Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ÜMİT Pamir'in, "Referandum yapalım, Kürtler ayrılmayı istiyor mu istemiyor

        mu öğrenelim" mealindeki teklifini ve bu teklifi bir tabu yıkıldı diyerek

        tebrike şayan bulan Milliyet Gazetesi yazarı Kadri Gürsel'in katkısını

        ürkütücü bulduğumu söylemiş, çarşamba günkü yazımı bu konuya ayırmıştım.

        Beni ürküten öncelikli olarak "zamanlama" idi. Bu tabunun yıkılmak için

        neden tam da işe devletin siyasi çözümün tarafı olarak teberrüz ettiği bir

        zaman dilimini seçtiği(!) meselesiydi.

        Aslına bakarsanız, "Kürtler'le bölünme dahi konuşulmalı" meselesinin dile

        getirilmesinin bir tabu mahiyeti filan taşıdığı söylenemez. Nitekim,

        bölünmeyi konuşabilmek gerektiğini "öteden beri" söyleyen ve tarafların

        açık açık, içtenlikle konuşmaları gerektiği konusu üzerinde ısrarla duran

        Nuray Mert, daha bundan bir yıl kadar önce TVnet'te yaptığımız Düşüne

        Taşına programında da dile getirmişti görüşlerini. Keza ondan önceki ve

        sonraki tarihlerde de. Kendisi dahi dikkate almayabilir, ama bu fark benim

        için önemlidir. Öteden beri ifade edilegelen ile "bugün" tam da şimdi

        ortaya çıkan ve "Bir tabu yıkılmaktadır" ifadesiyle keşfediliveren tutum

        arasında fark görürüm.

        Bu nedenle, Mert'in de olumlu rey verdiği söz konusu tutumu, aynı bağlama

        dahil etmedim. Fakat benim bu ayrımı yapıyor olmam onu bağlamayacağından,

        "Günaha Davet" başlıklı yazımda yer alan "nazikçe sabotaj" ifadesine

        itiraz, hatta sitem etmiş (13.08.2009/ Radikal). Yazısında Kürt

        meselesinin ciddiyetini düne kadar yadsımış ve meselenin öneminin farkına

        her nedense şimdi varmış görünen ve işi şiir dinletisi duygusallığına

        dökerek samimiyet bağlamından kopanları haklı olarak eleştiriyor.

        Anladığım kadarıyla "zamanlama"ya itiraz var bu eleştiride de. Farklı

        cihetten de olsa.

        Beni düşündüren de bu zamanlamadan başkası değil. Nuray Mert ve dahi başka

        isimler, çeşitli zamanlarda "Keşke ayrılmak isteyen Kürtler bunu açıkça

        konuşabilseydi" demişlerdi, o halde neden Ümit Pamir'in referandumdan

        bahsetmesi, bu mevzunun artık açık açık konuşulabilir olmasını

        sağlamasından bahisle tabu yıkmak gibi derecelerle taçlandırılıyor

        "bugün"? Burada bir tuhaflık yok mu?

        İSLAMCILAR VE KÜRTLER:

        FARK DA ÇOK BENZERLİK DE

        "Bugün" kelimesine anlam atfetmemin tek nedeni de söz konusu projenin

        şimdi gündeme gelmesi değil. İnsan kısmen bildiği bir dünyanın duygu

        durumunu anlayabilmek için onu kendi dünyasının duygu durumlarıyla

        kıyaslama yolunu seçer. Kürtlerin kendine özgü mantalitesi hiç

        bilmediğimiz bir şey değil; ama rejimin iki sorunlu alanı, "laiklik" ve

        "ulus devlet" hassasiyetleri dolayısıyla, İslamcılar ve Kürt meselesi

        etrafında düğümlendiği için bu iki "sorunlu(!)" alan arasında temas

        noktaları da oluşuyor. Şöyle ki, kamusal alan tasavvurunu son derece sert

        bir laiklik tanımı üzerinden kurmuş olan sistem, dindar kesimi/İslamcıları

        nasıl belirli bir baskı altında tuttuysa, Kürtler de ulus devlet

        mantığının son derece katı tezahürleri nedeniyle belirli bir baskıya maruz

        kaldılar yıllarca. "Ben Kürt'üm" demeleri ve Kürtçe konuşmaları vatanın

        bölünmez bütünlüğüne saldırı addedildi.

