Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        “TÜRKİYE başkanlık sistemine geçmeli mi geçmemeli mi?” tartışması öteden beri yapılagelen bir şey. Bazen mevcut seçim sistemi, bazen de parlamenter sistemin kırmızı çizgileri üzerinden, kimi zaman “istikrar” sorunu, kimi zaman da “temsil” sorunu üzerinde yoğunlaşan çelişkiler dolayısıyla gözlerin ara ara başkanlık sistemine döndüğü bir ülkede yaşıyoruz. Yine de konu, Başbakan’ın yaptığı son ortayla gündeme düştüğünde ufak çaplı bir şok etkisi yarattı. Bu etkinin nedeni, hiç kuşkusuz teklifin “bu iktidar”ın başındaki şahsiyetten gelmesi.

        “Bu iktidar” çünkü, sürekli “el büyüten” ama bu durumu dünyanın endoğal şeyi imiş gibi yapan bir iktidar. Algıda seçiciliği Türkiye’yi değişime zorlayan etkenler üzerine kilitlenmiş, bunu yaparken de değişime hazır olan kitlelerin ihtiyaçlarını baz alan, değişim fikriyle sorunu olan çevreleri “demode” kabul eden bir iktidar. “Yok artık, bu kadarı fazla olur” şeklindeki makul çekingenlikten eser miktar da olsa taşımıyor.

        “Türkiye’ye ezberletilen bazı şeyler var, bu ezberlerin hepsini bir lahzada sorgulanabilir hale getiremeyiz, biraz durmalıyız” demiyor. Dün üniformalı vesayetin apoletleri sökülüyordu, öbür gün demokratik açılım yolunda kimi faydalı kimi skandal içerikli bir dizi uygulamaya imza atıldı, bugün egemenlik ile halk arasında takoz vazifesi gören “yüksek yargı”nın konforu delik deşik oldu, yarın için adres gösterildi bile: Başkanlık sistemi.

        Gerçek olan bir şey var; zamanın ruhu Türkiye’nin klasik anlamda ve 30’ların ruhunu taşıyan bir ulus devlet anlayışını idame ettirmesine engel. Bu anlayışta ısrar, Türkiye’yi düşüşe geçirecek. Bir değişim gerekli ama bu değişim sonrasında neye dönüşeceğimiz konusu da önemli. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bir sonraki seçim kampanyasını başkanlık sistemi üzerine kuracağını ifade eden sözlerinde ciddiyse şu sorunun cevabının da verilmesi gerekiyor: Başkanlık sistemiyle neye dönüşürüz? Başkanlık sistemiyle dönüşeceğimiz şeyi kaldırabilecek durumda mıyız?

        AŞAĞISI SAKAL, YUKARISI BIYIK

        Öyle ya, demokratikleşme “yolunda” bir dizi adım atmak başka, demokrasi bir boyacı küpüymüş; kurumlarıyla, bireyleriyle her şey ve herkes “daha çağdaş olduğu söylenen” her yola hemen gelebilirmiş gibi yapmak başka.

        “ABD’deki gibi, Başkan’ı denetleyen mekanizmaların olduğu iki meclisli bir sistem olursa iyi, tersi bizi tek adam yönetimine götürür” endişesi haklı hatta iyimser bir endişe. Zira ABD’de sistem mükemmel işliyor ama ABD bir federatif devletler kümesi. Her eyalet kendi valisini seçer, o valiye bağlı silahlı bir güç olur vs. Türkiye böyle bir tabloya hazır mı? Böyle bir tabloyu sindirememek için “faşist” olmak gerekmiyor.

        Velev ki eyalet sisteminin olmadığı, “üniter devlet” çizgisinin gerektirdiği hassasiyetleri karşılayan bir düzenleme öngörülmüş olsun... Diyelim ki karşımızdaki hiçbir açıdan ABD’dekine benzemeyen Türk usulü, neo-Osmanlı bir yönetim sistemi olsun. Bu biçim, milletin kültürel genetiği açısından bir problem yaratmayabilir. Güçlü ve tek bir adamın karizmasına dayanan yönetim anlayışı, kültürel genetiğimize uyuyor. Ancak bu kez de “demokrasi” hedefi bakımından problemlerin ikiye katlanması ihtimali söz konusu olacaktır. Çünkü bu kültürel doku ile söz konusu sistemin “halkın kendi padişahını kendisinin seçmesi” olarak anlaşılması işten bile değildir.

        Bu ihtimalde milletten alınan yetkilerin temerküz ettiği bir makamı kullanan Başkan’ı denetleyen mekanizma üzerinde kılı kırk yaran bir çalışmanın yapılması gerekir. O da bir-iki yılda olabilecek bir şey değil, hele hele kervan yolda düzülür mantığıyla olabilecek bir şey hiç değil.

        nbkaraca@htgazete.com.tr

        Diğer Yazılar