Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ABD'ye giden bir yolcu uçağına Noel günü saldırı girişiminde bulunan Nijeryalı Ömer Faruk Abdulmuttalib'i hatırlıyorsunuzdur. Haberlerde 23 yaşında olduğu söylenmesine rağmen, basına verilen fotoğrafın taş çatlasa 15 yaşı geçmeyecek bir çocuğa ait olması ilgi çekiciydi. Fakat başkaca dikkat çeken durumlar da var. Nijerya kökenli gencin Dubai'de okuduğunu, elbiselerine diktiği patlayıcıların bir uçağı yok edecek güçte olduğunu, ilk sorgusunda da El Kaide tarafından Yemen'de eğitildiğini söylediğini okuduk, öğrendik. Peki bu gencin o uçağa "pasaportsuz" bindiğine dair bir şey okuduğunuzu hatırlıyor musunuz? L'Expression'un internet sitesinde yayınlanan "Apres L'Irak Et L'Afganistan Le Tour du Yemen" başlıklı bir makale, François Marginean imzalı başka bir yazıdan alıntı yapmış(*). Bu alıntıda Marginean, Faruk Abdulmuttalib'in "ABD'ye gitmekte olan o uçağa" nasıl olup da pasaportsuz binebildiğini sorguluyor. Mealen, "Bir adam düşünün ki, Müslüman bir ülkeden olacak, yalnız ve bagajsız olacak, tek gidiş biletiyle ABD'ye seyahat ediyor olacak. Bu adamın pasaportsuz olarak uçağa binmesini sağlayan şey ne olabilir?" diye soruyor. Sahi ne olabilir? Aradığımız cevap şu olabilir mi: "Yemen'de açılan üçüncü cepheyi sağlama almak için gereken senaryo için gerekli aktörü imal etme ihtiyacı." Ne 11 Eylül'müş... Ne şahane simülasyonmuş... Çakması bile iş görüyor.

        (*) http://www.mondialisation.ca/index.php?context=va&aid=168317012010

        Tekgıda-İş'ten anlamsız bir açıklama

        TEKGIDA-İş Sendikası'na TEKEL eylemleri devam ederken açtığı davalardan neden vazgeçtiğini açıklaması için bazı sorular sormuştum. Tekgıda-İş Sendikası Genel Sekreteri Mecit Amaç, yazımın gerçek amacının "eylem kırıcılığı yapmak, emek camiasını bölmek" amacı taşıdığını iddia ediyor ki, alakası yok, eylem yapan işçilerin davasını haklı bulduğumu 3 Ocak'ta açık açık ifade ettim. TEKEL işçilerinin hak arama mücadelesinin meşruiyeti tartışılamaz. Fakat Tekgıda-İş'in özelleştirme sürecinde yürüttüğü bir davadan feragati de önemli bir mevzudur. Mecit Amaç bu feragati, "Bu davadan özelleştirmenin geleceğiyle ilgili bir sonuç çıkması söz konusu olmadığı gibi kazanılmasının da kaybedilmesinin de sendikamızın herhangi bir kazanç ya da kaybı olmayacaktır. Sadece kamu zararına neden olduğu düşüncesiyle dava açılmış, Bakanlığın 12 bin üyemizin yetki davası ve sorunlarına çözüm getireceği teklifiyle sulh önermesi üzerine feragat edilmiştir" diye açıklıyor. İyi ama, bu davanın kazanılması ya da kaybedilmesi fark etmiyorduysa, davayı neden açtınız? Danıştay yürütmeyi durdurma kararı vermişken davadan feragat etme yönündeki kararınızdan, üyelerinizin ve örgütünüzün haberi var mı? Eylem kararının alındığı günlerde feragat dilekçesi vermenizin gerekliliğini eyleme çıkan üyeleriniz onayladı mı? Yoksa dava bir pazarlık aracı olarak mı kullanıldı? "Bakanlığın 12 bin üyenin yetki davası ve nakil sorunlarına çözüm getirileceği teklifi üzerine sulh yoluna gidildiğine" ilişkin açıklamanızı nasıl değerlendirmek gerekir? Bakanlığın teklifi üzerine sulh yoluna gittiğinize ilişkin davadan feragat etme gerekçeniz, TEKEL işçilerinin soğuk kış gününde sokaklara dökülmesinin "ekmek mücadelesinin" dışında, bizlerin ve işçilerin bilmediği "gizli bir gündemi" var mı? Benim bu davayı hatırlatmam TEKEL işçilerinin mücadelesine "gölge düşürüyorsa", TEKEL işçilerinin eylemi devam ederken sizin yaptığınız "pazarlıklı feragati" nasıl açıklayacağız? Danıştay, lehinize olacak şekilde yürütmeyi durdurma kararı vermişken, feragat etmeseydiniz eğer, eylemdeki pozisyonunuz daha güçlü olmaz mıydı? Sayın Kumlu ile ilgili söylentileri dile getirdiğim bölüm için ise Mecit Amaç "Sayın Kumlu ile ilgili gönül birlikteliği olduğunu" söylemekte. Bunu Tekgıda-İş'in, Türk-İş'le ilgili bir sorunu olmadığı şeklinde anlıyor ve memnuniyetle kayıtlara geçiyorum.

        Diğer Yazılar