut fiili durum yasal zemin kazanmış olacak. Yani partili cumhurbaşkanımız olacak. Bir cumhurbaşkanı kendisiyle aynı partiden olan hükümetle bile birçok noktada çelişebiliyorsa varın, başbakan ile cumhurbaşkanının aynı partiden olmayabileceği ihtimallerde durum ne olur düşünün. Zaten Erdoğan tam da bunun düşünülmesini istiyor. Erdoğan’ın kapalı kapılar ardında kalabilecek sorunları kamusal alana taşımasının nedeni “Başkanlık sistemi gerekli, çünkü iki başlılık kötüdür” derken neyi kastettiğine, “böyle giderse” yaşanacak sıkıntılara halkı şahit tutma amacını taşıyor. Tabloyu başka türlü izah etmek mümkün görünmüyor.
Bu strateji başarılı da oluyor. Bizzat Erdoğan hayranı kimseler bile köşelerden “istirham” etmeye, bu ikilik, ayrılık-gayrılık görüntülerinin hoş olmadığını, üzücü olduğunu yüksek sesle dile getirmeye başladı bile.
Ekonomide olduğu gibi siyasette de kazanmanın yolu, talebi tetiklemekten geçer. Ancak ihtiyaç yaratmak yetmez, insanların o ürünün kullanılması halinde kanser olmayacaklarını yahut evin yanmayacağını, bilakis ürünün fayda sağlayacağını, deva bulacaklarını vb. anlayıp ikna olmaları lazım.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekibinin Amerikan modeli değil, Fransa modeli değil, Nikaragua modeli değil tamam ama “nasıl bir Türkiye modeli” öngörüldüğünü bir an önce lanse etmeye başlamaları lazım.
Başkanlık sistemine dair endişelerin giderilmesi için bir dizi seminer, konferans, panel, atölye çalışmasının, halkı bilgilendirecek etkinlik ve dokümanların çoktan sahne alması gerekiyordu, oysa Stratejik Düşünce Enstitüsü’nün hazırladığı “100 Soruda Başkanlık Sistemi” kitapçığı dışında, direkt toplumu muhatap alan herhangi bir çalışma görebilmiş değilim.
2015 seçimlerinde başkanlık teması öne çıkmışsa, halktan 400 milletvekili isteniyorsa halkın bunu hangi sonucu elde etmek amacıyla vereceğini bilmesi gerekiyor. Söz konusu tartışma ve gerginlik sahnelerinin üzerine bir de “Türkiye’ye özgü başkanlık sitemi modelinin ne olacağı” konusunun seçime kadar meçhul kalması, kimilerinin sandığa gitme motivasyonunu düşürebilir ve bu risk herhalde AK Parti’nin de kaçınması gereken bir risktir.
Başkanlık sistemi doğru bir sistem gibi görünüyor. Ancak nihai planda tercih edilmesi, ortaya bir model koymakla ve o modele rıza arayarak mümkün olacak.