        İslamcılar yahut dindarlıklarını kimliklerinin önemli bir parçası

        sayanlar, "demokratikleşme"yi siyasi düşüncelerinin bir parçası haline

        getirirken düşündükleri tek şey iktidara gelmek değildi. Demokratikleşme

        çabasında belirli bir mesafe alabildikleri için iktidara geldiler.

        Özellikle 90'larda entelektüel hayatın tümüne neredeyse "tesbihat"

        düzeyinde egemen olan bir dil, "demokrasi" kavramı etrafında örülen dil,

        İslamcı entelektüellerin dünyayı, farklılıkları, özgürlükleri ve "ötekini"

        algılama kanalı oldu; kısmen "takiye" idi kısmen "gerçek"... Nitekim

        gerçeklik payı oranında İslamcılar değişti. Değişimin mahiyeti

        sorgulanabilir, meşruiyet sorununun ne kadar çözülmüş olduğu da. Ama

        bunları tartışırken dozlardan bahsediyor oluruz, böyle bir değişim hiç

        olmamış gibi yapamayız.

        Şimdi ben bu süreci yaşayan bir tek İslamcılarmış, dindarlarmış gibi

        yaparsam, Kürtlere haksızlık etmiş olurum. Şimdi ben, "Laiklik ilkesi bu

        devletin esaslarından biri, burada sorun yok, fakat bu ilkenin gündelik

        hayata uyarlanmasında bir sorun var, kamusal alan tarifinde esneme

        gerekiyor" derken, birilerinin "Yok yok, sen aslında şeriat istiyorsun ama

        takiye yapıyorsun" demesinden nasıl rahatsız oluyorsam, aynı şekilde

        kültürel haklarından bahseden bir Kürt'e de "Aslında siz devlet kurmak

        istiyorsunuz, yani amacınız bölünmek" denilmesinden de rahatsız olurum.

        İki mevzu arasında çok fark olduğunu biliyorum, en temel fark herhalde

        bugün şeriat hükümlerinin tatbik edildiği bir devlet fikrini soruşturmak

        için bir referandum yapılacak olsa dişe dokunur hiçbir sonuç elde

        edilemeyeceği realitesidir.

        Bu demek değildir ki hemen her taraftan birçok kişi "demokratikleşme"

        derken kavramın içini boşaltacak çarpık çurpuk edimler ve tutumlar

        üretmiyor. Ama böyle kişilere ve edimlere rağmen, sırf o kavramla iştigal

        etmiş olmaktan mütevellit bir değişim oluyor. DTP'den birinin çıkıp

        "Türkiye partisi olamadık" gibi bir özeleştiri yapabilmesi orada da

        vizyonun çok değiştiğini göstermez mi?

        Belki istediğimiz sonucu vermeyecek, el hak, aşılması gereken çok engel,

        aşındırılmaması gereken çok hassasiyet var. Ancak iyi kötü bir çözüm

        arifesi atmosferi de yaratılmış durumda ve fakat çözüm fikrinin "Belki de

        Kürtler devlet istiyordur, soralım, öğrenelim"e gelmesi, kültürel

        haklardan bahsetmeyi bile vatanın bölünmez bütünlüğüne saldırı olarak

        gören muhalefet tarafından yüzde yüz yozlaştırılacak. Tarihi ya da değil,

        fırsat ya da değil, meseleyi diyalog platformunun içinde tutacak bir

        imkânın heba edilmesini sakıncalı buluyorum. O ya da bu nedenle, çözüm

        için girilmiş bir yol varsa ve devlet meselenin bir tarafı haline

        gelmişse, şu safhada "demokratikleşme" diyen Kürtlerin bağırlarına

        gömdükleri nostaljileri değil, bir arada yaşamayı imkân dahilinde gören

        yanlarını çağırmanın makul olacağını düşünüyorum.

        Diğer Yazılar