Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ZAMAN Gazetesi yazarı İhsan Dağı, "AK Parti'den statükocu parti olur mu?"

        başlıklı bir yazı yazmış ve toplumun statükocu olmayı seçmiş bir AK Parti'ye iltifat etmeyeceğini, bu nedenle AK Parti'nin statükocu bir parti olamayacağını iddia etmişti. Ben de kendisine "Aradığınız adreste böyle bir halk bulunamadı" başlıklı bir yazıyla, büyük bir yüzdesi AK Parti tabanı olan toplumun, elbette statükoyla bir hesaplaşmasının olduğunu, ancak daha güçlü ve büyük bir Türkiye adına daha adil bir statükoya pekâlâ rıza gösterebileceğini yazarak mukavemet etmiştim. İhsan Dağı "Halka statüko yeter mi?" başlıklı yazısında itirazıma itiraz etti. (Zaman/25.01 .2011) Dağı, "Halk, ne dogmatiktir siyasal tercihlerinde, ne de nankör" diyor. AK Parti'ye verilen destekte "demokrasi ve özgürlük" arayışının önemini küçümsememe gereğine dikkat çekiyor. Temenniler konusunda Dağı ile mutabıkım. Amacım umutsuzluk aşılamak yahut toplumu küçümsemek değil; benim gayem, AK Parti'ye oy veren toplum yüzdesinin gerçek taleplerini, onu yargılamadan anlamaya çalışmak.

        Doğrudur, AK Parti tabanının zihninde elbette bir demokrasi tarifi var; ancak bu tarifin, demokrat ve liberal entelektüelin tarifleriyle örtüşme yüzdesi sanıldığından daha düşük.

        Başbakan Erdoğan daha birkaç gün önce, Kiev'de "ileri demokrasi için, güçlü bir ekonomi, bunun için de tek parti ve güçlü iktidar" formülünü ortaya koydu. Seçim barajını aşağı çekme talebinin bir süre daha ertelenmesi gerektiğini düşünüyordu. Başbakan, "ileri demokrasi" derken farklılıkların en ince ayrıntısına kadar temsil edilip mâkes bulduğu bir sistemden çok, sandıkta belirginleşen iradenin, devletin her kademesinde ve biriminde tezahür etmesi gereğini kastediyor. Bunu gayet açık bir şekilde ifade ediyor ve kendisini destekleyen kitleler de herhangi bir endişeye filan kapılmıyor.

        Ekonomik büyüme devam ettiği, güçlü ve büyük bir Türkiye vizyonunda inandırıcı gelişmeler olduğu ve Başbakan Erdoğan'ın karizmasına halel gelmediği sürece, AK Parti tabanında böyle bir endişeye mahal de olmayacaktır.

        Ekonomik büyüme diyorum dikkat edin, kişi başına düşen milli gelir demiyorum. Çünkü bu milletin tercihlerini evine giren ekmek sayısı değil, hangi idealler adına nereye meydan okuduğu belirliyor.

        DAHA AZ AYKIRI SES DAHA BÜYÜK TÜRKİYE

        Başbakan "One minute" dediğinde yaşanan büyük heyecanın nedeni sadece mazlum Filistinlilere duyulan ilgi değildi, Arap sempatizanlığı hiç değildi. Birinci Dünya Savaşı sonrası oluşan konjonktüre, "İsrail" adlı bir devlet oluşsun diye tasarlanmış projelerin Türkiye'ye yüklediği bedellere ilişkin bir itirazı, yaralı bir bilinçaltını tetiklemişti "one minute". Yeni dış politika vizyonu ve ardı ardına imzalanan yüksek düzeyli ekonomik işbirliği protokollerinin en çok heyecanlandırdığı kitlelerin, bu işlerden beş kuruş bile kazanmayacak olan "one minute"ci kitleler olması bir şey anlatmıyor mu?

        AK Parti global ekonomi perspektifini yerelleştirerek, glocal bir terkip elde etti: "Şu işe bir destek at Hacım!" kapitalizmi... Win-Win. Bu ekonomi-dış politika terkibinin başarı kaydetmesi, "Büyük Türkiye" idealine bir parça daha yakınlaşmak ve milli gururu okşanan kitlelerin maneviyatını elinde tutmak demek.

        Bu vizyonun başarı kazanması ihtimalinde oluşacak artıları saymaya gerek yok. Ancak eksiler kısmına bakmakta fayda var: Büyümeye yeltenen her yapının aykırı sesleri bastırma eğilimi vardır.

        "İzzet açlığı" olan ve bu açlığını "kahraman" olarak gördüğü bir lider tarikiyle giderebileceği ülküsü taşıyan kitleler, farklı sesleri ve demokratik muhalefeti, "baltalama" girişimi olarak görmeye yatkındırlar.

        Eskiden "içinden geçmekte olduğumuz hassas dönemler ve birlik beraberliğe duyulan ihtiyaç" adına demokrasiden taviz isteniyordu. Halk bundan nefret etti.

        Ama artık "daha izzetli daha güçlü bir Türkiye için" çoğulculuktan, çokseslilikten bir süreliğine taviz isteniyor. Ve her nedense ben, bu talebin halka gayet rasyonel göründüğü gibi bir izlenime sahibim.

        Diğer Yazılar