Bir İslamofobik olarak Ali Atıf Bir
GEÇEN pazar günü, Defne Joy’un ölümünden sonra ortaya çıkan tutumları eleştiren bir yazı yazmıştım. Muhafazakârların dünya görüşlerinin temize çekilmesinden duydukları sevinçten rahatsız olduğumu belirttim, ayrıca kendisini muhafazakârlıktan derin ve keskin bir biçimde ayrıştıran ve her fırsatta muhafazakârlığın modern yaşamı tehdit ettiğinden yakınanların, işler yolunda gitmediğinde harcadıkları ilk figürün kadın olduğu gerçeğini hatırlattım. (06.02.2011). Bana göre, bir hemcinsinin başına gelseydi çok anlayışlı olabilecek Uluç’un ve sosyal medya ortamında benzerini fark ettiğim dilin böyle bir problemi vardı. Hâlâ aynı şekilde düşünüyorum. Gelgelelim yazımın ana teması dahil, olayın tüm boyutlarını atik bir el hareketiyle sumen altı eden ve “Vay sen modern kadına şöyle böyle mi diyorsun” lafazanlığı ile tribüne oynama gayretkeşliğine düşen “iletişim” üstadı(!) Ali Atıf Bir’in, tuhaf ve biçimsiz yazısına maruz kaldım. (07.02.2011/ Bugün).
Ali Atıf Bir, işi “Benim eşimin de başı açık” notunu düşmeye kadar vardırırsa beni utandıracağını varsayarak “aklınca” kurnazlık etmiş. Anlaşılan, gazete filan okumuyor, köşe yazıları dahil sadece fotoğraflarına bakıyor. Başı açık kadınlar hakkında olumsuz bir şey söylediğim izlenimini uyandırma fikrinden çıkaracağı ekmek kendisini o kadar heyecanlandırmış ki, adeta gözü dönmüş, alıntıladığı cümlede kadınların değil erkeklerin sorgulandığını bile kaçırmış.
Cümle şuydu: “Hem hayatın sonuna kadar modern, Batılı ‘çağdaş‘ kalıplarla dizayn edilmesine taraftar olacaksınız; gözünüzün eriştiği her yerde bakımlı ve çekici kadın görmek isteyeceksiniz, sosyalleşme denilen olgunun ‘Sex and the City’ üslubu etrafında şekillenmiş olmasına itiraz etmeyeceksiniz hem de işler ters gittiğinde faturayı bu yaşamı içselleştirmiş olan kadına keseceksiniz; ‘modern, şehirli, özgürlüğüne düşkün, hayat dolu, canlı‘ kadını harcayıvereceksiniz.” Adım adım gidelim de zorlanmasın. Burada yazar kime sesleniyor? Erkeğe. Nasıl bir erkeğe? Batı tipi modernliğe has kalıp ve tasarımları kendi hegemonyası için kullanışlı araçlar haline getiren, ama bunun sonuçlarına teorik düzeyde bile katlanamayan erkeğe.
Kaldı ki, benim modernliğin içinde durarak modernliği eleştirme hakkım var ve öte yandan o eleştirildiğinde yok olan bir şey de değil. Ona en köklü itirazı getiren postmodernizm bile en nihayetinde “kendi sınırlılıklarını fark etmiş, imkânsızlıklarının bilincine varmış ve bunlarla yaşamaya karar vermiş modernlik” olmakla iktifa etti. Rahat olun yani. Gerilmeye harcadığınız enerjiyi kendinizi geliştirmeye verseniz daha iyiydi.
İTHAM ETMEKLE İTHAM EDİLMEK
Bir’in, gösteri dünyasının bir figürü olan Defne Joy’un hayat tarzını, kendi halinde akademik geçmişi de olan eşinin tarzıyla kıyaslaması üzerinde durulmayacak kadar galiz bir hata ama tadından yenmeyen klişeleri kullanması bende neredeyse merhamet uyandırdı. “Yatmadan önce sure okuyan modern eş” ve “Capitol’de gördüm, biri türbanlı iki genç öpüşüyordu” kontrastı! Kesin “türbanlı arkadaş” klişeniz de sıradadır. Sonra anneniz, babanız ya da dedeniz hacıdır mutlaka.
Ayrıca ben eminim ki, size Capitol’de öpüşen iki türbanlı ısmarlasak, siz onu da getirirsiniz. Zira her nasılsa böyle manzaralar hep sizin gibi, “Bir yeri gelse, türbana da bir dokundursak” heveskârlığı içinde olanlara denk geliyor.
“Her başı açık kadını, her arkadaşlarıyla dışarıda eğlenen kadını, ahlaksız kadın olarak görmek ve böyle olduğunu ima etmek vicdansızlıktır” demiş Bir.
Uydurduğu veriyi öyle ferah feza benim ağzıma yamıyor ki, hayran olmamak imkânsız. Hatırlatmaya gerek var mı bilmem: Ben, Defne Joy’un ölümünü analiz etme işinin geldiği acımasız boyutu kaleme alan tarafım. Hıncal Uluç’un yazdığı o yanlış yazıya “hak veren” ve kimsenin tam olarak bilmediği o ölüm gecesi üzerinden Defne Joy’a “marjinal” deyip ayrıştıran sizin tarafınız!..
Ve bir hatırlatma daha. Ben, sizin değişen Türkiye ile ilgili korku ve kaygılarınızı anlayabilirim. Lakin bu korkularınızın arkasına sakladığınız “İslamofobik” ifrazatınızın boşaltım mekanizması değilim. “Vicdan” maskesi arkasına sığınınca yaptığınız görünmez olmuyor, bilakis daha karakteristik bir hal alıyor, bunun üzerine sonsuza dek yazabilirim.
Neyse ki sadist biri değilim.