'Kozmik oda' değil 'levh-i mahfuz' mübarek...
İÇİNDE bulunduğumuz günlerde hiçbir şey Seferberlik Tetkik Kurulu'ndaki aramalardan daha ilgi çekici değil. Olayın bizzat kendisi, hâkim eliyle bu "kozmik" odaların aranıyor ve taranıyor olması, kimselerin ayak basamadığı bu "sırlar odası"na "yargı"nın girebilmiş olması başlı başına "mucizevi" bir olay mahiyeti taşımakta. Fakat "mucize" kelimesinin olumlu çağrışımlarını değil bir sınır aşımıyla, tabuları yıkmak, değerleri görmezden gelmekle eş tutulmakta. Devletin "yatak odası"na girilmesinden bahis, bu cihetle önemli. MHP'li Vural diyor ki: "Bülent Arınç levye olarak kullanıldı, asıl amaç başka." Kurumlar arası çatışma tezini tahkim etmek için, hadiseyi kurumların birbirine çalım attığı; özellikle ve bilhassa "AK Parti" iktidarının devletin bazı unsurlarını diğer bazı unsurlarının üzerine sürdüğü senaryosuna inanmak istiyorlar. Bu işlerin askerle mutabakat sağlanmadan olmayacağını düşünmek istemiyorlar. Bu mutabakat "gerilim" olmadığı anlamına gelmiyor elbette, bu işlerin "asker hilafına ve askere rağmen olmadığı" anlamına geliyor sadece. Dolayısıyla bu aramalara eşlik eden yazı ve ifadelerin satır aralarındaki "iğfal" iması çok anlamsız. Sanırsın küçük güzel kız "evcilik oynarken" bir grup mütecaviz odaya dalıyor ve... Oysa adı geçen birim hakkında "kontrgerilla" diye anılan bir dizi karanlık faaliyet; sonu ölümle biten "doktorculuk" oyunlarıyla ilgili yığınla belgeli, itiraflı iddia ayyuka çıkmış durumda. Dahası ilgili yere bu efsunu, bu kutsallık halesini yakıştıranlara bakarak görebiliriz ki, Seferberlik Tetkik Kurulu bazıları için vatan millet meselesinin ötesinde "inancın" bir alanı imiş gibi muamele görüyor. "Kozmik sırlar", "kozmik odalar" ifadesi de handiyse bu algıyı perçinliyor, insanın aklına "Türk'ün levh-i mahfuzu Seferberlik Tetkik Kurulu mu?" türünde cin fikirler üşüşüyor. İnananlar bilir, levh-i mahfuz insanlığın geçmişi ve geleceği ile ilgili "kozmik" bilgilerin, bireylerin ve evrenin yazgısına ilişkin olguların depolandığı yer olarak geçer kutsal metinlerde. İşin hoş tarafı şu: Tümüyle "yasal" olan bu faaliyeti yürütenlere yapılan muamele ile Levh-i Mahfuz'dan bilgi aşırmak için göğün katları arasında dolaşan cinlere "şihab" adlı yanıcı taşlardan atan "nöbetçilerin" yaptığı muamele neredeyse aynı... Aklıma arama faaliyetini yürüten hâkim ile ateşi çalıp insanlara getirmek için türlü çileye mahkûm edilen Prometheus arasında bağlantı kurmak bile geldi ama o kadar abartmayalım. Ama abartıyorlar. Acaba "yerçekimi kanunu" o odada saklanıyor olabilir mi, hâkimin kozmik odada yaratacağı küçük bir hava akımı kelebek etkisiyle hepimizin kozmosun dibini boylamasına neden olabilir mi? Bu arada dünya da "bir öküzün iki boynuzu arasında" duruyordu bir inanışa göre. İnanış doğruymuş, o boynuzlar etimize geçmiş; ben dahi o boynuzlar etimizden çıkıverirse kan kaybından ölür müyüz, -Doktor bu ne?- endişesini taşıdığımı itiraf ediyorum, fakat bu endişeyi boynuza nameler ve övgüler dizerek atlatmaktan yana değilim. Şunun adını koyalım:
1) Dünyanın döndüğü çoktan kanıtlanmıştı ve bütün bunlar eninde sonunda olacaktı.
2) Kıpırdamamıza engel olan bu kemikler yüzünden vücudun büyük bir kısmı iltihap kapmıştı.
3) İltihap kapmayan eser miktardaki kısmın havası hoştu ve "Biz böyle iyiydik" tadındaki mızıldanmalardan anlarsınız, iyice bir lokasyonları da vardı.
4) Prometheus iyi biriydi, tersini iddia etmek zor.
4) Kozmik oda, her ne kadar aynı iddiaya soyunmuş olsa da "levh-i mahfuz" ile aynı şey olmamalı, aksi bir kabulleniş ne "laikliğe" ne de "müminliğe" sığar.
5) Yoook kozmik oda ille de "kutsal"dır diyorsanız, şunu ifade etmek isterim: Levh-i mahfuzda yazılanlara bile, dua, iyi niyet, hayırlı iş, ibadet ile müdahale edilebilmekte. O kadar inanç ehli iseniz, biraz ağırdan alın, "devlet"in Allah'tan bile muhkem olduğunu zannetme gülünçlüğüne savrulmayın.
Twitter'daki ben değilim
TWITTER denilen âlemde birileri benim adıma bir hesap açmış. Yetinmemiş, yanına fotoğraf da koyarak inandırıcılık efekti yaratmaya çalışmış. Yetinmiyor, oradan bazı kişilerle yazışıyor; hemen her gün birçok kişinin "Twitter'daki sen misin?" şeklindeki sorularına muhatap olmaktan ve her defasında "Ben değilim" demekten yorulmuş durumdayım. Tekrar ediyorum: O "Nihal Bengisu Karaca" ben değilim. Yanlış anlaşılmasın, Twitter'a karşı değilim, sadece ilgisizim. Ve bu yapılanın imza taklit ederek senet düzenlemekten, evrakta sahtecilikten hiçbir farkı olmadığını düşünüyorum. Bu işgüzar kişiye adıma açtığı hesabı bir an önce kapatmasını salık veriyorum. Aksi takdirde suç duyurusunda bulunacağım.