Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Vaka şöyle gelişti: ALES (Lisansüstü Eğitim Giriş Sınavı) sonbahar kılavuzundaki kılık kıyafet düzenlemesinde başvuruda verilecek fotoğrafın “başı açık” olarak belirlenmemesi ve “başı açık olarak sınava girilmesi halinde sınavın geçersiz sayılacağı” ifadesinin yer almaması, Eğitim ve Bilim İş Görenleri Sendikası’nı (Eğitim İş) alarma geçirmiş, sendika bir dizi ağrı ve sızıyla derdinin devasını Danıştay’da aramıştı. Hastanın öyküsünü şöyle bir dinleyen Danıştay ise belirtilere bakıp “Lasonil” vermiş. Yürütmenin durdurulması.

        Ama Danıştay’ın yasakçılığı Yargıtay’a bile pes dedirtti. Arkadaşlara, “Bütün bunlar kalple ilgili sorunların tezahürü. Artık sağlığa dikkat etsek daha iyi olur” mesajı vermek ise Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker‘e nasip oldu. Ne dedi Gerçeker? “Hak ve özgürlüklerin genişletilmesi, ileri götürülmesi hukukçunun ideali olmalıdır. Demokrasi temel özgürlük rejimidir, bunu özümsemek lazım.” İçinde bulunduğu “yüksek yargı” çevrelerinin dominant laiklik yorumunu tahkim etmek adına her türden muarızlığa talip olduğu bir iklimde gerçekleri söyleyen Gerçeker, bu konuda doğru bir yerde durdu. Geri adım atmayacaksa kendisini yürekten alkışlıyor, saygılarımı sunuyorum. İhtiyatlı bir alkış bu. Zira biliyorsunuz, hiç de karmaşık olmayan bir cümle kurup ertesi gün “Ben onu kastetmemiştim” demek âdet oldu artık, kolay anlaşılan bir cümlenin arkasında 24 saat durabilmek ise “yiğitlik”...

        Bu bağlamda eğer “geri adam atmayacaksa” Kılıçdaroğlu’nu da “kınadığımı” belirtmek isterim. Gerçeker’in bile isyan ettiği Danıştay kararına “saygı duymak gerekir” yollu “desteklerinden” ötürü.

        KYOTO SÖZLEŞMESİ?

        Kılıçdaroğlu’nu anlamak bazen çok zor oluyor. Hem dinin bir emrini yerine getirdikleri için temel hak ve hürriyetleri kısıtlanan kızların sorunlarını çözeceğini söylüyor, hem yasakları devam ettiren tutumun yanında yer alıyor. Bir yandan da Erzurum’a kar yağmamasını AK Parti’nin “bereketsizliği” ile açıklamak gibi “softa”lıklara gönül indiriyor.

        Ben, Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi “halka tepeden bakmayan, halkın değerleri ile barışık olan” bir düzleme çekme çabalarına başından beri destek vermiş biriyim. Çünkü “halkın değerlerine saygılı bir CHP’nin “insanların dini inançlarından dolayı ayrımcılığa uğramadığı bir Türkiye” mutabakatını güçlendireceğini düşünüyorum. Ayrıca kendi haline kalsa, Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü yasaklarından yana tutum almayacağına da inanıyorum. Fakat Kılıçdaroğlu son günlerdeki görüntüsüyle “top sesleri Ankara’dan duyulurken meleklerin cinsiyetini tartışmayı tercih eden ulema” performansı sergiliyor.

        Hey gidi günler hey.

        Belediye başkanlığı döneminde İstanbul barajlarının kuruması karşısında bir dizi bilimsel ıslah ve teknik tedbirin yanı sıra “yağmur duası”na da çıkan Tayyip Erdoğan fena halde alaya alınmış, arkasından teneke çalınmıştı. Bu kimseler, İstanbul’da su sorunu diye bir şey kalmayınca isteksiz bir biçimde sinmek zorunda kalmışlardı.

        Gelinen noktada dindar ve muhafazakârlardan oluşan mühendis kadrolar baraj yapıyor, yağışlardan maksimal oranda faydalanmak üzerine çalışıyor; bir zamanlar ağzından akıl ve bilimden başka bir şey çıkmayan eküri ise tabiat olaylarını bazı kişilerin ihlas yoksunluğuna bağlayarak “hikmet” arayışına giriyor.

        Şimdi Erzurumlular, Kılıçdaroğlu’nun “bereketsizlik” söyleminin peşine düşüp belediyelerinden “yağmur ve kar duası yönetmeliği” isterlerse, haksız mı olurlar?

        Ülkenin “aydın” partisinin küresel ısınma konusunda “Kyoto Sözleşmesi”ne filan dikkat çekmesi gerekirken işi “bereketsizliğe” getirmesi hayli sorunlu bir durum. Bu argümandan sonra Kılıçdaroğlu Başbakan’ın göçük altında kalan madencilerden kasıtla “madencilik mesleğinin kaderi” ifadesini kullanmasına, bu ve benzeri yaklaşımlara karşı hangi muhalefet imkânını kullanabilir, o da merak konusu. “Bu yörenin bereketi kaçmış” ile “ölmek kaderinde varmış” arasında nitelik farkı yok çünkü.

        Yine de karamsarlığa kapılmayalım. Belki böyle düşe kalka oluyordur bu işler. Yalpalaya yalpalaya bulunuyordur makul çizgi. “İdeal kombinasyon” arifesinde yaşanması normal olan bir evreden geçiyoruzdur da, hepsi bundan ibarettir belki.

        Diğer Yazılar