Camiden çıkan demokrasi talebi
HÜSNÜ Mübarek’in “direnmeyi seçmesi” Türk medyasının laik duyarlılığını “her nasılsa” girmiş bulunduğu ataletten kurtarıverdi! Ertuğrul Özkök, Radikal Gazetesi’nde yayınlanan Amr Şalakani‘nin notlarından hareketle doğru dürüst namaz kılmayan Mısırlıların eylemi neden camiden başlattıklarını sorguladı. Namazı hızlı hızlı kılıp selam bile vermeden eyleme akan Mısırlıların namaza gösterdikleri saygısızlığı dert edinmiş gibi yaparak, asıl ve gerçek sözünü söyledi: “Camiden demokrasiye giden yolun son durağı belli değil” (03.02.2011/ Hürriyet).
Seküler Batıcı çevrelerde oldu bitti bir önkabul vardır. Bu kişilere göre İslam orijinli bir özgürlük ve adalet arayışı olamaz, olsa da muteber değildir! Bununla yetinmezler, ideolojik angajman emaresi göstermeyen bir halk hareketinin sosyolojik nedenlerle “camii”den start almış olmasını bile hazmedemez, hareketi yaftalamak için yeterli görürler. Dine ilişkin otantik tutumlar “radikalizm, tutuculuk, hoşgörüsüzlük” üzerinden değersizleştirilir. Dindarlığa ilişkin esnek, ılımlı, katı olmayan formlar ise, “aslında dindar bile değiller” üzerinden aşağılanır. Her durumda “din”, sıradan ya da kusurlu örnekler üzerinden “çıkmaz sokak” olarak kodlanır.
Mısır olayları üzerinden de aynı şey yapılıyor. Dikkat edin, “Müslüman Kardeşler” örgütü radikal olduğu için mi kötü, yoksa demokratikleşme eğilimi içinde olduğu, bu da onu ABD tarafından ‘kontrol edilebilir’ yaptığından dolayı mı kötü, halen netlik kazanmış değil. Ya çok Müslüman oldukları için, ya “samimi Müslüman olmadıkları için”, en nihayetinde ve aslında Müslümanlığı kimliklerinin önemli bir parçası olarak gördükleri için, en başından itibaren suçlular.
Onlar için acı, benim için tatlı olan gerçek şu: Asıl olan dinin adalet ve özgürlük arayışları açısından hakiki bir referans kaynağı olmasıdır. Arızi olan ise, bu arayışlara geçici olarak cevap veren yöneticilerin aynı din üzerinden iktidarlarını meşrulaştırmaya girişmesi ve dini despotluğa alet etmeleridir.
Türk entelijansiyasından Arap dünyasında “cami”nin nasıl bir sosyal hayat alanı olduğunu bilmesi beklenmeyebilir. Ancak olağanüstü hal uygulaması altında yaşayan Mısırlıların miting için “cuma namazı” dışında daha uygun bir mekân ve vesile belirlemeyeceklerini tahmin etmek o kadar güç olmasa gerek. Kaldı ki mevzu, Mübarek rejiminin otuz yıllık despotluğuna son vermek isteyen insanlara namazı tâdili erkana uygun kılıp kılmadıkları üzerinden samimiyet testi yapmak son derece samimiyetsiz bir tutum. Nedir yani, bu insanlar namazlarını düzgün kılıyor olsalardı, Özkök‘ün tabiriyle ibadetlerini icra ederlerken samimi olsalardı istedikleri her şey meşru mu olacaktı?
Geçelim. Burada asıl mesele, din arkaik ve geridir, demokrasi ise seküler ve “doğal olarak” ileridir; dini orijinden hareket eden hiçbir tutumdan, direnişten ve hareketten laik, demokratik, dolayısıyla “meşru” bir boyut elde edilemez iddiasıdır. Oysa ne bu iddiaya, ne de namaz üzerinden samimiyet testine en başta Ertuğrul Özkök‘ün cüret etmemesi gerekirdi.
‘UMRE’Yİ KONUŞALIM O VAKİT
Hangi saikle yapılıyor olursa olsun, insanların ibadetlerine sahicilik testi yapmayı çirkin bulurum. Ancak ortada zulüm gören insanların haklı direnişi karşısında “selam bile vermeden eyleme akmışlar, namazı samimi olmayanın demokrasisi de samimi olmaz” şeklinde çılgın bir analoji varsa, sormak “farz” olmuş demektir. Aynı mantıkla şimdi bütün Beyaz Türkler, laik ulusalcılar ve demokratlar “Ertuğrul Özkök herkesçe bilinen nedenlerle ve aslında hiç de gereği yok iken umreye gitmişti. O halde laikliğe ilişkin hiçbir talebi, modernliğe ilişkin hiçbir haklı analizi zinhar kabule şayan değildir” deseler, haksız mı olurlar?
Özkök‘ün mantığına göre haksız olmazlar. Ama gerçekte elbette haksızdırlar.
Çünkü laik ama aynı zamanda inancının da olduğunu söyleyen; Dawkins okuyup kafası karışan modern insanın “umre” yapması ne kadar meşru ve normal ise, Müslüman toprakların temel davranış eğilimlerine sahip dinli dinsiz, namazlı namazsız bütün Araplarının “demokrasi talebi” de o kadar haklı ve meşrudur.