Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        WIKILEAKS belgeleri büyük bir depreme neden oldu. Hillary Clinton, özür dileyerek aktarılan raporlarla merkezdekilerin aynı olduğunu teyit etmiş oldu.

        Şimdi diyorlar ki: "ABD dünyaya rezil oldu." Hayır! ABD'nin gocunacağı tek şey, "top secret" bile değil, "hassas" bilgilerin korunmasında zaaf gösterilmiş olması ve diplomatlarını casus gibi konumlandırdığının anlaşılması. Allah başka dert vermesin.

        Wikileaks belgeleri, Matt Drudge'nin Bill Clinton-Monica Lewinsky skandalını yayınlamasından bu yana ortaya çıkan en heyecan verici internet gazeteciliği hadisesi. Ancak olay bu türden gazeteciliği zirveye taşıyan bir dönüm noktası mı, yoksa internet gazeteciliğinin sonu mu, onu zaman gösterecek. Kabul, gizli belgeleri yayınlamak; dış politika haberlerinin "devlet sırrı" kıskacı dışına taşırılarak dolaysız paylaşımı, kurulu düzen medyasının paylaştığı verilerden çok daha fazla "hakikat efekti" içeriyor. Gerçeği bilme açlığı, insanlığı, devletler ve sırları tarafından denetlenmeyen Wikileaks gibi alternatif medya platformlarına çekiyor. Ancak bu aynı zamanda bir büyük istismar kapısını, büyük bir yanılgı eğilimini de bağrında saklıyor. Zira büyük devletlerin istihbarat birimlerinin "Gizli belgelerim var, bakın bakın!" tekniğini bir psikolojik harp taktiği olarak kullanacaklarını, kamuoyunu bir de bu yoldan manipüle etmeyi deneyeceklerini dikkate almamak safdillik olur. Hardt ve Negri'nin "imparatorluk" dediği düzen, algıyı kendi menfaatine uygun şekilde yönetebilmek için, insanlığı yanıltmak için, yani gerekirse bir kolunu feda etmekten çekinmiyor: Bunu daha önce defaatle yaptı.

        'BIG BROTHER'I İZLİYORSUNUZ

        "Big brother is watching you!" sloganı, ABD ve parçası olduğu çokuluslu şirketler/ülkeler imparatorluğunun izleme ve kontrol etme mekanizmasında sınır tanımadığını anlatıyordu. Wikileaks, bu düzeneği tersine çeviriyor. "We are watching big brother!" şimdi... Büyük biraderi izlediğimiz doğru, ama ya izlendiğini biliyorsa ve "hâlâ" neleri göreceğimize karar verme yetisi varsa? O zaman onu gerçekten "gördüğümüzü" iddia edebilir miyiz? Nitekim Wikileaks'in sahibi ve editörü Assange'nin "belgelerin tasnifi ve ayıklanması" ile ilgili bir uzlaşmaya razı olduğu iddiası, güçlü bir ihtimal olarak masada durmakta.

        Nitekim ben, Netanyahu'nun yazışmaların açıklanacağı duyurulduğunda, bundan sadece üç-dört gün önce, "İsrail açıklamaların odağında yer almayacak" demesini manidar buluyorum. Nereden biliyordu?

        Diplomatların kaynaklarının birbirleri ve komşuları hakkında "Allah ne verdiyse" konuşmuş olmaları, ama her nasılsa birinin de çıkıp "Onlar var ya, güzel ABD için şöyle böyle dediler" şeklinde bir gammazlama faaliyeti içine girmemeleri de garip. Yayınlanan veriler arasında, bir Ürdün'den olsun, bir Mısır'dan olsun; ABD'yi gerçekten küçük düşürecek, okuyanın ezkaza aklına yatabilecek herhangi bir "zararlı" veriye rastlamamış olmak şüphe uyandırıcı değilse nedir?

        Hillary Clinton'un, İran'ın komşuları tarafından da tedirgin edici bulunduğuna işaret eden cümlelerini manidar buluyorum sonra.

        Nitekim kontrolü güç olan Ortadoğu ve Orta Asya'daki ülkelerin birbirlerine karşı ikili oynadıklarını "ima eden" satır aralarının dolaşıma girmesi de, bir plan olsa ancak bu kadar başarılı olabilirdi, öyle değil mi? Tam da Türkiye'nin sınırlarını aşmaktan, genişlemekten ve havza oluşturmaktan bahsettiği bir zaman diliminde.... Bölgedeki ülkeler arasında

        doğabilecek mesafenin ABD-Avrupa ekseni tarafından bir yılı aşkın bir zamandır "temenni edilen şey" olması, beni düşündürüyor.

        Üç ay sonra akılda kalacak şeyler, Türkiye'nin ABD'yi idare ederken "İran'ın denetlenmesinden" bahsettiği iddiası, Erdoğan'ın İsviçre'deki hesapları iddiası, Azerbaycan'ın Türkiye'ye gıcık olduğu verisi olacak. Safraları attığınızda "Demokrasini geliştir, Müslüman ülkelerle fazla içli dışlı olma, ille de açılım istiyorsan, bak Ermenistan yolu da açıldı" kalıyor geride.

        "Kral çıplak" mı sahi? Mevzu "kurmaca" olduğunda ABD'nin Andersen'i ona katladığını bilenler, bu soruya bir lahzada "Evet" diyemez.

        Diğer Yazılar