12 adamla uğraşacağına bir 3G al
TÜRKİYE'de hiçbir "açılım" cezasız kalmaz; nitekim AK Parti, TRT Şeş ile attığı adımın "cezasını" yerel seçim sonuçlarıyla almıştı. Kamuoyunda Kürt Çalıştayı olarak bilinen çalışmadan hemen sonra inanılmaz sertlikte laflar eden Devlet Bahçeli, hükümeti ihanetle suçlamakla yetinmedi, 12 kötü adam dediği kimseleri kamuoyu nezdinde lekelemeye çalıştı. Doğrusu ben bu açılım işine, dakika bir gol bir ayarında takoz koyacak olan tutumun DTP'den gelmesini bekliyordum. AK Parti, Kürtler için ne zaman bir şey yapsa, "Yetmez, asla yetmeyecek!" yahut "Bizi satın alamazsınız, ayrı düşmek onurumuzdur, ayrı geldik ayrı gideriz" tadında fikirler üreten; mevcut gerilimden feci halde beslenen; ne TRT Şeş'ten ne Ergenekon davası ile alınan mesafeden ne de faili meçhul cinayetlerin aydınlanmasından memnun olabilen, ille de memnun olmayan bir partidir zira. Gelin görün ki, DTP'liler ağırbaşlılıktan taviz vermez iken, adı büyük, bahçesi mamur devletlu, adeta Türk halkına dağa çıkma çağrısı yapan ifadelerde bulunarak hepimizin kanını dondurdu. "25 yıl mücadele ettik, bir elli yılı da dağda geçiririz" şeklindeki cümleleri duyduğumda önce Karayılan konuşuyor sandım, sonra anladım, epeydir yerleşik hayata geçmiş olan lider konuşuyor. Kürt olmak realitesinin kıymıklı alanında sistemle çatışmaya girmiş kişileri dağdan indirmeye çalışan girişim, Bahçeli'nin master planı ile Türklerin dağa çıkmasıyla mı sonuçlanacak? Çok hazin bir yer değiştirme olurdu bu; öğretici de olur gerçi. "Demokratik açılım" denilince "Anneni bir yerde görmüşler" haberine verilecek türden tepkiler verenlerin bulunduğu bir ülkede, "empati" dediğimiz şey için de böyle vahşi deneyimler, sarsıcı süreçler gerekiyordur belki, kimbilir? Bahçeli'den çıkan en parlak fikir...
MHP'NİN KÜRT 'KAPANI MI'
Latife bir yana, her türden latife yapma zeminine kibrit suyu ekecek denli tehlikeli bir siyaset güdüyor MHP. Türklerde bir, "Öz yurdunda garipsin öz vatanında parya" efekti oluşturmak ve bunun sorumlusu olarak da Kürtleri ve "onların" dış bağlantılarını işaret etmek sayesinde yeniden palazlanmak istiyor. "Kürt olmak, Türk olmaktan avantajlı hale geldi" demeye getiriyor, getirecek... Ekonomik/askeri ve siyasi boyutu olmakla beraber toplumun damarlarında bir potansiyel olarak var olan, fakat -çok şükür ki- henüz dolaşıma girmemiş Türk-Kürt ayrımını/düşmanlığını kuvveden fiile geçirmek için uğraşacaklar. Öyle görünüyor. Sivas'ın ötesine bakmak bile istemeyen MHP, dağa çıkmayı nasıl becerecek o da merak konusu. Dağa çıkmadan önce bir 3G teknolojisi edinip sanal bölge turu yapsın Bahçeli. O zaman "ihanet" adını verdiği "açılım"ın canı fazlasıyla yanmış Kürt vatandaşlarını "Türkiye" fikrine entegre etmenin tek çare olduğunu görür. Kimsenin, "Aman bitsin bu çile, her istedikleri olsun, verelim gitsin" dediği yok; kimsenin devleti kendi kendini inkâr noktasına getirecek fedakârlıklara zorlaması da gündemde değil. Rahatsızlıkların olması doğal, ama bu kadar hengâme fazla. Hadiseye, "Dış güçler zayıf düşmemizi istiyor. Bu kimliklere saygı, kültürel haklar meselesini bizi zayıflatmak için gündemde tutuyorlar" diye bakmak, aşırıya kaçan bir yorum olmuyor mu? Zira "Türkler de ölmesin, Kürtler de; silahlar sussun" dediğiniz andan itibaren, diyalog kurmak zorunlu hale geliyor; eşyanın tabiatı gereği! Üstelik şu da var: Madem ki global ekonomi politiğin bir parçası oldunuz, uluslararası kamuoyunun "trendlerine", jargonuna belli oranlarda uyum sağlama vaadinin de parçası oldunuz demektir. "Dış güçlere teslimiyet"ten bahsedenler, tarihin bu evresinde, "Bu benim ülkem, istediğimi yaparım"cılığın "teorik" bir şansı olmadığını pekâlâ biliyorlar. Bu tavrın teorik bir şansı yok. Ha, pratikte söküyor; onun için de İsrail filan olmanız gerekiyor; lakin değilsiniz.
'DIŞ GÜÇLERİN HAİN PLANLARI'
Öte yandan, emin olun ki, bizim için tek seçenek olan "barış içinde yaşama" hali, o "dış güçler" için seçeneklerden sadece biri... Yani barış istemiyor musun, OK baby, gelsin sıradaki. Plana programa daraldıkları görülmüş şey değil ki. Beher ihtimal başına bir planları "zaten" var. A planı, "iç meselelerini halletmiş, kültürel haklara saygılı ve üniter bir devlet" ile yürümek istemeleridir diyelim, ki şimdilik mevzu budur ve bu bir şanstır. Bu şansı değerlendirmenin adını "dış güçlere teslimiyet" diye yorumlamak isteyenler, mevcut durumun gayet kötücül sonuçlar verecek başka planlar (B, C, D, ?) devreye girmeden tedbir almak, uygun bir rüzgârı yerli yerince kullanmak anlamına gelecek şekilde de yorumlanacağını görmezden geliyorlar. "Biz böyle iyiyiz, dağdakini öldürmeye de doyamadık, şehit vermeye de üşenmiyoruz, hoşumuza gidiyor" diyorsanız alacağınız cevap "Eh, sizi tutmayalım"dan ötesi olmayacaktır. Bu cevaba uygun planlara muhatap kalmanız da işten bile olmayacaktır o vakit. "Dış güçler", arızasında ısrar eden yönetimlere nasıl muamele eder, hepimizin malumu olsa gerek. Bu durumda kim ülkeyi "dış müdahalelere" açık hale getiriyor, kim bu tatsız müdahalelere, ültimatomlara gerek kalmadan hadiseyi henüz hâlâ meşru ve güçlü taraf iken, kendi inisiyatifi ile çözmeye çalışıyor, tekrar düşünmeli... Konuşmayı ve uzlaşmayı taviz vermek olarak algılayan bir bilinç düzeyi, millet olarak yaşayabilme iradesini de gösteremez. Bölünürsek bu iradeyi gösteremediğimiz için bölüneceğiz, Kürtlerle konuştuk diye değil. Her türden açılımı ve demokratik çabayı "Bu gidişle bölüneceğiz" kehanetiyle karşılayanlar, bu vatanı böldürecek gidişin kendi gidişleri olduğunu anlamalılar ve önüne gelene "hain" yaftası asmaya hevesli olanlar daha sık aynaya bakmalılar.