Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Sevr paranoyası ‘out’, “Yugoslavya olacağız” korkusu ‘in’. Bölünmeyi tartışmalı mıyız tartışması, Osman Baydemir’in demokratik özerklik talebi ve referandumun olası sonuçları derken kendimi Kosova’da buldum. TRT Türk için yapılan Balkan Ekspresi projesi vesilesiyle Priştine’ye, oradan Prizren’e geçtim.

        Kosova 2008’de bağımsızlığını ilan etmişti, yakın zamanda Uluslar arası adalet divanı bu talebin uluslar arası hukuka uygun olduğunu açıkladı. ABD NATO ve AB Kosova’nın bağımsız olması gerektiği konusunda mutabık; Türkiye Kosova’nın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkelerden biri oldu. Rusya, Sırbistan, Azerbeycan ve İspanya ise karşı çıkan blokta yer alıyor.

        Balkanlar’ın 90’larda yaşadığı kanlı macera Tito’nun ‘totaliterliğini’ mumla aratacak cinstendi. Ancak ölümüyle kızışan milliyetçilik akımlarına ve Sovyetlerin çökmesi gibi dış dinamiklerin her daim etkin bir faktör olabileceğine bakarak diyebiliriz ki, totaliterizm aslında hiçbir şeyi çözmüyor, sadece olabilecek olanı geciktiriyor. Sonuç itibariyle dağılan Yugoslavya kimileri için bir anı kimileri için büyük bir ders. Lakin Kosova’da herkes farklı bir ders çıkarıyor.

        ÖZERKLİK BÖLÜNMEYE GİDEN YOL MUDUR?

        Kimileri ‘ Bir tarafta Tito’nun baskıcı yönetimi bir tarafta kindar hafızası ile sizden nefret ettiğini her zaman belli eden Sırplarla birlikte yaşama zorunluluğu. Şimdi hiç değilse ‘sırplar yok!’ artık özgürüz, güvendeyiz ve kendi ülkemizde huzur içinde yaşayabiliriz’ diyor. Kimi Kosova’lılar ise tüm yaşananların Tito’ yüzünden ve onun mermer gibi tekçi, monolitik bir devlet yapısını değil, özerk cumhuriyetlerden oluşan bir mozaiki benimsemesinden kaynaklandığını söylüyor. ‘Özerklik, bölünmeye giden yoldur, özerk oldun mu bölünürsün ve bölünme her zaman kanlı olur, üstelik sonu da yoktur’ diyorlar.

        Böyle diyenler, 1990’lı yılların Balkanlarını –yine,yeniden- kana bulayan sürecin 1970’lerde Kosova’nın özerklik talebi ile başladığını unutmuş görünüyorlar.

        HERŞEY BURADA BAŞLADI

        Balkanların son bağımsız ülkesi Kosova, her şeyin başladığı yerdi aynı zamanda. 1970’lerde Sırbistan özerk cumhuriyetine bağlı otonomi bölgesi olan Kosova’nın özerklik talebi, 1974 Anayasası ile kısmen karşılandığında Sırplar yastıkaltındaki bıçaklarını bileylemeye başlamışlardı. Tito’nun Yugoslavya’sını Sırp karşıtı ilan ettiler. Kilise, medya, entelektüeller, aydınlar el birliğiyle Sırp milliyetçiliğini pompaladı, bu durum 80’li yıllar boyunca devam etti. Miloşeviç, siyasi kariyerini sözde Sırp sorununu sömürme üzerine kurdu. Cumhurbaşkanı olduğu zaman 1974 anayasası ile kabul edilen statüleri ve hakları iptal etti. Güttüğü saldırgan milliyetçilik politikası, diğer cumhuriyetlerde o kadar tedirginlik yarattı ki, Avrupa Topluluğu ‘Yugoslavya’dan ayrılan cumhuriyetleri tanıyacağını’ ilan etti. Sırp milliyetçiliği diğer milliyetçilikleri de tetiklemişti, 1991’de Hırvatistan ve Makedonya, 1992’de ise Bosna Hersek bağımsızlığını ilan etti, Miloşeviç yönetimindeki Sırbistan, bıçakları baltalarla değiş tokuş ederek, sözde Yugoslavya’nın bütünlüğünü korumak adına korkunç bir soykırım başlattı. Bu kanlı sürecin Kosova’ya kadar gelmesi 1995 yılını buldu, binlerce sivil öldü ; 1999 yılında NATO kuvvetleri müdahele edip Kosova’yı Sırbistan’dan koparana dek. Sırbistan için en şok edici sonuç ise Sırbistan –Karadağ denklemini bile koruyamaması, bölünmesi oldu. Sırp kökenli olan ve açıkçası neden ayrı bir adı olduğuna ilişkin manalı bir açıklama bile getiremeyeceğimiz ‘Karadağ’ bile, aynı etnik kökeni paylaştığı Sırbistanlı kardeşleriyle ile yaşamayı beceremedi, ayrıldı.

