Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Şebnem Koruru Fincancı’nın terörle mücadele kapsamında kimyasal gaz kullanılmış olabileceğine dair ifadelerini duyduğumda söz konusu iddiayı pek çok kişi gibi mantıksız ve temelsiz buldum.

        Dolayısıyla bana pek inandırıcı gelmedi. Ama bu, Fincancı'nın tutuklanmasını haklı bulmamı da gerektirmedi.

        AİHM kararlarında da belirtildiği gibi katılmadığımız, mantıksız bulduğumuz, siyasi olarak rahatsız edici hatta şok edici olduğu hissine kapıldığımız her iddia ve fikir sahibini tutuklayamayız. Tutuklanmalarını savunamayız. Savunuyorsak, yargı bağımsızlığından hukuk devletinden demokrasiden söz etmeyelim.

        Maalesef hem demokrasiden söz edip hem beğenmediği fikirlerin sahiplerini tutuklamaktan yana olan baskıcı tutumlara taraftarlık yapanların sayısı hiç de az değil.

        Sözde OHAL bitti, ama ulusal güvenliği, orduyu, terörle mücadeleyi ‘kırmızı çizgi’ haline getiren, bu alanı her tür soru, iddia, denetim, gözlem ve meraktan münezzeh kılmaya, ‘dokunulamaz’ konular haline getirmeye çalışan bir ‘fiili durum’ dayatılıyor, işin ilginç tarafı dayatmanın müşterisi de çok. Hem de sorulduğunda kendisine sanatçıyım, aktörüm, sinemacıyım diyenler arasında.

        Fincancı ile ilgili iddialar ve akabinde tutuklanması sanat camiasını da böldü ve bir sinema etkinliğine zarar verdi.

        Boğaziçi Film Festivali'nde olanlara bakın.

        Oyuncu Burak Haktanır, Boğaziçi Film Festivali'nde ödülünü Şebnem Korur Fincancı'ya ithaf eden Özcan Alper'e "O kadın TSK'ya iftira attı" diyerek geceyi başta Özcan Alper’in ve Alper’e hak verdiğini belli eden jest ve mimikler kullanan Merve Dizdar’ın hedef alınmasına neden oldu. Özcan Alper’i pek tanımayanlar TRT dizisi Masumiyet Apartmanı'ndan bildikleri Merve Dizdar’ı linç ettiler.

        Boğaziçi Film Festivali Komitesi, ‘Karanlık Gece’ filmiyle en iyi yönetmen ödülünü kazanan Özcan Alper’in ödül gecesinde yaptığı konuşmanın sosyal medyada toz kaldırmasından ‘korktu’ ve "Törende ödül kazananların politik göndermelerini ve sloganlarını kınadıklarını" açıkladı.

        Özcan Alper’in ‘kınanmasını’ gerektirmiş cümlesi ise şu: “'Hep barış olsun, asla savaş olmasın' diyen bir kadın Şebnem Korur Fincancı, yine barış dediği için maalesef bir linç kampanyasına maruz kaldı. Umarım son olur. Umarım cezaevinden bir an önce çıkar. Bu ödülü ona ithaf ediyorum.”

        Ben kültür sanat çevrelerindeki sol görüş tahakkümünden oldum olası rahatsız olmuş biriyim. Özellikle sinema çevrelerinde, sinema yapanları bırakın sinema eleştirmenlerini ve yazarlarını bile yok hükmüne ışınlayarak yapılan cemaatçi bir tutum vardır, bunu on yıl kadar bir süre sinema yazarlığı yapmış, sonra da ipe sapa gelmez mazeretler ve politik nedenlerle aşırı solcu başkanı tarafından SİYAD’dan atılmış biri olarak gayet iyi biliyorum.

        Hülasa, sinema çevrelerindeki bu sol klan tahakkümü Mahmut Fazıl Coşkun (Uzak İhtimal) Samet Doğan ve Osman Nail Doğan (Güvercin Hırsızları) gibi isimler üzerinden bir miktar esnedi, iyi de oldu. Ülkenin %70’i kendisini muhafazakar ve benzeri seçeneklerle tanımlarken bu sosyolojiyle barışık, en azından yabancılaşmamış kaygıların sanat çevrelerinde iz bırakması, düne oranla bir parça daha mümkün hale geldi.

        Ancak bugün geldiğimiz noktada daha farklı bir şey var. Bugün gördüğümüz sanatı rejimin öncelikleri karşısında diz çökmeye zorlayan devletçi bir küntlük.

        Oysa bu sektörde Diriliş’ti, Kuruluş’tu bin yıllık devlet geleneğinin yüceltilmesi nasıl oluyor ve olması da normal ise, sanat sineması çevresinde de o geleneği ve toplumdaki tezahürlerini sorgulayanlar, başka bir yerden bakanlar da olacak.

        Sanatçı ister sola eğilimli olsun ister sağa eğilimli, ister liberal olsun isterse mütedeyyin dünyanın değer ve duygu dünyasından esinleniyor olsun, kimse rejimin memuru değil. Olamaz. Olursa artık sanat icra ediyor olmaz. İşadamı olur. Yolunda A.Ş olur.

        İşadamlarınızın da tüm kariyerlerini toplasak Özcan Alper’in bir Sonbahar’ı etmez.

        Özgüven tutulması yaşayıp aldıkları tebrik telefonları ile daha da gaza gelecek olanlar, ödül törenlerinde ortalara düşmeden önce bunu şöyle bir akıllarına getirsinler diye düşünüyorum.

        Diğer Yazılar