Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        GEÇTİĞİMİZ hafta cumartesi ve pazar günü Medialog Platformu'nun Mardin Valiliği ile birlikte düzenlendiği bir çalıştaya katıldım. Çalıştayın konusu "ulusal medyada Doğu ve Güneydoğu algısı" idi, ama konuşulanlar genellikle "yerel basında merkez medya algısı" başlığının altını doldurur cinsten oldu, zaten böylesi daha doğruydu. Çünkü bölgenin sorunları doğal olarak yerel medyayı da kapsıyordu. Katılımcıların çoğu özellikle 90'11 yıllarda daha çok rastlanılan sıkıntılardan bahsettiler. Haberlerin nasıl çarpıtıldığını, olup bitenlerin nasıl sansasyonelleştirildiğini, medyanın şiddet dilinin gelişmesine yaptığı olumsuz katkıyı anlattılar. En temel sıkıntı, arka sokakta lastik yakan beş çocuğun, "Bütün kent ayaklandı, Diyarbakır'ı yakıyorlar" diliyle yansıtılmasıydı. Bütün bunların son zamanlarda azalmış olmasının verdiği umuda da değinildi elbette.

        Toplantıdaki en temel mutabakat, medyada kullanılan savaşçı ve çatışmacı dilin terk edilmesi noktasında oldu. "Resmi ideolojinin müdahalesiyle medyaya ve oradan da kamuoyuna kabul ettirilmiş olan, dağa çıkmış adamın da bir derdi, meselesi olduğunu unutturan ve onu "doğuştan kötü", doğuştan canavar olarak kabul ettiren o kolaycı ve şüpheye yer bırakmayan dilin değişmesi elzemdi. Terör dediğimizde artık onu azdıran ve sorunu çözülmez hale getiren askeri hataları, siyasi hataları da gözümüzün önüne getirmeliyiz. Bunda şüphe yok. Fakat bu değişimin "Bundan kelli teröriste terörist denmeyecek" yahut "Terör örgütü değil gerilla kelimesi kullanılacak" şeklindeki bir yola girmesinden doğabilecek sorunları da göz önüne getirmeliyiz diye düşünüyorum.

        Kaldı ki, kimi akil Kürtler boş yere "hakikatleri araştırma komisyonu" kurulmasını istemiyor. "Hakikatler", yani devlet tarafından yapılan yanlışlar. Hakikatler, yani geriye dönük olarak olayları bir bir eleyip ortaya koymalar. Aynı hakikatler yıllarca "bebek katili" denilen adam gerçekte hiç bebek öl-dürmediyse, örgüt taşeronlaşmamışsa, uyuşturucu kaçırmamışsa, sivil öldürmemişse eğer, devletin çıkıp bunların yalan olduğunu yüreklice itiraf etmesini de kapsamalı.

        Yok aksi söz konusu ise, "Neyin dilini hangi kritere göre değiştiriyoruz?" gibi bir sorumuz olacak demektir.

        Hakikat yeterince aydınlanmadan, yahut yarım yamalak aydınlandığında ortaya çıkan sadece yeni bir manipülasyon olacaktır. "Tepeden inen", "dayatılan" yeni bir proje. Fakat gelinen sürecin sonunda bir projenin dayatıldığı zaman "tutmadığını" hâlâ anlamamış olamayız. Örnek için bkz: Kürt diye bir şey yoktur dayatması.

        Ben insanların soylarını devam ettirebilme hakları gibi dillerini de devam ettirebilme hakları olduğunu, bu nedenle anadilde eğitim gibi talepler konusunda devletin BDP'nin taleplerinin bile ötesine geçip esaslı hamleler yapmasını isteyen biriyim. Ancak, nasıl ki Toros marka arabaya binenin bir daha geri dönmediği o günlerden hesap sorulacak... Nasıl ki bir avukatı göz kapağı gözünden ayrılana dek döven, alt dudağını çenesinden ayıran işkenceci; kendi döşediği mayınlarda kaybettiği askerinin bilgisini kamuoyundan saklayan asker bunun hesabını verecek... O şekilde, haklı bir dava için olsa bile eline silah alanın, öldürenin ve ölüm emri veren "terör örgütü üyesinin de" ancak "hesap vererek" temizleneceği bir düzen tesis edilmelidir diye düşünüyorum. Kürtleri inkâr etmiş ve kendi işlerini aklarken tonlarca yalan söylemiş bir devletin kendi kendisiyle yüzleşmesi, önce bölgeyi daha sonra bütün ülkeyi acıya sürüklemiş, nerede başlayıp kimlerle iş tuttuğu iyice belirsizleş-miş başka bir etmenin, PKK'nın, meşru hatta şanlı bir "gerilla hareketine" dönüştürülmesini kapsamaz. Madem demokrasiden bahsediyoruz ve anahtar kelimemiz "milli irade", "toplum"; şunu söyleyelim, bir toplum iradesini ne kadar zorlarsa zorlasın böylesine hızlı bir sembolik dönüşümü kaldıramaz.

        Barışın dili, devletin cinayetleri ile örgütün cinayetleri arasında tercih yapmak zorunda değil. Çatışma dilini barışı "ima" edene dek esnetebiliriz, ama sündürürsek bütün süreci ikiye ayırırız. Dikkat etmeli.

        Diğer Yazılar