Dini, operasyona alet etmek...
AKP ile birlikte oluşan yeni sınıfı eleştirmek, onun din anlayışını eleştirmeyi de kapsıyor uzun zamandır; bu nedenle konu sık sık dindarların kapitalistleşmelerine, yoksa dinin içinin mi boşaltıldığına getirilmekte. Modernlik-kapitalizm ve tüketim kültürü ile İslam arasında çatışmalı alanlar olduğu su götürmez. Fakat Gülen eliyle dinin Protestanlaştırılmaya çalışıldığı, Müslümanların Milli Görüş'ten bu yana çok değiştiği, çok kapitalist olduklarına üzülmenin moda halini alması gibi bir durum var. Bu hallerine bakarak 28 Şubat postmodern darbesi yapılırken "Vaah vah, gitti anti-kapitalist sosyalist devrimi İslam'dan dolaşarak yapmamızı sağlayacak gül gibi imkân" diyerek ağlaştıklarını zannedebilirsiniz. Komik olmayın, tabii ki öyle olmadı. Bir an bile.
Hakan Yavuz, bir dönemini cemaat ile içli dışlı geçiren biri olarak Akşam Gazetesi'ne konuyla ilgili bir röportaj vermiş. Yavuz, kapitalizmin kendisine uygun bir din yarattığını ve bunun Gülen eliyle dolaşıma sokulduğunu iddia ederken İslam'ın "homo economicus"a karşı, yani ekonomik çıkarını her şeyin üzerinde tutan insan tipine karşı epey teçhizatlı birdin olduğunu, "cemaatin" de dindarları kapitalizme eklemlemekten çok, kapitalizme eklemlenmekten başka çaresi olmayan kişilerin maneviyatlarını hizada tutma çabası içinde olan bir yapı olduğunu görmezden geliyor.
AK Parti-cemaat yakınlaşmasının cemaatte de rahatsızlık yarattığına değinmesinin ardından, şu cümleyi sarf ediyor: "Ergenekon için rövanş yaklaşıyor..."
İşte bu röportajın tam da bugünlerde yapılma sebebi.
★
Dindar kimliğiyle bilinen insanlar, başkalarının dindarlık derecelerine dair bir imada bulunmaya kalktıklarında büyük olay oluyor. Ama her nasılsa Hakan Yavuz gibi agnostik ya da ateistlerin cipe binmek, yalıda oturmak gibi birkaç gösterge üzerinden dindarlık ölçümü yapma yetkisi var.
Bu lüks nereden geliyor dersiniz? Tabii ki aynı yerden. Kendilerini devletin gerçek sahibi olarak görenler, onların dış bağlantıları ve sözcüleri, böyle zamanlarda laikliği filan bırakıp "Dinini boşaltıyorlar çocuğum" deme yetkisini, kimin samimi kimin "fake" olduğunu belirleme erkini kendilerinde görebiliyorlar.
Üstelik bugün gündemde "Ergenekon" var. İktidarı önce "İslamcı kimliğine" vurgu yaparak o kimliğe hapsetmek, sonra da "Yok yok, dindarlıkları filan da kalmadı, kapitalist oldular, azdılar" diyerek o kimliği değillemek, ardından da hadiseyi bayağı bir iktidar savaşına indirgeyerek meselenin diğer boyutlarını görünmez kılmak tercihe şayan(!) kullanışlı bir yol ne de olsa. Görünmez kılınan boyutlar, tahmin edebileceğiniz gibi demokratikleşme, sivilleşme ve sistemin militer baskıyla sürdürdüğü baskıcı yapısını değiştirme iradesinin belirmiş olmasıdır. Bu iradenin dindarlıktan çok dindarın seküler politikalar üretmesi ve toptan demokrasi arayışına girmesiyle bir ilgisi var. 17 bin faili meçhul, Milli Görüş kökenli değil sonuçta. Fakat evet, bu irade başarılı olursa, inançların da kendisini daha özgür ifade edebilmesi gibi bir seçenek belirecek.
Bu irade eleştirilebilir. Usulsüzlüklere, iddianamenin mantığına, hukuki aksaklıklara dikkat çekilebilir. Peki neden, "Çok da Protestan'sınız" üzerinden gidiliyor? Neden, cemaate dönüp "Çok AKP'lileştiniz", AKP'ye dönüp "Cemaat sizi bozdu", laik kesime dönüp "Korkmayın aslında zararsızlar", demokratlara dönüp "Ama orduyu da eleştirdim" yapıyor Hakan Yavuz? Neden Ergenekon'da rövanş yaklaştı demek için zaten "değiştim" demiş olan eski İslamcıların "aslında dindar da olmadıklarını" kanıtlama gayretine giriyor?
Çünkü insanları içinden geldikleri değerlerin içinden vurabilirseniz çözülmelerini de sağlayabilirsiniz. Çözülen kitleler korkuya açık hale gelir ve tabii ki sinmeye de. Psikolojik harp taktiği. Ergenekon'da rövanş yakınmış, bakın. Mesajı aldınız mı?
Hakan Yavuz, sandığımızdan da becerikliymiş.