        DİKKAT! ALIŞKANLIK YAPABİLİR

        Yugoslavya parçalanırken, halkları birbirinden ayrılmaya iten tek kriter sadece etnik temelli de değildi. Slovenya’yı diğerlerinden ayıran ve bir lahzada AB üyesi yapan en temel etken onların daha Avrupai Slavlar, ziyadesiyle Alman etkisinde kalmış Slavlar olmalarıydı mesela.

        Elbette, mikromilliyetçilik tarihsel nedenler, sahici acılar ve çarpıtılmış kinler üzerinden yükseldiği için bu kadar yıkıcı oldu bu topraklarda, fakat alışkanlık halini aldığını gösteren veriler de var. Düşünün ki, Prizren Kosova’nın en huzurlu ve en homojen şehirlerinden biri . Buna rağmen, ben ayrılırken marjinal bir grup arnavutun internet sitesinden şöyle bir uyarı yaptığı dedikodusu dolaşıyordu: Prizren elden gidiyor, Prizren Türkleşiyor! Prizren’deki Türk oranı yüzde üçlerle dörtlerle sınırlı, fakat Türkçe vaktiyle statü sembolü olduğu için halk genel olarak Türkçe biliyor. Bu uyarı elbette bir Arnavut – Türk çatışmasının habercisi filan değil, böyle bir düşmanlığın tarihsel arkaplanı yok. Fakat Balkanlardan bahsediyoruz . Bunun anlamı, bugünün marjinalinin yarının main-stream’i (ana akım) olabileceği ihtimalinin ciddiye alınmasıdır.

        KOSOVA YENİDEN BÖLÜNEBİLİR!

        Günümüze dönelim. Kötü haber şu: Kosova yeniden bölünebilir. Zira kosova’nın Sırbistan sınırında bulunan ve Sırpların yaşadığı kuzey Mitraviça özerklik talebinde bulunmaya hazırlanıyormuş!

        Şaka gibi değil mi?

        Kosova dediğin, yuvarlak hesap onbin kilometrekareye yayılmış minnacık bir ülke. Tarım bakanı yardımcısı Fikrim Damka, ‘Bu gerçekleşirse dengeler yeniden alt üst olacak’ diyor. Balkanlarda dengeler alt üst olduğunda mutlaka bir sınır değişiyor, sınır değişeceği zaman da kan akıyor. Dimka böyle bir ihtimalde AB’nin çözüm üretmesi gerektiği görüşünde. Yugoslavya’dan ayrılan ülkeler AB’ye alınırsa sürekli yer değiştirme ve yeni çatışmalar üretme potansiyeli olan sınırlar tâli bir konu olur. Çünkü o zaman bu halkların öncelikli olarak savunacakları ve çatısı altında kendilerini ifade edebilecekleri ortak bir kimlikleri olur.

        Olaylar bu yönde gelişirse Dimka’nın çözüm önerisi, bütün bu süreci başlatan çatışmalar, katliamlar yaşanırken ‘seyirci’ kalmayı tercih eden Avrupa için telafi etme yükümlülüğü doğurabilir. Bölünme ile gelen çözülmenin çözümü başka bir bütüne dahil olmak ise eğer, kullanılacak tek bir kelime vardır: İronik…

        Diğer Yazılar