Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ZAMAN Gazetesi yazarı İhsan Dağı, demokrat ve liberal çevrelerin son dönemdeki kaygıları üzerinden “AK Parti’den statükocu bir parti olur mu?” diye sormuş ve “Olmaz” diye de cevaplamıştı. Çarşamba günü yazdığım yazının sonunda kendisi kadar iyimser olmadığımı belirtmiş, nedenlerini açıklamayı bugüne bırakmıştım.

        “Daha düne kadar ‘değişimci’ bir söylem, duruş ve politikayla oy alan ve iktidara gelen bir partinin bugün ‘statükocudevletçi’ bir söylemle aynı halktan yüksek bir destek görmesi mümkün değil” diyor Dağı. (18.01.2011/ZAMAN).

        AK Parti’nin siyasetinde tecessüm eden “değişim talebi” elbette halkın bu yöndeki iradesinden neşet ediyor. Ancak AK Parti’ye oy veren kitleleri tanımlayan tek dinamik “değişim talebi” değil; başka bir dinamik daha var: Ezilenler adına dik duran, ezilenler adına ezilmemeye azmetmiş bir öğreticinin, bir lider pedagogun “devlete” hükümet etmesinden gurur duymak. Dikkat çekeceği üzre, bu “devletçilik” ile akraba olabilecek bir halet-i ruhiyedir. Ayrıca söz konusu “değişim talebi” mevcut statükonun değişmesini kapsamaktadır evet, fakat yeni ve “kendisine uygun” bir statükoyu dışarıda bıraktığı da söylenemez.

        AK Parti’nin tabanı içinde elbette toplumun bütün kesimleri için demokrasiyi hedefleyenler var; milliyetçiler olduğu kadar demokratlar, hem dindar hem demokrat olan çevreler var. Ama bu kitleler AK Parti tabanının genel “kütlesi” ile oranlandığında görece dar bir çevredir.

        GOLYAT’IN KARŞISINDAKİ DAVUT GİBİ

        AK Parti’nin asıl oy deposu için hadise, Erdoğan’ın kişiliğinde tezahür eden peri masalıdır. O kişilik “dini kimliği yahut geldiği sınıftan utanmaması nedeniyle ‘özürlü’ sayılmış ve fakat şimdi âleme nizamat veren, örfümüz ve geleneklerimizle ilgili tartışmalı durumlarda referansını ‘kırsalın’ milli ve ahlaki ön kabullerinden çıkaran, her dem formda ve uzun boylu; müstağni vücut diliyle haksız olduğu kavgalardan bile galip ayrılmayı başaran; dobra dobra, bir vakit namazını sektirmeyen, ülkesinin hayrına değil şerrine çalışmaya azmetmiş adamlara asker de olsalar, yüksek yargı da olsalar hadlerini bildirecek, ama hiç değilse ‘Muhammed Ocağı’ ile uzun uzadıya kavgalı kalmaması gerektiğini de bilecek, ümmetin menfaatini uluslararası platformlara taşıyan, olmaz denilen projeleri hayata geçiren, Türkiye’yi adım adım yükselten, başlattığı işi takip eden, güven veren, yiğit bir adam”dır. Köşe yazarları “Yine dört ayak üstüne düştü” der, ama tabanın gözünde ona Allah yardım eder. Golyat’ın karşısına sapanla çıkan Davut’a ettiği gibi.

        Bu halk, temel motivasyonunu “demokrasi talebi”nden çok, “istikrar ve büyük Türkiye” mottosundan alıyor. Bu bağlamda AK Parti tabanının gizli ajandası filan da yok. Güçlü ve istikrarlı bir ülkeyi inşa etme hedefinin kendi ait oldukları toplumsal gruba nasip olmasını istiyorlar, hepsi bu! Ancak bilinir ki, Türkiye gibi kamplaşması-çatışması bol olan ülkelerde güç-istikrar arzusu, demokrasiyi zora sokan bir etmendir. Birine talip olana diğeri de “nasip olur” maalesef.

        Ezcümle, bu geniş toplumsal grubun temelinde “değişmeyen tek şey değişim” şeklinde, hem de süreklilik ima eden bir liberal düşünce zemini olduğunu düşünmek, çok “pembe panjurlu” bir beklenti. “Hardcore” Türkiye gerçeği ise şu: Liberal düşünce ve demokratik idealler, bir grup köşe yazarı ve akademisyen dışında hiçbir kesimin içinde kök salmış değil ki, Anadolu’nun geniş halk kitlelerinde kök salmış olsun!

        AK Parti’ye oy veren “toplumu” çok fazla idealize etmek, toplumun oylarının yarısını almış “AK Parti hükümetini de” idealize etmeyi getirir; hükümeti istediğimiz tüm kıvamları şıpın işi verecek kadar idealize etmenin sonucu ise derin bir hayal kırıklığı ve öfke oluyor. Oysa, öfkeye kapıldığımızda yaptığımız etki, uyandırmak istediğimiz etki olmuyor.

        Karamsarlığın mutsuz ettiği söylenir. Ama liberaller-hükümet ittifakının mutsuz bir dönemece girmesinin bir nedeni hükümetin sert tutumları ise, diğer nedeni liberal çevrelerin aşırı “iyimserliği” olmuştur.

        Diğer Yazılar