Başbakan neden hoş göremiyor?
ÇARŞAMBA akşamı haber kanalları, Başbakan Erdoğan'ın son günlerin ateşli tartışması, "karikatür" meselesi üzerine verdiği beyanatı geçiyordu.
Erdoğan'a, Salih Memecan'ın Kemal Kılıçdaroğlu'nu dansöz şeklinde çizmesi hakkında ne düşündüğü soruldu. "Tayyip Erdoğan kediye benzetilirken bir şey söylemediniz, köpeğe benzetilerek çizilirken bir şey söylemediniz. Hepsini sevimli hayvan yaptınız" diyordu Başbakan. Keskin bir incinmişlik vardı yüz çizgilerinde. Kırgınlığını saklamak için yedeklediği "Çok da belli etmeyeyim" kararlılığı, sakladığı duyguyu daha burgulu kılıyordu. Bakmayı bilen için, Başbakan'ın kevgire dönmüş umursamazlık zırhının altındaki serzeniş bütün deliklerden görülüyordu.
Onun en önemli sorunu ve en önemli sihri. "Siyasetçi" maskesi o kadar ince ki, arkasındaki insan çok net görünüyor. Sevgisi de, hassasiyeti de, duyarsızlığı da, hırçınlığı da, kızgınlığı da, alınganlığı da.
Karikatüristin ve mizahçının özgürlük sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiğini anlayamadığını itiraf ederken de aynı derecede şeffaf.
Gerçekten anlamıyor.
Karikatürize edilmekten memnun olan tek bir politik-medyatik şahsiyet gösteremezsiniz. Fakat çoğu, aldıkları eğitim ya da geldikleri çevre nedeniyle mizahın, sanat yönü itibarıyla yerleştirildiği "kutsanmışlık" mertebesi ile başa çıkamayacaklarını bildiklerinden öfkelerine kapılmazlar; onun yerine kendi silahlarını kuşanırlar: Ciddiye almamak silahı. Siyasetçi için en uygun, en ideal tavır bu olsa da, özünde mizahın mütecavizliğinden onu hiçe sayarak kurtulma eğilimi vardır; karikatüristi ve mizahı küçümseme vardır, horgörü vardır.
Başbakan mizah konusundaki doz aşımını hoş göremiyor, çünkü mizahçıyı hor göremiyor. Onun duygusal evreninde durum, "Yahu, mizah her zaman muhalif olmak zorunda, adamlar oradan ekmek yiyor" düzeyine bile tercüme edilemiyor; çünkü anlaşılan o ki, onun evreninde mesele şu: "Bir insan, başka bir insana bunu nasıl yapar?"
Şimdi biri Başbakan'a, "Ama bakın, siz hem insansınız hem değilsiniz" diye söze başlarsa dayağı yer. Ama bu cümleyi atlayıp şuradan başlasa misal: "Başbakanım, siz gücü, yönetmeyi, iktidarı, koskoca bir ülkenin birikimini ve en önemlisi yukarıda olmayı' temsil ediyorsunuz. Bazı karikatürist, mizahçı ya da köşe yazarı ekürisi ise hiçbir kusur işlemeseniz bile, yönetilenleri, fakirleri, güçsüzleri, tutunamayanları temsil ettiklerini düşündükleri için, hatta bazen de sizden daha 'aşağıda olanların' yukarıda olanlara duyduğu kaçınılmaz hasede ve kıskançlığa bile tercüman olmak zorunda hissettikleri için, gereğini yapmak durumundalar; biraz anlayın."
Başbakan'ın bu fikre katılacağını da sanmıyorum. Çünkü en temelde insanlar arasında böyle bir hiyerarşi olduğuna inanmıyor. "Hadi oradan" diyecektir, "Bugün var yarın yokuz, ne yukarısı ne aşağısı". "Hem dünya fani" diyecektir, "En nihayetinde hepimizi aynı kefene sarıp gömüyorlar". Ve "insan", Tayyip Erdoğan için adalet isteyecektir yine. "İnsaf" diyecektir.
Aynı mantıkla Başbakan Erdoğan'ın, kendisine gösterilen "sevgiyi" tahlil etmekte de zaman zaman yanılgıya düştüğünü zannediyorum. Karikatüristin mizahını, köşe yazarının eleştirisini kişiselleştirmesi, şimdilerde çevresinde perende atan bazı enteresan karakterlerin, işadamlarının, köşe yazarlarının sevgisini de kişiselleştirdiğine karine teşkil ediyor. Diğer alanları bilemem ama medyada sevgi, medyada adalet, medyada insaf; içeriden mi gelir, bir kifayetsiz muhterisin verdiği müeccel bir borç senedi midir, bunlar sektörün mensuplarının dahi ayırmakta güçlük çektiği şeylerdir.
Zira genel geçer his şudur: Güçlü insan şefkat uyandırmaz. İnsafın ibresinin muktedirin üzerinde durduğu anlar çok ama çok sayılıdır.